30.10.07
29 Ekim' in anlamı
Uğurlamanın ardından bizbize kalınca hadi dedim Pınar, gel seninle 29 Ekim' den, Cumhuriyet' ten bahsedelim.
Ben çocukluğuma ve gençliğime döndüğümde hiç eski bayram anısı hatırlamam. Bunun üzerine çok düşündüm gerçekten, halbuki 35 yaşında kazık kadar kadınım, üniversite dahil 16 yıl eğitim gördüm, hadi çıkarın üniversiteyi bayram kutlamalı 11 yıl geçirdim, her yıl 29 Ekim, 23 Nisan ve 19 Mayıs' ın okul dönemlerinde kutlandığını düşünürseniz yılda 3 milli bayramdan, 33 bayram eder. Az değil !!!!!
Ama bir tanesi benim aklımda yer etmemiş !!!!
Halbuki babam asker olduğu için bu bayramlara çok önem verirdi, mutlaka elimden tutar, toplu taşım araçlarına indire, bindire Vatan Caddesi veya Stadyum' daki gösterilere götürürdü. Adamcağız bir ebeveyn olarak ne yapsın, görsel eğitim materyallerini önüme sermiş. Aslında öğrenmem lazımdı. Bilmiyorum ki belki görsellik eğitimsel anlamda yeterli değildi veya günün moda deyimiyle benim öğrenme şeklim görsellik değildi !!!!
Ama çok da haksızlık etmeyeyim, deniz lisesi öğrencilerinin omuzlarının üstüne çıkıp kule yapmalarını hatırlarım birtek. 33 bayramda bir bu aklımda kalmış, hiç yoktan iyidir.
Halbuki herbir bayramın bir anlamı var, her biri Türkiye tarihinin bir dönüm noktası, onca çabanın, onca canın bir göstergesi ama ben çocukken ve gençken bunları anlayamamışım, malesef bütün o konuşmalar, yürüyüşler, omuzlara çıkıp oluşturulan kaç insan yüksekliğindeki kuleler benim çocuk zihnime veya genç, uçuşan dimağıma bunları kazıyamamış.
Bu yüzden akşam Pınar' ın okulunda düzenlenecek törene gidip, gitmemek konusundaki kararı Pınar' a bırakıp başladım bir anne olarak Pınar' la Cumhuriyet ve Atatürk hakkında konuşmaya.
Önce Cumhuriyet hakkında ne bildiğini sorguladım. "Bize öğretilen tarzda bir yönetim biçimi" diye söze başlamaması sevindiriciydi. Cumhuriteyi tam tamına sözlük kelimeleri ile anlatmadı, Cumhuriyetten sonra ülkemizde değişenleri çok güzel özetledi.
Kadınların Cumhuriyet öncesinde zorunlu olarak kara çarşaflar giydiklerini, kendilerini belli etmeden sessiz sedasız, bir gölge gibi süzülüp gittiklerini, seçme ve seçilme haklarının olmadığını, çalışamadıklarını, mahkemelerde şahitliklerinin kabul edilmediğini anlattı. Ayrıca para ve ölçü birimlerindeki değişiklikleri, erkeklerin kıyafetlerindeki değişiklikleri, soyadı kanununu ve harflerdeki değişikliklerden bahsetti.
O durakladığında bu sefer sözü ben ele aldım ve "sence Cumhuriyetten en çok etkilenen kimlerdi?" Pınar dedim "Cumhuriyet en çok kimin işine yaramış olabilir?"
"Kadınların" cevabını alınca rahatladım.
"Evet Cumhuriyet en çok biz kadınlar için önemli" dedim kızıma. 1881' de 19. yüzyılın son çeyreğinde doğan bir adamın, bütün bir ömrü boyunca koca bir ulusu adam etmeye uğraştığını, sadece evde hayatı kolaylaştırmak amacı ile barındırılan biz kadınlar için uğraşıp durduğunu anlattım. O dönemde yaşayan babalarımız, ağalarımız, abilerimiz ve erkek kardeşlerimiz bile bize adam gözü ile bakmazken veya bakıpta bunu ortalıklarda dillendirmezken, o adamın bizim için uğraşıp, bir gelecek sağlamaya çalıştığını anlattım.
Eğer Atatürk olmasaydı bugün ikimizin ne durumda olabileceğini konuşmaya başladık ve şunları bulduk;
* Ben kesinlikle çalışan bir anne olmazdım,
* Para kazanamazdım,
* Anne ve kızı olarak değil bir arabaya atlayıp kitap fuarına gitmemiz, bakkala gitmemiz dahi yakışık almazdı,
* Muhtemelen bizim Laz Bakkal amcamız, bizim elimizden para almazdı,
* Pınar okula gidemezdi, şimdi severek öğrendiği pekçok şeyi öğrenemezdi,
* Benim araba kullanmam mı? Hadeee canım, sen ne diyon derlerdi !!!!
* Pınar büyüyüp bir genç kız olduğunda veya olmadığında !!!! komşu teyze gelip onu oğluna beğenir, babamız Pınar' a bile sormadan verdim, gitti derdi.
İşte bu sonuncusu Pınar' ı çok derinden etkiledi. Yüzü buruştu, "yok anne dedi, benim babam öyle birşey yapmaz ki !!!!"
"Eğer o zamanlarda yaşasaydık, bu normal olurdu Pınarcığım, baban seni yine çok severdi ama sana sormadan hadi kızım bu adam senin için uygundur sen bu adamla evlen diyebilirdi" dedim, üzüldü :(
Ama malesef Türkiye' de hala bu olayların olduğunu söylemedim, söyleyemedim. Bunları söylesem "hani Türkiye' de Cumhuriyet vardı ????" şeklinde gelebilecek bir soru karşısında boşboş bakabilirdim. O riski alamadım :(
Malesef Cumhuriyet' in Türkiye' min bazı noktalarında hala oturmadığını, kadın, erkek, çoluk, çocuk özgürce yaşamak anlamına gelen Cumhuriyet' in anlamının hala tam anlaşılamadığını anlatamadım.
Sekizine merdiven dayamış ama henüz 7 yaşındaki bir çocuk için bu sene Cumhuriyetin anlamını kavraması yeter sanırım, dokuzuna merdiven dayadığında bunları da öğretmiş olmalıyım.
Sonra Atatürk' ten bahsettik. Öğrendim ki Atatürk' ü seviyormuş :)
Evet seviyormuş ama neden seviyorsun soruma tam bir yanıt veremedi :))
Öyle olunca ben Atatürk' ü neden sevdiğimi şöyle anlattım :)
Ben Atatürk' ü seviyorum çünkü bence Atatürk müthiş bir insanmış. Atatürk' ün söylediği her sözü iyice düşündüğümde hayranlığım daha da artıyor. Çünkü taaaa 1881' lerde doğmuş ve 1938' de ölmüş bir insan olmasına rağmen, söylediği her söz bugüne o kadar uygun ve çağdaş ki !!!! Bunları nereden öğrenmiş olduğunu merak edip dururum her zaman için. Her halde çok okuyan, okuduklarını düşünen ve mantık süzgecinden geçiren bir adammış. Sonra muhtemelen çevresindeki insanların düşüncesine de önem veriyormuş, çünkü onu tanıyan herkes ondan sevgi ile bahsediyorlar, arkadaşları her zaman çevresinde olurmuş, insanlar değer verilmediklerini düşünürlerse bir insana kolay kolay destek olmak istemezler. İsteselerde bu içlerinden gelmez.
Sonra çok çalışkan bir adammış, düşünsene sadece 57 sene yaşamış ama 57 senede yaptıkları ile tarihe damgasını vurmuş, yepyeni bir Türkiye kurmuş, pekçok devrim yapmış. Bunları yatarak, keyif çatarak yaptığını sanmıyorum. Zaten pekçok sözünde bize çalışmamızı, hemde çok çalışmamızı öğütleyip duruyor. Sonra bir sürü insanı bu değişim için ikna etmiş, insanların alışkanlıklarını değiştirmek zor iştir, Atatürk yılgınlığa uğramamış, uğradıysada bir yolunu bulup bu yılgınlıktan sıyrılmış. Demekki iyi bir lidermiş. Sonra en önemlisi bencil değilmiş, bencil olsa en azından savaş kazanıldıktan sonra oturur, keyfine bakarmış ama o durmamış çalışmaya devam etmiş.
Bunları anlattıktan sonra ekledim "ama yalnış yaptığı birşey varmış, o da bedenine iyi davranmamış. Halbuki biraz daha yaşasaydı Türkiye' de daha neler yapardı kimbilir ???" dedim.
Bana hak verdi. Çocuğu fazlaca gaza getirmişim demekki, "anne biliyor musun, benim Atatürk' le aramda çok benzerlik var" dedi :)
Anlat bakalım neymiş o benzerlikler ????? dedim.
Efendim ;
Atatürk' te matematiği çok severmiş, Pınar' da.
Atatürk' ün de gözleri maviymiş Pınar' ın da.
Atatürk' ün de saçları sarıymış, Pınar' ında dipten çıkan saçları sarı çıkıyormuş :)))))))
Türkiye' de bu özellikte bir sürü çocuk var Pınarcığım dedim. Bana bak mesela, bende matematiği seviyorum, bende mavi gözlüyüm ama 35 yaşına geldiğim halde Atatürk' ün yaptığının 100' de 1' ini bile yapabilmiş değilim. Bir işe gidip çalışıyorum, bir ev idare ediyorum, birde çocuk yetiştirmeye uğraşıyorum o kadar.
İyi yoldasın ama eğer Atatürk kadar çok çalışırsan, sadece kendin için değil tüm Türkiye için kafanı çalıştırır ve çevrendeki insanlar içinde birşey yaparsan, tembellik yapmaz, matematik zekanı hepimiz için kullanırsan, ileri görüşlü olup, çok okursan, bildiklerini ve öğrendiklerini başka insanlarla paylaşırsan ve çevrendeki insanların güvenini kazanıp, onları peşinden sürükleyecek kadar iyi bir lider olursan o zaman saçlarının sararmasına bile gerek olmaz. Her insan nasıl kendine has bir insansa Atatürk' te öyleydi mutlaka, Atatürk olamazsın ama tam da Atatürk' ün istediği gibi bir genç insan olursun ama rica ederim bu hengame de Atatürk' ün yaptığı hatayı yapıp, kendini helak etme. Hazır bu kadar yetişmişken vatana millete biraz faydan dokunsun :)
7 yaşındaki beyni bunların ne kadarını anladı bilmiyorum ama önemli konularda kızımla büyüklerle konuştuğum gibi konuşmayı seviyorum, elbet anlayacağı bir dönem olacak. Bu sözlerimin 1 veya 2 si bile zihninde kalsa yeter, ben çok konuşmayı severim nasılsa, boş konuşacağıma, bunları anlatayım :)
Sonrası mı?
Pınar aldığı bu gazla her daim odasında bulundurduğu Türk bayrağını aldı, hadi anne okuldaki törene katılalım dedi. Biz iki aklı evvel kadın !!! akşam karanlığında kendimizi yollara vurup, karanlık yollardan dağ başındaki okulumuza ulaştık. Fener alayına katılıp, havai fişek gösterisini ve folklör ekibini seyredip evimize döndük.
Nedense bu fener alayı da çocukluğumdaki eski bayramlar gibi bana birşey hissettirmedi. Düşündüm biz Cumhuriyetten nasibini almış bir avuç insan, bu havai fişeklerle, memleketimin bilmem hangi köşesinde imkansızlıklarla boğuşan, Cumhuriyet' i sadece bir yönetim biçimi olarak algılayan Türkiye' m insanına ne verebildik :((
7 yaşındaki kızım ve bir avuç arkadaşı, sıcacık yatağına girmek için hazırlanmak dururken, elinde bayrağı ile orada yürüyerek Cumhuriyet için bir fedakarlık yaptı kabul, bu ona yeter. Ama el insaf ben 35 yaşındaki kadının yapacağı daha etkin bir şeyler yokmuydu. Yok bu tören beni tatmin etmedi, yaşadığım 33 törenden biriydi sadece !!!
Şöyle Atatürk gibi düşünen bir lider çıksaydı, "haydi "deseydi "bırakın şu havai fişekleri, şimdi havaya para saçma zamanı değil, onunda vakti gelecek elbet, biz önce memlekette seferberlik başlatalım, önce bir çalışalım, alnımız terlesin, el ele verelim. Eğitim seferberliği yapalım, bu memlekette kız, erkek her çocuk okusun önce, sadece çocuklar değil, anneler, babalar ve öğretmenler eğitilsin, yürüyün, haydeee boş durmayın" deseydi, oradaki bir avuç kalabalık daha mutlu olmaz mıydı, Cumhuriyet bayramı daha coşkulu kutlanmaz mıydı?
Nerede bizim liderimiz, nereden bulacağız, ne yapacağız ????
Biz Atatürk' ten sonra niye dört dörtlük liderler yetiştiremedik ????
Nerede yanlış yapıyoruz ????
Cumhuriyet' i sadece büyük şehirlerde yaşayan bizler değil, tüm Türkiye'm halkı yaşamaya başlasa bakın bakalım memleketimde ayrılık, gayrılık kalır mı?
Ne bileyim, belki ben bir bayramdan fazla beklenti içine giriyorum ????
Belki de eğlenmeyi bilmiyorum ????
Biliyorummmm, bende zaten var bir yanlışlık !!!!!
Anneeee yaw sen nerde yanlış yaptın ????
:)))))
Kitaplar, akrabalar, eş dost ve Cumhuriyet
Bu hafta sonu kızımla bekardık. Babamız bizim sektörümüz için önemli yurtdışı fuarlarından birine giderken, "Amannn dedi, ben yokum şu 3 günlük tatilde dikkatli olun, kendinizi paralamayın, az gezin, bol dinlenin"
:))))))
Adamcağız tanıdı artık karısını. Annemin küçükken beni çok fazla sokağa salmamasının üstümde yarattığı etkiye bakar mısınız ???????
:))))))
Neyse bu uyarıyı da dikkate alıp hergün biraz dinlenip, birazda gezerek noktaladık bu 3 günü ;
İlkgün malum cumartesi piyano ve bale derslerimize girip, kendimizi hemmennnn eve attık. Pınar bilimum çizgi film ve salonun her köşesine yaydığı aktivitelerle zaman geçirirken, bendeniz dolapları indirip, Mayıs ayında okulda kermes yapacak arkadaşım için malzeme analizine giriştim.
Pazar günü ise bu tatilin en önemli çılgınlığını yapıp, kumbarada biriken paralarımızı çantalarımıza istifleyip, bizim köyden yola çıkıp, taaaaa İstanbul' un öbür ucundaki Kitap Fuarına gittik.
Biliyorum artık internetten çok daha uygun fiyata, onca yol tepmeden, onca yakıt yakmadan kolaylıkla kitap alabiliyorsunuz ama kitap alırken şöyle bir ele almak istiyor insan, birkaç sayfasına göz gezdirmek, arka kapağından kitabın özetini okumak, o kitap sayfalarını solumak istiyor. Kabul edin ki "Kitap Fuarının" havası bir başka oluyor. Sağınız kitap, solunuz kitap :)
Aman trafiğe kalmadan gidip, kalabalık olmadan dönüp, şu köprüyü biran önce aşalım endişesi ile erkenden yollarak düştük. Öyle erken düşmüşüz ki, fuar açılmadan Tüyap' ta bulduk kendimizi :)) Orada dağıtılan kataloklardan alıp, gitmek istediğimiz yayınevlerinin hangi salon ve standlarda olduğunu tespit edip, kendimizi ilgili salona attık. Bir o stand, bir bu stand dolandık durduk.
Bu fuar Pınar' ın çok hoşuna gitti. Bundan yaklaşık 3 sene önce kuzenle birlikte gitmiştik. O zaman Pınar minicik olduğu için kitaplar değil, ayağının acıması gündemi belirlemişti. Kuzeni ile birlikte reyonlarda oflaya, puflaya gezmişlerdi :)))
Bu sefer daha bilinçli olduğu için olsa gerek, "Aaaaaaa anne bak burada şu yayın evi varmış, burada şu varmış" diye gezindik durduk. Meğer dergilerde gördüğü ve almak istediği kitaplar varmış bizimkinin.
En çok Günışığı Kitaplığı, Mavi Bulut, İş Bankası Yayınları ve Doğan Egmont' un standında vakit geçirdik. Özellikle Günışığı Kitaplığı ve Mavi Bulut' un kitapları favorimizdir bizim. Mavi Bulut' un yazarı Fatih Erdoğan' ın "Artık Kendim Okuyabiliyorum" serisi ile kitapları sevmeye başlayan Pınar, okullu olduktan sonra yine aynı yazarın "Sihirli Kitaplar" serisine vurulmuştu. Serinin 5 kitabını birden alıp, herbirini resmen yalayıp, yutmuştu. Pazar günü Mavi Bulut standına girince gördük ki, yayınevinin bu fuarda bizim için bir sürprizi varmış. Sihirli Kitaplar serisine yeni bir kitap daha eklenmiş. "Sihirli Gözlük" ü görür görmez, hemen bir tane aldık, yeni bir kitap daha yoldaymış üstelik, malesef bu kitabın baskısı fuara yetişmemiş.
Sonra Mavibulut' tan, yeni çıkan 2 güzel şiir kitabı aldık,
Önce gök var oldu,
Sonra yer.
Bitkiler ve hayvanlar var oldu sonra
Ve insanlar...
Ve bütün bunlar var olurken bir şey daha var oldu:
KUCAKLAŞMANIN DİLİ
işaretiyse:
SEVGİ diye başlıyor "Beni Kucakla"
Gönül Kuşu içimizde bir yerlerde yaşar.
Hiçbirimiz görmedik onu şimdiye dek,
ama biliriz onun orada olduğunu.
Doğduğumuz an ilk kez çırpar kanatlarını.
Yaşadığımız sürece bir kez bile bizi terk etmez, hep bizimledir.
Tıpkı ölünceye dek soluduğumuz hava gibi.
diyor "Gönül Kuşu".
Her iki şiir kitabı da çok hoşuna gitti Pınar' ın. Şiir kitaplarını okumak ayrı bir kültür, ayrı bir yetenek gerektirir gibi gelir bana. Hikaye ve roman türü kitapları şakır şakır okurumda, şiir kitaplarına gönlüm zor ısınır nedense ama bu iki kitabı da sevdim özellikle "Beni Kucakla" yı.
Pınar kitapları okuduktan sonra hemen resimlemeye geçti. Gönül Kuşu ile çekmecelerini ve birbirini kucaklayan güneş, ay ve gökkuşağını resmetti. Sonra sabah beni kucaklarken, "bil bakalım şimdi benim gönül kuşum hangi çekmeceyi açıyor" dedi :))
Beni Kucakla' yı okuduktan sonra birbirimize daha sık, daha sıkı sarılır olduk :)
Bu yayınevinin yayınlarını incelemek isterseniz http://www.binbirkitap.com/ a girip detayları alabilirsiniz, isterseniz havale veya kredi kartı ile kitapta edinebilirsiniz.
Günışığı kitaplığının standındaki abla Pınar' a birkaç kitap tanıtımı yaptı. Kitabı o kadar güzel anlattı ki, Pınar hemen bir tane aldı. 3 sene önceki fuarda aldığımız "Küçük Cadı Şeroks" u o kadar severek okumuştu ki, bu kitabın devamı olan "Büyük Tuzak" tan aldık bir tane. Günışığı Kitaplığını çocuk ve gençlik kitapları dalında müthiş başarılı buluyorum. Pınar ile birlikte bu yayınevinin pekçok kitabını çok severek okuduk. Küçük Cadı Şeroks*, Kraliçeyi Kurtarmak*, 5 Çocuk 5 İstanbul*, Balık*, Lollipop, Susi ve Paul' ün Gizli Günlükleri, Mini Serisi*, Gül Sokağının Dikenleri*, Büyülü Süpürge Servisi ençok hoşumuza gidenlerdi.
* daha bir severek okuduğumuz kitapları göstermektedir :)
Mini serisinin henüz okuyamadığımız 2 kitabı ile birkaç kitap daha alıp, bize yaptığı satışla günün ilk siftahını yapan ablaya "biz uğurlu bir aileyizdir, satışlar iyi olursa mutlaka haber verin :)" diyerek vedalaştık :))))
Bu yayın evinin kitapları hakkındaki detaylı bilgiyi www.gunisigikitapligi.com/ adresine tıklayarak alabilirsiniz.
İş Bankası yayınlarının prensesli kitaplarına takılarak biraz vakit harcadık, genelde hikaye kitabı ve roman tarzı takılan kızım buradaki balerinli çıkartma kitaplarını görünce eski heyecanlarına kapılınca, hadi dedim, bu senin yaşının altında bir kitap esasen ama kendi harçlığında alabilirsin. Kitabı aldıktan sonra bizim kız itirafa başladı "anne biliyorum bu benim yaşıma uygun değil ama ne yapayım ben böyle kitapları hala seviyorum" :)
"Senin okuduğun kitaplarda benim yaşıma göre değil ama bende senin kitaplarını seviyorum Pınar" deyince rahatladı :)
Bir an Günışığı Kitaplığının yazarının söyleşisi ve imza saatine katılmayı aklımızdan geçirdiysekte, bunun köprüde 2 saat gibi bir zaman takılmamıza sebep olabileceği endişesi ile vazgeçtik. Geldiğimiz gibi yine hızla dönüşe geçtik. O kadar çabaya rağmen yine de köprüde takıldık :(
Allahtan Pınar çıkartma kitabını almışta, o arada kitapla oyalandığı için çok sıkılmadan bu sevimsiz trafik sürecini atlattık.
Bu İstanbul trafiği cidden sevimsiz bir hal almış. Hergün işe gidip, eve dönmek için köprüyü geçmek zorunda olan insanlar için ciddi üzüldüm, resmen büyük bir işkence :(. Trafik korkusundan herşeyi buna göre planlar hale geldik. Akrabayı, eşi dostu ziyaret nerede ise bir işkence halini aldı ve nedense toplu taşıma araçlarının etkin kullanımı konusunda başarılı bir adım atılabilmiş değil :(
Kendimizi köprüden aşırtınca rahatladık. Dersten, işten, güçten, aktiviteden dolayı ne zamandır görmediğimiz küçük halamıza uğradık, birkaç saatliğine sohbet ettikten sonra, teyzemize uğrayıp, anneannemizi ziyaret ettik. Akşam 19:00 itibari ile evde, koltuğumuzda yerimizi almış, çay ve sütümüz eşliğinde aldığımız kitapları incelemeye koyulmuştuk. Kitap ayıraçlarımızı tanzim edip, 21:00 itibari ile yatağa geçip, kitaplarımızı okumaya başladık. Ardından da kendimizi güzel uykunun kollarına bıraktık.
29 Ekim mi ?????
Siz bunları bir içinize sindirin, 29 Ekim' i de yarın anlatayım, ne de olsa Cumhuriyet Bayramı' ydı kısa geçilmez :)
24.10.07
Artık tamamdır
Yatarken, kalkarken, okula giderken, okuldan aldığımda, ders çalışırken, tatillerde...
İzliyordum...
Anlattıklarını dinliyordum...
Satır aralarına bakıyordum...
Aklındaki soru işaretleri konusunda dertleşiyorduk...
23.10.07
Reklamların etkisi
- Annee, hani sen tatilde çocukluğundaki parka gidince, sevdiğin oyuncağın kaldırıldığını görüp hayal kırıklığına uğramıştın yaaa,
- Eeeeeeee ?????
- Biliyor musun? Bende Türkiye' nin sonundaki parkta öyle oldum.
- Türkiye' nin sonunda park mı var Pınar ???????? Anlamadım ???????
- Hani ben küçükken okulla gitmiştim yaaa...
- Tatilya' yı mı diyorsun ???
- Hııı hıııı, evet işte o.
- Orası Türkiye' nin sonu değil ki Pınarcığım, olsa olsa İstanbul' un sonu olabilir.
- Hı işte İstanbul' un sonu. Bende oraya ikinci gidişimde çok hayal kırıklığına uğramıştım. Bütün güzel oyuncaklar kaldırılmış, birkaç tane oyuncak kalmıştı. O yüzden girememiş arkadaşlarımla geri dönmüştük. Aslında o oyuncaklar kaldırılmasa arkadaşlarımda görebilirdi.
- Orası artık tamamen kapandı biliyor musun ?
- Evet biliyorum ama keşke kapanmasaydı. Niye kapandı?
"Artık kar etmemeye başlamış, para kazanamamaya başlayıncada masrafları karşılayamadıkları için kapatmışlar Pınar" dedi babamız.
Bizimki yine itiraz etti.
- Ne olmuş ki kar etmeseydi ama kapatmasaydılar.
- Bir iş yeri uzun süre kar etmezse kapatmak gerekir Pınarcığım, bir süre sonra masraflarını karşılamaya paran yetmemeye başlar.
- Onlarda Finansbank' a gitselerdi.
- !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
- Gidip büyüselerdi.
- :)))))))))
"Orası zaten İşbankası' nındı kızım" dedi babası. Paran bile olsa uzun süre kar etmeyen bir işyerin varsa kapatmak zorunda kalabilirsin.
Buradan Finansbank yetkililerine duyurulur şimdi bu reklam ile yetişkinleri bankanıza ne kadar yönlendirebiliyorsunuz bilmiyorum ama gelecek nesiller için reklam işe yarıyor.
Kızımın bu cevabı beni resmen şok etti, bu reklamdan aklında kalanlar konusunda dikkatli olmam gerek. Acilen maliyet hesabı, paranın kullanımı ve borç alma konusunda uygulamalı örnekler vermeliyim.
Özellikle borç alma konusunda !!!
Yoksa bizim kız 18' ini devirir devirmez en yakın şubeye gidip bütün aileyi felç edecek bir oranda borçlanabilir !!!
Doğduğundan beri banka reklamları kredi alma olayını o kadar güzel sunuyorlar ki !!!
Borç alamayan insanı küçültüp, borç alan insanı büyüterek !!!
Hem işitsel, hem görsel anlamda !!!
Çocuk haklı !!!
Al sana öğretilecek birşey daha :)
22.10.07
Görmezden Gelmek
Bazen bir bakmışsınız çocukla ilgili bir pürüz ortaya çıkar....
Siz önce çocuktur, geçer dersiniz, beklersiniz....
Bazen beklemek gerçektende iyi gelir, çocuk herşeyi unutur, hayat güllük gülistanlık olur....
Bazende bu pürüz geçmek bilmez, minik minik yer eder...
Sadece çocukta yer etmekle kalmaz, özellikle anneyi minik minik rahatsız eder....
Anne veya baba rahatsızdır ama öyle yoğun ve öyle işe gömülmüşlerdir ki olayı göz ardı etmek onlara daha kolay gelir...
Bir süre sonra çocuk ilgisizlikten sıkılır, annenin minik rahatsızlığını tespit edip deşmeye başlar...
Anne rahatsız oldukça, bunu kendi bildiği yöntemlerle, konu komşu, eş dost tavsiyesi ile çözmeye çalışır....
Ebeveynelerin işleri öyle yoğundur ki, bir türlü milyonlarca lira verdiği yuvanın veya okulun danışmanına gitmez, danışmaz...
Her zaman iş çoktur, hiç vakit yoktur.....
Ama çocuğun iyi yetişmesinin öncelikle anne ve babanın sorumluluğunda olduğunun önemi yoktur...
Kendi çözümleri, eş-dost akraba tavsiyeleri işe yaramaz, o minik pürüz, ciddi bir davranış bozukluğuna, aile, çocuk ve hatta öğretmen için ciddi bir probleme dönüşür...
Hatta öğretmen için ciddi bir problem olarak görünen şey ebeveyn ve çocuk arasında kangren şiddetinde devam eder......
Dün Pınar' ın yaşanan terör olayının ekrana yansıması sırasında söyledikleri bana bunu hatırlattı....
Dün kızım takılıp kaldı, birkaç kere bana şunu sordu ;
"Anne şehitlerimizin sayısı bir kanalda 15 olarak gösteriliyor, diğer kanalda 16. Hangisi doğru ??????"
Evet bu beni düşündürdü...
Arada sadece 1 sayı fark var...
Bu Pınar' ın dikkatini çekiyor, benimde çekti...
Ama Pınar bunun üzerinde düşündü, bunu dillendirdi, ben ise üzerinde durmadım...
O kadar çok alışmışız ki gencecik insanların ölümüne...
O kadar çok böyle haber dinlemişim ki 35 yıldır...
O 1 ' in önemi kalmamış benim için...
Ha 1 eksik, ha 1 fazla...
Halbuki o 1, bakkaldan aldığımız kalem değil !!!
Veya Ahmet' in Mehmet' e verdiği silgilerden sonra elinde kalan silgi sayısı değil !!!
O 1 = 1 insan, 1 genç adam, 1 ane evladı !!!
O 1, yüreği acıyan Ohhhh be o dağlarda düşen benim oğlum değilmiş sevinci !!!
Ne kadar kanıksamışız insanlarımızın ölümünü ...
Genel geçer matematik prensibini nasıl sindirmişiz içimize...
Limit X sonsuza giderken 1' in önemi olmuyor...
Dün gece yayınlanan basın açıklamasına yorumum ise şudur ;
Evet Türkiye' nin bir parçası olarak olayı sakin karşılamalıyım...
Olayın bir birey olarak değil, Türkiye Devletinin bütünlüğü içinde çözülmesini beklemeliyim...
Ancak olay çocukların yarattığı minik bir pürüz olmaktan çıkmıştır...
Ebeveynler ve öğretmenler için orta çaplı bir problemde değildir...
Artık tüm okul için bir kangren halini almıştır...
Problemi görmezden gelmenin, üstünü örtmenin, konu komşuya danışıp, kulaktan duyma yöntemler ile çözülme aşaması çoktan geçilmiştir...
Bir bilene danışılması....
Yapılması gereken aşamaların tespit edilip, eksiksiz, itina ile çalışılması...
Bu problem bizim problemimizdir ve artık çözülmelidir diyerek tüm yönleri ile ele alınması gerekmektedir.
Şu an son derece sakin vaziyette, işimin başındayım....
Umuyorum ki büyüklerimizde benimle aynı durumda kendi işlerinin başındadırlar....
Zira devlet büyüğü olmak ebeveyn olmak gibi birşeydir...
Ne kadar yoğun olurlarsa olsunlar, evlatların birincil sorumlusu ebeveynlerdir....
19.10.07
Hiçte yazmaya mecalim yokken !!!!!
Bir türlü birşeyler çizittiremezken, halim, mecalim yokken, http://www.haberturk.com/haber.asp?id=41016&cat=200&dt=2007/10/19 şu yazıyı okudum ve 1 yıl boyunca kanayan, yeni okulumuz sayesinde kabuk bağlamaya başlayan yaramın deşildiğini hissettim.
İstanbul' daki etüt ve proje okulları dışındaki devlet okulları için öğle yemeği yasaklanmış. Gerekçe mi, bazı müdürlerin yemek işinden rant elde ettikleri düşünülüyormuş !!!!!!!
Memleketimde bir yolsuzluk, bir yanlışlık olduğunda o uygulamaya çeki düzen verilmesi yerine, üzerine bir kalem çizilip, artık bu uygulama yapılmayacak denmesinden şiddetle rahatsızlık duyuyorum :((((((
Hepiniz hatırlarsınız geçen sene okul gezisine giden otobüs feci bir kaza yapmıştı. Şoförün kabati, otobüsün tıklım, tıklım dolu olması vb. sebepler ortadayken eşime dedim ki, bak şimdi göreceksin, okul gezileri yasaklanacak !!!!
3 gün sonra internet sitesinde bir ilde milli eğitim müdürlüğü tarafından okul gezilerinin iptal edildiğini öğrendim. Bak dedim sana söylemiştim. Haklı olmamın beni sevindirdiğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
Bu yemek işinde de rant elde edilen müdürler ile uğraşılacağına en kolay çözüm yolu (pardon çözümsüzlük yolu) seçilmiş ve okullara dışarıdan yemek alınması yasaklanmış.
Belki bir görevli bu satırları okur, çalışan bir velinin derdini anlamak için empati kurar diye umut edip geçen sene yaşadıklarımı yazma gereği hissettim.
Bizim devlet okulumuz, tam gün eğitim veren bir okul olmasına rağmen, öğle yemeği yoktu. Buna istinaden bulunan çözümler ise cidden komikti ;
1. Anneleri ev hanımı olan çocuklar şanslıydı. Bu zavallım, her derdi çeken, zaten evdeki ve dışarıdaki her işten bir şekilde mesul olan anneler, çocuklarının yemek yükünü de omuzlayıp, öğlen vakti kendilerini yollara atıyor, ellerinde yemekler, çocuklarına yemek yedirmeye gidiyor, çocukları doyurduktan ve ders saatleri başladıktan sonra tıngır mıngır eve dönüyorlar. Yok öyle 2,3 gün değil. Haftanın beş günü...
2. Evleri yakın anneler daha şanslı. Onlar gidiyorlar, çocuğu alıp eve getiriyorlar, karınlarını doyuruyorlar, sonra çocuğu tekrar okula getiriyorlar, çocuklarının karınlarını doyurmanın verdiği rahatlık ile onca çırpınmanın kendilerini nasıl yorduğunun farkında olmadan evlerine geri geliyorlar.
3. Evi uzak olan annelerin çocukları içinde bir çözüm bulunmuş, hemmen servisler devreye sokuluyor. Çocuklar servislere atlayıp, öğlen eve yemeğe gidiyorlar. Arada bir iki çizgi film kaçamağı yapıp, yine servislerle okula dönüyorlar.
4. Bu hengamenin anlamsız olduğunu düşünüp, zararlarını dikkate alan veya bu hengame ile başa çıkma şansı olmayan benim gibi anneler ise beslenme çantası denilen çağ dışı üründen bir adet edinip, çocuklarının yanına katı gıdaları koyup çocuklarını okula gönderiyorlar.
İnternette, gazetede orada burada yazılan "çocuğunuzun beslenmesine neler koymalısınız?" yazılarının ise hiç faydası olmuyor, sakın okuyarak vakit kaybetmeyin, deneyimlerle sabittir !!!!
Bir sene boyunca defalarca okumuş olmama rağmen zaten yeme problemi olan küçük hanım ve beylere, tenefüs arasında bir sürü anne sınıftayken veya çocuklar bahçeye çıkarken bunları yedirme yöntemi konusunda bilgi vermediklerinden hiçbir başarı sağlayamadım.
Pınar koca bir sene boyunca çubuk kraker, kek ve süt ile beslendi. Pardon beslenme demek yalnış olur zira çocuk doğru dürüst büyüme sergileyemedi. Bütün yeme alışkanlığı alt üst oldu. Anlayacağınız günü idare ettik. Şimdi mi okulda 3 öğün yemeye başladı, yediklerini sayınca şaşırıyorum zira kızımın böyle şeyler yemesi benim için cidden bir mucize. Burada arkadaşları ile birlikte sohbet ederken, birşeyleri tadına bakıp doğru beslenmeye başladı.
Okullarımızı tam gün yaparken, insanoğlu için, özellikle çocukluk çağındaki insanoğulları için en önemli gereksinim olan beslenme gereksiniminin nasıl karşılanacağının dikkate alınması gerekiyor. Malesef bu eğitim ile direk ilgili değil ama gelişim çağındaki çocuklar için çok çok önemli. İşiniz çocuklar ise yemek olayını bir kenara atıp, sorumluluklarınızdan sıyrılamazsınız ?????
Bu haber yemek problemi sebebi ile yarım gün okul uygulamasına geçiyoruz şeklinde olsa, Milli Eğitim Bakanımızı çok çok iyi anlar, kendisine hak verir ve desteklerdim. Bulunan çözüm velileri sorunları ile başbaşa bırakmaktan öteye gitmiyor !!!!!!
Müdürlerin rant sevdasında olup olmadıklarından emin değilim ama öyle bile olsa bunun cefasını veliler ve çocuklar çekmemeliydi. Kalıcı çözümler yerine sorunlara gözlerimizi kapatmak daha kolay geliyor.
10 dakika kadar önce sadece hastaydım, şimdi birde kızgın, kırgın ve üzgünüm :(((((
"Geleceğimiz çocuklarımız" lafını, sözünü ezberlemiş gidiyoruz. Onlara doğru dürüst bir beslenme alışkanlığı konusunda bile destek olamazken, nasıl çağdaş bir eğitim vereceğiz bilemiyorum.
Bende hala ahkam kesiyorum, diyorum ki ben devletin parası ile okudum, bu memlekete bir yararım olsun, kaynaklarımı bir devlet okulunda harcayayım, diğer çocuklara da bir faydam olsun.
Pöhhhhh enayi !!!! diyorum kendime :(( Bugün ve bu saat itibari ile olaya tüm bakış açımı değiştiriyorum, "yaşasın ben ve benim çocuğum". Zira görünen o ki geleceğin teminatı çocuklarımızı ebeveynlerinden başka kimse düşünmüyor.
2-3 ad. rant düşkünü müdür bahane edilerek, çocuklarımız aç bırakılıyor. Vay bana, vaylar bana :((((
17.10.07
Kardelen Ayşe
Neden bilinmez ???
Kardelen projesinin meyvalarını gördüğümüz için mi, yoksa müziğinden dolayı mı bilmiyorum ama sevdik !!!!
Bir umutla, iyi niyetlerle başlatılan proje ilk meyvalarını vermiş,
Bir genç kız kendi ayakları üzerinde durur ve hayatını kazanır duruma gelmiş,
Hem de kendisi gibi Kardelen' leri eğitmeye başlamış.
Önemli olsa gerek :)
Reklam başladığında maaile şarkıya eşlik ediyoruz....
Kardelen Ayşeeeee, Kardelen Ayşeeeee.....
2 gün önce, "Pınar bir bakmışsın sende öğretmen olmuşsun, doğuya gitmişsin, oradaki çocuklara ne faydan olur ama !!!! Bu aktivitelere devam edersen sınıf öğretmenliğinin yanı sıra çocuklara bale ve piyanoda öğretebilirsin, müzik dersi verirsin" dedim. Pek bir sevindi, açıkçası bende sevindim :)
Bu sözler mi onu gaza getirdi yoksa okuldaki müzik dersinde yeni bir uygulamamı yaptılar bilinmez, dün akşam eve gittiğimizde uzun süredir ilk defa heves içinde piyanosunun başına oturdu ve babasının desteği ile Kardelen Ayşe' nin notalarını çıkarmaya başladı !!!!
Notaları önce isimleri ile direk yazdı, babamızın "Pınarcığım notaları nota defterine yazabilirsin" hatırlatması üzerine herşeyini benden istemeye alışkın çocuk "anne eski müzik defterim nerede diye koşarak yukarı çıktı", normalde hiçbir şeyi yerinde bulamama özrüne rağmen, uğraştı, defterini buldu ve piyanonun başındaki yerini aldı !!!!!!!!!!!
Piyanonun başında bir notaya basıp denemesi, sonrada bulunca hevesle deftere yazması öyle güzeldi ki, mutfaktan hayran hayran nota bulacağım diye debelenen kızımızı seyrettik :))))
Babamız notaları ne güzel yazıyorsun Pınar deyince;
- Eeeee ben bu notalara yıllarımı verdim yanıtı ise hayret vericiydi !!!!!!!
Ama henüz 7.5 yaşında ve nerede ise 2.5 senedir notalar ile haşır neşir olduğunu düşünürsek çocuk çok da haksız sayılmaz, bir ömrün %33'ü :))
Bir süredir piyanoya karşı ilgisiz ve hevessiz olması "acaba bu işi bırakma vaktimiz geldi mi?" sorusunu aklıma getiriyor ama bir türlü cevabını bulamıyordum.
Aslında ben bu işi bir çırpıda kesme konusunda veya allem edip kallem edip Pınar' ı bu işe devam konusunda ikna edebilecek bir anneyim ama bunu yapabilmem için kendimin ikna olması gerekiyor. Hayır kızım bu işi sevmiyor veya bu işi seviyor ama sıkıldı' lardan birini seçebilmeliyim. Pınar' ın bu işi sevdiğine dair bir kıvılcım görsem, içine düştüğü kısır döngüden çıkışını sağlayabilirim ama sevmediği bir şeye devam konusunda onu itekleyen bir anne olmak istemiyordum.
Zira biliyordum ki Pınar notalara bakıp onları çalmaktan çok büyük haz duymuyor. Aslında balede de dans etme konusunda aşırı hevesli bir çocuk değil ama kareografi konusunda müthiş meraklı. Kareografi yapabilmesi için balenin inceliklerini bilmesi gerektiğini kendisine izah ettiğimden beri bale konusunda hevesli. İşte piyano içinde bale gibi bir umut ışığı gerekiyordu, dün Kardelen Ayşe sayesinde gördüm ki bir şarkıyı notalara dönüştürmek onu mutlu ediyor !!!!!
Sonunda cevabımı buldum biz bu işe bir süre daha devam etmeliyiz, bir işi 2.5 sene, nerede ise her hafta aksatmadan yürütmek sıkıcı olabiliyor ama Kardelen Ayşe sayesinde kendine yeni bir heyecan buldu. Şarkıyı notalara dökmek için notaları şarkıya çevirmek konusunda deneyimli olması şart !!! Herşey birden bire olmuyor ?????
Anne olarak onun içine düştüğü bu kısır döngüden sıyrılması için minik heyecanlar bulmalıyım ama bir yandan da gözleme devam etmeliyim, bu heyecan geçici mi? Kalıcı mı? Gözlemlemeliyim, geçici ise birşeyleri sonlandırma vakti gelmiş demektir.
Ama şu an için Kardelen Ayşe' ye bir teşekkür borcum var :)
16.10.07
Tema Karbonmetre
Elektrik, doğalgaz faturalarımızı kucaklayıp, bağlı bulunduğumuz kurumların internet sitesine girip, yıllık tüketim miktarlarımızı tespit ettik önce, Pınar kalem kağıdı alıp tüm tüketimleri tek tek not etti, toplayıp, çıkardık ve sonra şu adrese tıklayıp http://www.tema.org.tr/Karbonmetre/Karbonmetre.htm sadede geldik.
Tüm hesaplamalar sonucunda gördük ki biz ailecek doğaya tamı tamına 41 ağaç borçlanıyormuşuz !!!!!!!!!
Bu ağaçların 19' u ulaşım amacı ile kullandığımız benzin, 13' ü ise ısınma, yemek, su ısıtma vb amaçlarla kullandığımız doğalgazdan kaynaklanan borçlar !!!!!!
Bu durumda analiz edilmesi gereken 2 ana madde var. Nasıl daha az benzin tüketebiliriz ve ısınmak için kullandığımız doğalgaz miktarını azaltabiliriz ????
İstanbul' da yaşayan bir aile için çok avantajlı durumdayız esasen. Evimiz işimize mümkün olan en yakın konumda sayılır ve en önemlisi trafik yok !!! Eşimde bende aynı iş yerinde çalıştığımız için tek araç ile gidip geliyoruz, ikinci bir aracımız yok, kızımızın okuluda eve yakın sayılır, ki bence çocuklar için en iyi okul eve en yakın okuldur, çok gezen dolaşan tipler değiliz, yakıt konusundaki tek hovardalığımız Pınar' ın devam ettiği kurslar !!!!!!
Geçen sene haftanın 3 günü şehre inerken bu sene allem edip, kallem edip 2 güne indirmemiz tasarruf açısından istikrarlı olmuş, Pınar biraz zorlanıyor ama buna da alışacağına eminim. Bu konuda daha fazla tasarruf yapmak için daha yakında bir kurum bulma gibi bir alternatifimiz malesef yok bunu 2 sene kadar önce ciddi bir şekilde aramıştım ve bulamamıştım. Zira eğitime gereken önemi vermeyen kurumlara devam etmektense gitmemenin daha mantıklı olduğunu düşünüyorum. Yani yapılabilecek 2 şey var. Bu aktiviteleri azaltmak veya toplu taşıma araçlarını kullanmak. Bale sonrası terlemesi hastalanma riskini arttırsa da toplu taşıma araçlarını denemekte fayda olacağını sanıyorum.
Isınma konusunda da yapılabilecek çok fazla birşey yok esasen. Zira aile olarak kışın evi hamam gibi yapıp, ardından tişörtle gezmeyi sevmedik, sevemedik !!!!! Bu iş bize çok büyük hovardalık gibi geldi her zaman. Kış için bir sürü kazak, hırka istifleyip, sonra da onları giyememek anlamsız değil mi ????
Evimiz hiçbir zaman için aşırı sıcak değil ama yine de kışın kullanmadığımız odaların kaloriferlerini kapatıp, kapılarını kapalı tutmayı tercih ediyoruz. Ayrıca kullandığımız kombinin zaman ayarı olduğu için evde bulunmadığımız zamanlarda kaloriferi minimum konumda yakıp, biz gelmeden biraz önce devreye alıyoruz. Geceleri ise uyurken ihtiyaç duymayacağımız düşüncesi ile azaltıyoruz. Bunun haricinde bizim kızın okul masraflarından fırsat bulur bulmaz yapacağımız ilk şey evin yalıtımını yaptırmak olacak.
Ama en önemlisi en acil tarafından, şu borçlandığımız 41 ağacın doğaya dönüşümünü sağlamak olacak.
Allahtan bir hovardalık yapıp benim içinde ayrı bir araba almamışız diye sevindim kendi kendime :))) Şimdi tek araba olunca biryerlere gitmek, aklına esince yola çıkmak zor oluyor ama bir arabam olsa rahat rahat rüzgar nereye eserse oraya gidebilecektim !!!!!!
Dün akşam itibari ile ayrı bir araba hayalimi bir daha indirilmemek üzere rafın en üstüne kaldırdığımı da bildirmekten mutluluk duyuyorum :)
Şu zamana kadar bana ekstra bir araba alınması konusunda imkanların müsait olmamasına sevindim. Adamcağız bunları söylese ve arabayı almak istemese, "sen bana değer vermiyorsun" deyip başının etini yerdim :))))
Bu işe en çok eşim sevinecek, adam Tema sayesinde hem masraftan, hemde dırdırdan kurtuldu :))))))
15.10.07
Blog Hareket Günü
Nedir bu blog hareket günü, "netcez ????" diye sorarsanız, bu konuya hassas olan blogerlar bu konuda birşeyler yazıp, günün anlam ve önemini vurgulayacağız diyorum ve başlıyorum :))))
Pınar' ın bana en önemli kazanımı ne oldu biliyor musunuz ?????
Doğruları çocuğuma uygulayarak göstermenin en güzel öğretme yolu olduğunu öğrenmem !!!!!!!!!!! Siz elinizdeki ipi, püsürü sokağa atan bir tipseniz çocuğunuza çöplerini sakın sokağa atma, mutlaka çöpe at demenin hiçbir anlamı yok !!!!!!! Aklınızı başınıza devşirin, baştan başarısız olup birde çocuğun "ama anne sen atıyorsun" diyerek karizmanızı çizmesine müsaade etmeyin :))
İşte bu yüzden ben çevre konusunda neler yapılmalıya değil, neler yapabilirime değinmek istiyorum. Ben bu dünyada yaşayan bir bireysem önce kendi yanlışlarımız düzeltmeli, kendi çevre politikamı uygulamalıyım ????????????????????
- Arabam resmen çöplük gibidir, hiçbir çöpümü arabanın camından dışarı atmam !!!!!! Koca arabam var, iki pet şişeyi barındıramayacaksa, o koca kütle ile hareket etmemin ne anlamı olurdu, onca parayı niye verdim o arabaya. Çöplerimi arabamda biriktirir, eve gelince çöpe gidecekleri çöpe, atık kutusuna atılacakları atık kutusuna postalarım ama o zamana kadar çöplerimin yeri arabamın içidir !!!!!!
- Atıklarımı mutlaka ayrıştırır ve belediyeye teslim ederim. Bu bana nedense acayip bir iç huzuru verir. Evet tüketim toplumunun bir ferdiyim kabul ama bu benim bilinçli olmama engel değil ki ??????? Atıkları ayrıştırmanın bana bilinçli tüketici olma yolunda güzel kazanımlar verdiğine inanıyorum. Artık sadece atıkları ayırmıyorum, satınalma esnasında gereksiz ambalaj malzemeleri sarfiyatı yapılmış ürünleri tüketmemeye özen gösteriyorum. Çok lüks yaşayan bir aile olmamamıza rağmen o kadar çok atık çıkıyor ki anlatamam. Beni ancak atıklarını biriktirenler anlayabilir. Geçenlerde Pınar' a bir dergi aldık, kızımın kitap okumasını, dergi okumasını veya herhangi bir yerde yazan bir şeyi okumasını seviyorum. Dergiye lafım yok ama derginin arkasına dergiden büyük bir karton parçası koymuşlar, üzerinde sadece dergi ile birlikte verilen promosyonlar yazıyordu. Bu kartonu görünce resmen diken diken oldum, o dergiden her ay kimbilir kaç tane basılıyor, doğal kaynakların böyle vurdum duymaz kullanılması reva mı ????? Allah teknolojiden razı olsun dedim ve hemen bir mail döşendim. "Ben bu dergiyi elbette alacağım ama bilinçli olmak gerekmez mi?" dedim. Beni "çatlak bir kadın olarak algılamayın" dedim ama henüz bir cevap maili alamadım !!!!!!!! Sanırım beni çatlak bir kadın olarak algıladılar ??????????? Halbuki baştan uyarmıştım :)))) Sezgileri kuvvetli bir kadınım vesselam !!!!!!
- İşyerinizdeki kağıt atıkları biriktirmek için ayrı bir yeriniz var ise bunlar 200 Kg. - 300 Kg. olduğunda Tema tarafından alınabiliyor. Biz bu uygulamaya başladık şirketçe. Maksat kağıtlar ayrı bir yerde biriksin, yağmurdan, çamurdan etkilenip, çöp olmasın. Lütfen çalıştığınız şirketlerde böyle bir uygulama yapılıp, yapılamayacağını araştırın. Detaylar için http://www.tema.org.tr/BizeUlasin/TemaMerkez.htm adresinden Atık Kağıt Geri Dönüşümü ile ilgili bölümü tıklayın. ISO14000' e hazırlanan kaliteciler için süper bir uygulama olmaz mı????? Ya da öneri kutusuna sizin adınızı taşıyan bir kağıtla bunu kalite yöneticisine iletmeniz şirketteki forsunuzu arttırmaz mı? Söz ben açık etmem, siz kendi fikrinizmiş gibi uygulayın :))
- Düğündü, dernekti, nişandı, doğum günüydü bu tür organizasyonlarda alınan hediyeler veya verilen şekerler, artık gereksiz para harcamak gibi geliyor bana ????? Biliyorum çocuklar çeşit çeşit hediye almaya bayılıyor ama bu işin sonu yok diye düşünüyorum. Sonra onlar bu kadar hediye alırken, tutumlu olmayı, çevreye ve doğaya saygıyı nasıl öğrenecekler. Biz büyükler onları yanlış yönlendiriyor olmayalım ?????? Bu kadar tüketmeye alıştırıp sonrada neden bu çocuklar tüketimi, lüks şeyleri bu kadar seviyor dememizin anlamı var mı !!!!! Çocuklara bu kadar yüklenmemek lazım :)) Herkesin evinde doğum günlerinde gelen 3 saat, 5 çerçeve, 12 oyuncak, çeşit çeşit kıyafet, ıvır zıvır olduğuna eminim. Zaten topu topu 10 market var. Herkes gidip oralardan alışveriş yapıyor. Hediyeler açılırken bütün çocuklar, "aaaaa bende bundan var" veya " bende bunun kırmızısı vardı" gibi nidalarla eşilik ediyor açılışa :))) Bunları duyunca içinizden "eyvahhh inşallah doğum günü çocuğunda bizim hediyenin aynısından yoktur" diye gerilip, ürperiyorsunuz. Bunun yerine Tema veya Çekül' e fidan bağışında bulunulabilir mesela. Nefes almak için, suya doymak için benim adıma fidan hediye edilse acayip mutlu olurum. Bu dünyaya kendi
başıma çivi çakmam mümkün değil ama fidanlarımla çakar mıyım, çakarım :)))
Buradan beni seven eş, dost, arkadaş ve akrabaya duyurulur. Bana doğum günümde hediye falan almayın, adıma fidan bağışında bulunun olur mu ???? Aynı şeyi Pınar' a da empoze edebilirsem süper olacak. Ben şimdiden beyin yıkamaya başlasam Mart' a kadar anca ikna ederim :))))) Nasılsa herşeyin çılgınlığı var, iki, üç senede fidan bağışı çılgınlığı olsa fena mı olur ?????
- Doğum günü partilerine birde şu açıdan takmış vaziyetteyim. Doğum günü çocuğunun ailesi ciddi bir maddi yüke girip, doğum günü tertipliyor, ben diyeyim 25, siz deyin 30 kadar anne şehrin bilmem hangi noktasından, çocuklarını alıp arabalara atlıyor, onlarca kilometre yol kat ediliyor, parti evlerine gidiliyor. Kafalar kazan vaziyette doğum günü kutlanıyor, hamini gırtlak yeniliyor, herkes kafalar kazan vaziyette eve dönüyor. Doğum günü annesinin hali harap, bu tempoyu sadece yılda bir defa çocuğunun doğum gününde yaşayan baba ise felç :)))) Zira babalar bu toplantılara sıklıkla katılmıyor, bünye ciddi zarar görüyor !!!!!
Ne yapıyoruz biz kuzum, biz böyle doğum günü partileri ile büyümedik, yokluyorum sağımı solumu, bir yerimde eksik yok allaha şükür :)))))) Bu bir tüketim manyaklığı değil mi? Hemde çocukların değil, annelerin tüketim manyaklığı !!!! Çocuklarımız doğum günlerini sevdikleri arkadaşlarına deklare etsin, arkadaşları onlara sembolik hediyeler alsın, birlikte sarılsınlar, öpüşsünler, hediyelerini versinler okulda, şurada burada. Biz 30 anneye ne oluyor, motorize birlik gibi arkamızda çocuklarla dolaşıyoruz. Buna fesupanallah denmezde ne denir ????? Onca kadının yaktığı mazot, yarattığı gürültü kirliliği ve hava kirliliği, doğum günü sonrası yaşanan baş ağrısı sonrası içilen ve ne olursa olsun kimyasal olup bünyeye zarar veren ilaç tüketimi ne oluyor ?????????????? Bu organizasyon sonrası aldığı onlarca oyuncağın, zaten kendinde var olduğunu gören doğum günü çocuğunun hayal kırıklığı ise cabası !!!!!!!!
- Sonra şirketlerde çevre konusunda ciddi kaynak sağlayabilir. Yılbaşı promosyonu, bayram tebriği yerine Çekül' e veya Tema' ya fidan bağışında bulunun, tebrik kartıydı, zarfıydı diye bir sürü ağacın kesilmesine ön ayak olmak yerine, fidan dikilsin iş ortaklarınız için, sonra teknolojiden olumlu yönde yararlanın ve maillerle iş ortaklarınıza adlarına fidan dikimi yapıldığını bildirin. Teknoloji amaç değil, güzel bir araç olsun. Biz bu bayram öyle yaptık. Olmaz mı????? Bunun için http://www.tema.org.tr/BizeUlasin/TemaMerkez.htm adresinden Fidan Bağışı kısmına girebilirsiniz.
- Suyunuzu dikkatli kullanın. Birgün çocuğunuzu, yaklaşık 10 ad. pet şişe ile birlikte yanınıza alın 5 dakikanızı uygulamalı olarak banyoda geçirin. Çocuğunuz dişini fırçalarken sizde aralık vermeden pet şişeleri doldurun, bakalım ne kadar su sarf etmişsiniz ????? Hem ufaklığı en az 5 dakika için oyalamış, hem güzelce dişlerini fırçalatmış, hemde ikinizde ne kadar çok su sarfettiğinizi görmüş olursunuz. Bunu mutlaka yapın, inanın şaşıracaksınız !!!!! Aman sakın o pet şişelerde biriktirdiğiniz suyu lavaboya dökmeyin, yoksa bu testin ne anlamı kalır. Evdeki saksılarınızın dibine dökün suyu, saksınız yoksa üşenmeyin uafaklıklarla inin sokağa bir ağacın dibine dökün. Böyle yapınki çocukcağızlar öğrendiklerini karıştırmasın, eğitim amacına ulaşsın :))
- Lütfen ama lütfen cüssenizden büyük ciplerle ortalıkta gezinmeyin. O arabalar ne kadar çok yakıt yakıyor, hem cebinize hemde hepimizin doğal kaynalarına yazık değil mi? Havayı kirletmesi de cabası. Hem küçük bir araba ile daha kolay park edersiniz, zaten büyük şehirlerde park problemi var !!!!! Yoksa yok mu????
- Alışverişlerinizi mümkün olduğu kadar oturduğunuz yere yakın noktalardan yapmaya çalışın veya bir yere gittiğinizde ucuna ekleyiverin. Bizim IKEA çılgınlığımızda buradan çıktı ya zaten. IKEA' ya gitmek için elbette daha uygun bir zaman bulunabilirdi ama cehennemin dibinden ayrıca IKEA' ya gitmek için çıkılır mı? O kadar yol tepilir mi???? Bu kadar benzin yakılır mı ??????? hesabı yapınca kendinizi o kalabalığa atıveriyorsunuz bir şekilde. Gitme kardeşim dediğinizi duyar gibiyim, haklısınız ama bende arada bir hovardalık yapmak istiyorum !!!!!
- http://www.tema.org.tr/ adresine girin, alt köşede Tema Karbonmetreye tıklayın, bütün faturaları toplayın yanınıza, çocuğu ve eşide davet edin ve bakın bakalım yıllık enerji tüketiminiz ne kadarmış, heryıl doğaya ailece ne kadar ağaç borçlanıyormuşsunuz ???? Borçlarınıza sadık biriyseniz hemen borçlandığınız kadar fidan kazandırın doğaya. İster kendi elinizle dikin, ister bağılşta bulunun bu işi başkaları yapsın. Ama siz mutlaka doğaya ne kadar borçlandığınızı bilin, ödemek istemeseniz bile bilin. Ben mi girdim baktım, bütün faturaları bir araya getirmeye uğraşıyorum. Biraz vakit alan bir çalışma ama ilk fırsatta yapılacaklar listesine ekledim.
- Yerleri silerken, çamaşır yıkarken daha az deterjan kullanın. Her yeri sterilize ederseniz, çocuğunuz dışarı çıktığında daha fazla nem kapma, hasta olma meylinde olacaktır. İnanmıyorsanız deneyin, benden söylemesi :))
- Yatırımınızı emlak olarak yapmayın !!!!! Bakın İstanbul' da heryer taş, duvar, yine de emlak fiyatları manyak bir durumda !!!!! En çok yağış alan yerler ağaç olan, yeşillik olan yerler. Lütfen memleketin taş olması için ön ayak olmayın. Nasılsa o paraları mezara götürecek değiliz, bırakın birazda çocuklarımız çalışıp, kazansınlar, kendi alın terleri ile kendi birikimlerini yapsınlar. O zaman malları mülkleri daha kıymetli olmaz mı??? Bu gidişle mezarımız için yer bulmakta zorlanacaklar, paranla rezillik yani :))
Bu yazdıklarım inşaat şirketlerinin, alışveriş merkezlerinin, akaryakıtçıların, dergicilerin, nikah şekercilerinin, doğum günü organizasyoncularının ve bir sürü insanın hoşuna gitmeyecek ama dost acı söyler diyor ve çenemi kapatıyorum :))
Çenem kapalı ama zihnimin çalışmasına kim engel olabilir ????
Bakın sesi duyuyor musunuz? Saat gibi tık, tık, tıkkkk çalışıyor ??????
Başka ne yapabilirim ????
Bu dünyada yaşayan bir birey olarak çevreme nasıl sahip çıkabilirim ?????
Var mı aklınıza gelen başka çözüm yolları ?????
???????????
Gönlünce bir tatil
İyi ki dedim, bir yerlere gitmedik, kendimizi helak etmedik.
Ev işi, yemek, çamaşır ve ütüyü işten saymıyorum artık, ev hududunda yapılan işler iş kapsamına girmiyor benim için. Bunu aylar önce söyleseler hadi der güler geçerdim ama artık ev işinden zevk almaya başladım !!!!
Durum hayra alamet değil, bir terslik olmasında :))
Bünyenin dinlenmeye şiddetle ihtiyacı varmış. Aynı durum Pınar içinde geçerliymiş. Çocuk şu 3 günde kendini buldu :)
İlk gün akraba ziyareti, çikolata ve şeker ağırlıklı tek yönlü beslenme, el öpme sonrası toplanan harçlıklarla zihinden toplama egzersizleri ile geçti :)) Günü hasılatın kalıcı ve geçici kumbaralara ayrılması ile noktaladık.
Geçici kumbaradakiler birşeye ihtiyacı olduğunda harcamak için. Kalıcı kumbarada biriken paralarını ise İş Bankasının Kumbara fonuna aktarıyoruz, bu birikime 18 yaşına gelene kadar dokunmayacağız ve üniversitede kendisine minik bir araba almak için kullanacakmış. O yüzden acayip heyecanlı ve bayramları ayrı bir sever oldu :))))))Bu işi o kadar ciddiye almış ki, birikimlerinin %90' nını kalıcı kumbarasına aktardı !!!!! Bu ayrımı yaptığını görünce kendisine düzenli harçlık verme kararı aldım :)
İkinci gün süper ve düper ev hanımı rolünü acayip sevmiş olan ben denizin ütü krizini çözmeye ayırdık. Şu buhar kazanlı ütülerden edindik bir tane ütü benim ruhuma, yanında hediye edilen minik ütü masası da Pınar' ın ruhuna iyi geldi :))
Al dedik bu ütü masası senin olsun. Pek bir sevindi :)
Kendi kendime eyvah dedim, şimdi bu kız ütü isterim diye tutturacak !!!!
Allahtan içimden geçenleri dışa vurmamışım :))
Ben eve gidince senin ütüne baka baka kendime kartondan ütü yaparım anneciğim deyince rahatladım.
Biz eve gidip bir heves yeni ütümüzü denerken, Pınar' da artık kanka konumuna geldiği karton, prit ve makasını çıkarıp geçti karşımıza. Kendine benimki gibi buhar kazanlı bir ütü maketi hazırladı. Kalan kartonlardan tişört, pantalon ve etekler hazırladı. Boya kalemleri ile karton giysilerini renklendirdi, desenler attı.
Ütünün kutusunun kapağına bir yuvarlak çizdi ve yuvarlağı kesip çıkardı. Sonra streç alıp kapağı streçledi ve ortaya birde çamaşır makinası çıkardı. Çamaşır makinasının üzerinde o kadar çok düğme vardı ki görseniz küçük dilinizi yutardınız. Pınar bu kadar düğme fazla kızım, kullana kullana sadece iki tanesini kullanırsın, deneyimlerle sabittir dedim. Beni dinledi mi???? Tabiki hayırrrrr :)))
Benim sıkıldığım ve çıkardığım gömleğimin bağcıklarını iki sandalye arasına bağlayıp çamaşır ipi yaptı.
Bütün gün çamaşır makinasında çamaşır yıkadı, ataçlarla çamaşırları astı, kuruttu ve sonrada ütüledi :))))))) Sonra da "hadi artık yemeğe gel kızım" diyen biz ebeveynlerine "bu çamaşırları asmak ne kadar zor siz biliyor musunuz?" deyip postasını koydu. Anlayacağınız tam ev hanımı triplerine girdi :)))))
Babası ile "iç çamaşırı da yapıp, yıkamasını söyledik" ama o renklilerin yıkanıp, ütülenmesi konusunda ısrarcı oldu :))))))
Son gün ise minik bir bayramlaşma ziyareti sonrası ben penceremin önündeki koltuğa geçip yağan yağmur manzarasına karşı elimde kahvem, Ayşe Kulin' in Vedasını okurken, Pınar babası ile birlikte uygulamalı proje ödevini tamamladı.
Koşmadan, hadiler olmadan, birbirimizi boğmadan güzel bir üç gün geçirdik.
Bu bizi 1 ay idare eder sanırım :))
Bu arada bir yerde okumuştum. Çocuklara herşeyin oyuncağını alıp vermeyin, bırakın kendi oyuncaklarını kendileri yaratsın diyordu. Zira alınan oyuncaklarda herşey çocuk için zaten düşünüldüğünden çocukların hayal gücünü çalıştırması için fazla alternatif kalmıyormuş. Halbuki kendi oyuncağını kendi tasarlayan çocuk hem eğlenip, hem beyin jimnastiği yapar ve hayal gücünü çalıştırma fırsatı bulurmuş.
İşte Pınar bir ütü masası sayesinde bu söylenenin güzel bir uygulamasını sergiledi bize. Çamaşır makinesi tablet deterjan ile çalışıyordu. Tablet atma gözü bile vardı :)
Bu son çalışması ile karton stoğu sıfırlandı. Gelecek bayramdan önce bu stoğu yerine koysak iyi olacak :))))))
11.10.07
Eski bayramlar

Dün öğrendim ki bizim yuva arkadaşlarından biri, zar zor ikna ettiğimiz, artık emeklisin, ne işin var hengamede, hadi Antalya' ya git orada yaşa dediğimiz, "yaaaa oralarda ne yaparım" diye burun kıvıran arkadaşımız, ben harıl harıl, iş güçle debelenirken güzelim havada kendini kumsala atıp, güneşleniyormuş :))
Kızımın bu resmi bu canım arkadaşımıza, şimdi tatil yolunda olan komşuma ve bayram tatilini fırsat bu fırsattır deyip sahil güzergahında geçireceklere armağan olsun.
Biz mi ????
Biz bayramda büyük bir güruhla hareket etmeyi sevmiyoruz, kendimizi İstanbul' la sınırlayıp, en çok ihtiyacımız olan şeyi yapacak ve bu 3 günü uyuyarak, il sınırlarını aşmadan, dinlenerek, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperek, teyzemizin eski bayram anılarını dinleyip, bolbol şeker yiyerek ve kaçınılmaz son olarak şu meşhur mide yanmaları eşliğinde geçirmek istiyoruz.
Arzu edenleri el öpmeye bekleriz :)
Söz "bugün çok tatlı yedik almayalım" diyenlere "Aaaaa bizim tatlımız çok farklıdır, mideni yakmaz, al vallahi gücenirim" demeyeceğim :)))
Herkese iyi bayramlar ve iyi tatillerrrrrr :))
10.10.07
Skolyoz
Ancak şikayetleri devam edince içimi bir kuruntudur kapladı, yeğenlerimizden birinde ergenlik döneminde kemik eğriliği olması ve internette çocukluk dönemindeki eğriliklerin çoğunlukla ırsi olduğunu okumam içimdeki kuruntuyu daha da arttırdı.
Dün birlikte doktora gittik. Doktor amca asker gibi durmasını isteyip bel kemiğini kontrol etti, öne, yana eğdi, defalarca yokladı, yok öyle eğrilik falan yok ama biz yine de bir röntgen çektirelim dedi rahatladık. Sonra gidip röntgenimizi de çektirdik, sonuç olumlu, bir sorun yokmuş, baleye devam dedi doktor amca, esnerken kasları falan etkileniyordur, o yüzden ağrıları oluyordur, isterseniz hiçbirşey vermeyin, isterseniz parasetamol ağırlıklı bir ilaçla ağrıları hafifletin. Fakat ailede böyle bir vaka varsa özellikle ergenlik döneminde sene de bir kontrol etmekte fayda olabilir dedi. Teşekkür edip evimize döndük.
İternetten yaptığım araştırmada Skolyoz yani bel kemiği eğriliğinin oldukça yaygın bir rahatsızlık olduğunu öğrendiğim için sizlerle de paylaşmak istedim. Kız çocuklarında erkeklere oranla daha sık görülen bir rahatsızlıkmış skolyoz. Özellikle ergenlik dönemünde büyüme hızlı olduğu için birden bire ortaya çıkabiliyormuş. Ebeveynlerin özellikle ergenlik dönemindeki çocukları sıklıkla gözlemlemesi tavsiye ediliyor. Çocuğun bir omzu direinden yukarıda görünüyorsa, dik durup sırtını döndüğünde bir kaburgası diğerinde üstte duruyorsa, eteğinin bir ucu yukarıda bir ucu aşağıda kalıyorsa skolyozdan şüphelenip doktora götürülmeliymiş. Genelde ileri aşamaya gelmedikçe ağrı görülmezmiş. Her hastalıkta olduğu gibi skolyoz' da da erken teşhis önemliymiş. 35-40 dereceyi aşmış skolyozlarda ameliyat, 20 derece ile 35 derece arasında korse tedavisi, daha az ise skolyoz egzersizleri veriliyormuş.
Skolyoz nadir olarak göğüs kafesinin daralması sebebi ile akciğer ve kalp rahatsızlıklarına da sebebiyet verebilirmiş.
Daha detaylı bilgi için http://www.hekimce.com/index.php?kiid=2989 a tıklamanızı tavsiye ederim. Bu sitede ebeveynlere skolyoz' un tespiti konusunda basit bir test öneriyorlar ve özellikle ergenlik dönemindeki çocuklara 6 ayda bir bu testin yapılmasını salık veriyorlar.
Dün dönerken kendi kendime düşündüm, çok gerilmedim ama yine de acaba diye etkilendim giderken. Kızım henüz 7 yaşına ama hayatımı ne kadar çok dodurmuş. Rahatsızlık ihtimali bile insanı geriyor, ya 2 gün önce evladını dağ başında kaybeden anneler neler hissetmiştir diye düşündüm, içim acıdı ama biliyorum ki onların yaşadığı acısının yanında benim hissettiğim devede kulak kalırdı :(
9.10.07
Sözünün eri olmak !!!!!!
Arkadaşının oyuncağını seçer görünen Pınar, kaşla göz arasında kendine de bir Barbie bebek buluverdi !!!!!! Nedense hiçbir konuda yeterince hızlı olmayan kızım, kendini aştı ve aynı anda iki işi birden kotarıverdi :))))))
Pınarcığım birincisi buraya arkadaşına hediye almak için geldik. İkincisi bu ay okulların açılması sebebi ile bütçemizi zorladık, dolayısı ile bugün sana birşey alamayacağım dedim. Dedim ama dinledi mi ?????
Tabiki hayır :)
- Lütfen anneciğim, bak bu son, başka birşey istemeyeceğim.
- Olmaz tatlım param kısıtlı.
- Kredi kartınla al anne olmaz mı ????? (Bütün çocuklarda kredi kartını çok güzel keşfetmişler bu arada)
- Kredi kartı ile aldıklarımızın parasını da biz ödüyoruz Pınarcığım, bu ay ekstra harcamalarımız olduğu için dikkatli olmalıyız.
- Lütfen anne sen kredi kartı ile al ben kumbaramdaki paradan eve gidince sana veririm. (Nedense Pınar' ın kumbarası hiç kurumuyor, İstanbul' un barajları kurudu, Pınar' ın kumbarasında tık yok :))))
- Sende tatilde kumbarandan baya para alıp harcadın Pınar, kumbarandaki parayı da iyi kullanmalısın. Şu an o bebeği alamayız ama sana söz önümüzdeki ay maaşımı aldığımda o bebeği gelip alırız.
1 aydır bu bebeğin özlemi ile yanıp tutuşan kızım cumartesi günü patlamak üzereydi. Kalkar kalkmaz hadi anne, ne olur gidip bebeğimi alalım dedi. Kızım sabahın köründe oyuncakçı açılır mı? Adamları gidip evden mi
kaldıracağız dedim ama dinletemedim.
Ben sen piyanodayken marketten bakarım dedim ve zarzor ikna ettim. Markete baktım yok onun istediği bebek yok. Bin türlü Barbi var ama o Barbi yok !!!!
Biliyorum başıma geleceği, kulbunu hazırladım. Piyanodan çıkar çıkmaz bebeğimi aldın mı? diye sorunca, markette yoktu Pınarcığım, giderken sahilden gidelim, oradaki oyuncakçıya bakalım dedim.
Alelacele oyuncakçıya girdik, yine aynı manzara birsürü Barbi ama bizimki yok !!!!!!!
Tabiki kızımın hayal kırıklığı arttı :(
Tamam dedim üzülme baleden sonra balenin oradaki oyuncakçıyada bakarız dedim. Yaaaa ben daha ne kadar bekleyeceğim diye başladı ağlamaya. Eeeee haklı çocuk, bir oyuncak için yaklaşık 25 gün bekledi, üstüne üstlük bin türlü aksilik onu buldu. Hayır onu bırakın, ben bile başlayacaktım ağlamaya. Gir çık, gir çık, dünya kadar oyuncak var, o yok !!!! Sürekli park etme derdimi dersiniz, hayal kırıklığı ile kendini dışarı atan 7 yaşındaki kızın hüsranını gidermeye çalışmak mı dersiniz? Her şeyi kolay elde etmesin, biraz beklesin, para harcamayı öğrensin diye kalkıştığınız ve öyle yada böyle yüzünüze bulaştırdığınız işe mi yanarsınız :))))
Neyse baleye girdik, 1 saat sonra ikimizde kendimizi koşarak oyuncakçıya attık ama bir yandan da merak ediyoruz !!!! Acaba bulabilecek miyiz ????
Yok burada da yok, Pınar dedim üzülme bizim oradaki amcada vardır mutlaka, babamızı alalım, eve dönerken alırız Barbini. Ya oradada yoksa anne dedi, vardır kızım, adamcağızın yeri ara dükkan zaten, nerede satacak o bebeği.
Neyse babamızı aldık, başımıza gelenleri anlatıp, oyuncakçıya uğrama konusunda onuda ikna ettik. Oyuncakçıya geldik, birde ne görelim bebek iki gün önce satılmamış mı ?????? !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Tabi bunu duyar duymaz bizim kız yelkenleri koy verdi, bende artık başka bir umut kalmadığı için bıraktım, ağlasın rahatlasın. Amcaya bizim için bir tane getirtmesini söyleyip çıktık dükkandan.
Bu kadarda olmaz ki dedim kendi kendime, yüzüne gözüne bulaştırdın herşeyi. Onca dolaştın, uğraştın, çocuk bekledi, halbuki zamanında alsan ne sen bu kadar uğraşacaksın, ne çocuk üzülüp, gerilip harap olacak :((
Yol boyunca eşimle bu barbinin neden bu kadar bulunmaz bir meret olduğu konusunda tartışıp durduk. Acaba toplatılan barbilerden olabilir mi diye analizlere giriştik, küçük hanımefendilerin işi bu kadar çılgınlığa taşımış olma ihtimali olabilir mi diye uzun uzun tartıştık.
Yokkkkk hikaye daha bitmedi.
Akşam haftalık alışveriş için gittiğimiz markette Pınar burada olacağını sanmıyorum, fazla ümitlenme ama gel bir bakalım kızım dedim. Bulursak amcayı arar, biz aldık bebeği getirtmeyin deriz diye belirttim.
Birde ne görelim !!!!! Onun istediği, eline basınca kanatları oynayan Barbiden sadece ama sadece bir tane kalmasın mı ?????
Bizimki 100 metre bayraklı yarışında koşar gibi koşarak reyona gitti, barbiyi hasretle kucaklayıp bağrına bastı. Bakalım kaç liraymış deyince şaşırdım kaldım, bir barbi 40 YTL. olmaz ki Pınar deyince hemen cevabımı aldım 40 değil anne 39.5.- YTL. Babamızda al şu elli kuruşu bizde rahat rahat 40 YTL diyelim deyince baya eğlendik :))
Neyse o kadar gerilimin üzerine fiyatı tartışmam abesle iştigal olacağından 2 ay boyunca başka bir oyuncak talep etmemesi ve yaklaşık 1 sene boyunca başka barbi istememesi konusunda anlaşıp olayı tatlıya bağladık.
2 gündür barbisi ile yatıp, barbisi ile kalkıyor ve dünyada benden iyi anne olmadığı konusunu yineleyip duruyor !!!!!!!!!!!!!!
Zavallım bu bebek için çok bekledi, çok uğraştı ve çok hayal kırıklığına uğradı :)
Dün akşam televizyonda oyuncak reklamlarını görüp, kanal değiştirip, ben bir süre bu reklamları izlemesem iyi olur deyince koptum, bu onun için tutulması zor bir söz, bakalım ne zamana kadar dayanabilecek.
Sözünün eri olmak zor zanaat !!!!!
Ben çok uğraştım, şimdi sıra onda :))))))
5.10.07
Arkadaşlık
Kendini tuttu ve 1 hafta boyunca plan yapmadı :)
Yok bir aksilik olmadı ve biz cuma günü eski okulumuza gittik. Öyle heyecanlıydı ki anlatamam arkadaşlarımıza ve öğretmenimize birşey almak için durakladığımızda aşırı sabırsızlandı, hadi anne ben artık sınıfıma gitmek istiyorum diye başımın etini yedi durdu :)
Okulun bahçesine girdiğimizde arkadaşları da tenefüse çıkmıştı. Onu görünce acayip sevindiler, "Pınar gelmiş" diye hepsi yanımıza geldi, tam da Pınar' ın dediği gibi boynuna, beline sarıldılar, yer bulamayanlar numaradan surat astı :), hatta birisi yanıma gelip "ben sizi geçen sene evimize çok davet ettim ama gelemediniz, bari bu sene gelin :)" dedi. Başka birisi ama "Pınar' sız olmuyor ki" dedi, bir diğeri "Pınar artık burada mı kalacak?" diye sordu. "Yok dedim ama arada bir sizi ziyarete gelecek". Suratı asıldı :(
Pınar' ı ortalarına alıp, hararetli hararetli, konuşa konuşa sınıfa çıktılar.
Bende tenefüste olan öğretmenimizle konuşup okuldan ayrıldım.
Haftalardır Pınar' ın olayı abarttığını, aradan 4 ay geçmişken çocukların onun yokluğuna çoktan alışmış olabileceğini, hayal kırıklığına uğrayacağını falan düşünmüştüm. Yokkkk galiba çocuklar biz büyüklerden daha fazla bağlı oluyorlar birbirlerine.
Bizim okulumuz eğitim olarak Türkiye genelinde nerelerde bilmiyorum ama tek bildiğim öyle bir ortam var ki bu okulda çocuklara arkadaşlığı, dostluğu çok güzel aşılıyorlar. Dönerken uzun uzun düşündüm kendi kendime.
Ben doğru mu yaptım acaba ?????
Tabi, tabii doğru yapmışımdır değil mi? ??????
Eğitim herşeyden önemli ?????
Her şeyi vakum gibi kapan bir kızım var, ne verseniz öğrenecek.
Resimi de seviyor, müziği de, matematikte de iyi türkçede de.
Sınıf temsilcisi olmuş aşırı heyecanlı, anne çok yükümlülüğüm var bu sene, baya yoğun olacağım diye kara kara düşünüyor ama bir yandan da sorumluluk almaya bayılıyor.
İngilizce öğrenmeden olmaz ????
Hatta 2. veya 3. dil şart ????
Geçen gün öğrendiği ingilizce şarkı o kadar hoşuna gitmiş, orada, burada o kadar çok tekrar etti ki, çıldırmak üzereydim, "artık yeterrrrr" diye bağırdıkça, o tekrar etti, o tekrar ettikçe ben bağırdım.
Ya aktiviteler, okul dediğinde bir sürü aktivite olmalı ve çocuklarımız arada rahatlamalı, sıfırlanmalı ve temel derslere daha aktif katılmalı değil mi???
Buradan mezun olunca üniversiteye de havada karada girer, bunu da garantiledik az çok ?????
En önemlisi çalışan bir anne olarak rahat ettim ?????
Görünen o ki, şu anki tercihimiz bizim için en uygunu ama gönlüm isterdi ki Pınar şu güzelim arkadaşları ile bu okulda okusun. Öğrenmesi gereken en önemli şey olan arkadaşlığı sonuna kadar yaşasın.
Umarım yeni okulunda da en az bu kadar güzel arkadaşlıklar kurmayı başarır. Hem aynı okula gitmiyoruz diye bu güzel çocuklarla arkadaşlığımızı sonlandırmamız, öğretmenimizden uzaklaşmamız gerekmiyor ki ????
Ben yine araştırıp, soruşturup bu güzelim çocuklarında pek çok imkandan yararlanması için öğretmenimize destek olabilirim, gösterilerinde geri planda VJ olarak onlara destek verebilirim.
Keşke memleketimde eğitim eşitsizliği bu kadar keskin olmasa da ben kızımı mahalle mektebimize gönül rahatlığı ile gönderebilseydim :(
Galiba en çok buna üzülüyorum, gerisi fasa fiso :((((
Anahtar isim ?????
Sürekli birşeyleri yıkıyor, etrafı topluyor, herşeyi yerli yerine koymak için kendi çapımda ciddi bir mücadele veriyorum ve resmen kendime şaşıyorum !!!!!! Teyzemiz varken elimden hiçbir iş çıkmazken, sabahın köründe güne merhaba deyip, tüm gün işte tepişip, ardından da yemek, bulaşık, çamaşır, ütü işlerinin dışında evi derleme, kullanılmayan eşyaları ayırma manyaklığımın nasıl olupta beni devirmediğine şaşırıyorum :))))
Eşim "ev hiç bu kadar temiz ve derli toplu olmamıştı, bu hafta biraz misafir çağıralım" demeye başladı :))
Kullanılmayan eşyaların ayrılması işlemlerinde fark ettimki, evdeki ıvır zıvırın %80' nini versem, hayatımızı hiçbir eksiklik duymadan devam ettirebileceğiz :). Eşimin ve benim eşyalarımızın konumu sadece yatak odası hudutları ile sınırlı. Pınar sadece ve sadece bu odaya el atamamış, her yerde onun kitapları, oyuncakları, kalemleri, faaliyetleri mevcut.
Bak küçük hanım artık büyüdün, kullanmadığın eşyalarını ayıracağız, bunlar şu anda kullanılmayan ürün konumundalar, halbuki bu oyuncakları alınca memnun olacak, günlerce oynayacak, onunla yatıp, onunla kalkacak bir sürü çocuk var, gel bunları birlikte ayıralım deyip ikna ettim. Yok sanmayın ki Pınar akıllı, uslu bir çocuk ve bunu hemen kabul etti, tüm koşuşturmaca içinde ağzımıza da çok iş düştü tabi :) Aynı kelimeleri, farklı versiyonlarda, en azından kırk kere tekrar ettim :))))
Sonunda birlikte çatıya çıkıp, kullanmadığı oyuncaklarını ayırdık, koliledik.
Yalnız kitaplarına kıyamadık. Bunlar dursun dedik, eş, dost, akraba ile paylaşırız, onlar alır okurlar, sonra getirir yine yerine koyarız, kitaplarımızı elleyemedik. Galiba o kitapları birlikte okuduğumuz için, hepsinin içeriğini bende bildiğim için benimde gönlüm el vermedi, bende okumayı biraz o kitaplar sayesinde sevdiğim için olsa gerek, okuduğumuz kitapları çatıdaki rafa kaldırdık. Tek tek saydım,kızım geçen sene toplam 160 kitap okumuş. Kimisi 120 sayfa, kimisi 15, kimisi 30 sayfa. Öğretmeninin okumasını neden beğendiği gün gibi ortada yada girdiği sınavda 60 dakikada 60 soru çözebilmesinin.
O kadar çok kitap okumuş ki, soruları okumak veya anlamak için zaman harcamasına gerek kalmamış, direk çözmeye geçmiştir diye düşündüm. Geçen hafta takribi 50-60 sayfalık 3 kitap bitirdi. Bu boyutta bir kitap okuması sadece 1, en fazla 1.5 saatini alıyor. Okuldaki aktiviteler arasında hızlı okuma konusunda bir aktivite olsaymış, onu seçermiş ama yokmuş malesef :))
Sonra kendimi taktir ettim aferin kızım sana dedim. İyiki her akşam inat edip, kızına kitap okumuşsun. Biz 1.5 yaşından beri her akşam kitap okuyoruz Pınar' la. Kitaplar o kadar çok hayatına girdi ki, arabada bile midesi bulanmadan saatlerce kitap okuyabiliyor. Hafta sonları yatma saati konusunda sınırlama olmadığından 21:00' de yatağa girip uyuyakalana kadar kitap okuma hakkı var. O uyuduktan sonra gidip ışığını kapatırken, kitabı elinde uyumuş halini seyretmek müthiş bir zevk oluyor benim için :) Annelik gerçekten enayilik galiba :))))
Dün komşumdan öğrendim ki, komşu oğluşumuzda kucağında kitapla uyumaya başlamış. Halbuki 1 sene önce komşum ben kitap okurken acayip sıkılıyor, beni dinlemiyor diye dert yanıyordu. O da bu lezzetin farkına varmış artık demekki, bir senelerini almış ama verilen emeklere değmiş demekki. Kitaba sarılıp uyuyorsa iş bitmiştir diye düşündüm ve sevindim :)))
Diyeceğim o ki, çocuklara kitap okumayı sevdirmek biz ebeveynlerin görevi. Sakın bu işi öğretmenlerden beklemek gafletine düşmeyin. Çocuğunuz kitap okumuyorsa minik bir hatırlama egzersizi yapın. Bakın bakalım sizin ona kitap okuduğunuz bir geceği hatırlayabiliyor musunuz, yada en son çocuğunuzun önünde kitap okuduğunuz bir anı ????
Hadi bizim zamanımızda kitaplar azdı, pahalıydı, geçim derdine düşmüş bizim ebeveynlerin bize kitap almaya takatı kalmıyordu ama artık öyle değil ki, gazeteler bile hafta sonu eki olarak kitap veriyorlar. 1 YTL' ye bile kitap bulunabiliyor.
Çocuklara kitap okumayı sevdirmek öğretmenlerin işi değildir. Onların öğretmesi gereken o kadar çok şey var ki ve kitap okumayı sevdirme işi o kadar uzun soluklu bir iş ki.... Sizce öğretmenleri bu kadar zamanı bulması mümkün mü ???? Yada onlar birer sihirbaz olabilir mi ?????
Ebeveynler olarak sorumluluklarımıza sahip çıkma zamanıdır bence, her akşam çocuklarımıza kitap okumak için zaman ayırmamız gerek, bunun bilincinde olursak ne dünya kadar ev işi, ne işlerin yoğunluğu bizi engelleyemez. Hem artık o kadar güzel kitaplar var ki, insan kendini kaybediyor, bir sayfa, bir sayfa daha derken zamanın nasıl akıp geçtiğini anlamıyorsunuz bile. Geçen gün bizim kitapçıda gördüm, puzzle' lı kitaplar çıkmış. Hayır Pınar' a alsam yaş olarak küçük kalacak, bu kitabı almak için bir çocuk daha doğurmak tamamen mantıksızlık olacak :)))) Bu kitabı ilk doğum gününde yaşına uygun bir ufaklığa almaya karar verdim sonra :)))) He heeeeee pastadan sonra açar bizde biraz oynar, hevesimizi alırız sonuçta :))
Zaman konusunda korkmamanız için size bir örnek daha ;
Artık kızım kendi okumaya başladığı halde kitap okuma rutinine o kadar çok alışmışım ki onca işe ve tepinmeye rağmen akşam kitap okuma rituelini aksatmıyorum. İki haftada iki kitap daha bitirdim. Şiraz' ın Eylülleri ve Türkleri Anlama Kılavuzu 2....
Demem o ki çocuklara kitabı sevdirme konusunda anahtar isim biz ebeveynlerizzzzzz.
Şimdi öğretmenlere yardım zamanı, çocuklar okumayı sevsinler ki, derslerde daha hızlı ve daha zevkli şeyler yapabilsinler değil mi ?????
Anahtar isim bizsek uygulamak kolay, niyet etmek yapmanın yarısı değil mi?????
Unutmadan her akşam kitap okumanıza rağmen, okumayı sevmeyen çocuk çıkar mı ????
Bence çıkabilir, bunun bir garantisi yok ama siz ebeveyn olarak elinizden geleni yaptığınıza göre sizin açınızdan dert edecek birşey de yok diye düşünüyorum. Bilmem siz ne dersiniz????
4.10.07
Herşeyin başı sağlık :))
Kızımın süt dişi çıktı, Koç müzesinin müzebüsünün bizim kardeş okulumuz dışında o bölgedeki 4 okula daha uğrayacağını öğrendim, bir sürü karmaşadan sonra hafta içi abuk saatte olan balemiz tamda bana en uygun gün olan, kendi kendime, bugüne alınması mümkün değil boşa hayallere kapılma dediğim Cuma gününe alındı !!!!!
Veeeee en önemlisi ;
Nerede ise 8 aydır Hodking Lenfoma ile cebelleşen "canım eltimin" boğuştuğu bu hastalığı tamamen yenmiş olduğunu öğrendim :)))))))))))))) Doktoru OK vermiş ama tam olarak sıfırlandığından emin olmak için yaptırması gereken son bir tahlili kalmış sadece :)
Haberi alınca öyle sevindim ki anlatamam. Kanser kelimesi bile başlı başına yıkıcı geliyor ilk başta, belirli periyotlarla alınması gereken ve bünyeyi sarsan kemoterapi ilaçları ile bu süreç hiç bitmeyecekmiş hissi veriyor insana, biraz yılar gibi oluyorsunuz ama işte birşekilde gün doğuyor :)
Kanser hastası için zor olan bu durum yakınları içinde ayrıca yıpratıcı oluyor. Yapabileceğiniz tekşey sıksık arayıp sormak, bulursanız taze, taze, doğal, körpe şeyler taşıyıp yemesini sağlamak, anlayacağınız yanında olduğunuzu hissettirmeye çalışmak, bolbol dua etmek, işi zamana ve doktorlara bırakmak !!!!!
Hafta sonu birlikteyken fark ettik bu sene hem onlara, hemde bize çokkkk ama çokkkkk uzun gelmiş. Hepimiz, 1 sene önce 6 Ekimde birlikte çıktığımız o güzelim tatilin üzerinden asırlar geçtiği konusunda hem fikirdik.İşin Polyannacılık kısmına gelince, bu süreçte eltim kendini aştı, kemoterapisini alıp 3 gün baygın yatıp, ardından memleketimin o cennet köşesi senin, bu cennet köşesi benim gezdi durdu. Zaman zaman ona özenip, "yaw kardeşim ben burada koşturmaktan helak olup duruyorum, şu işin sırrını söylede bende hayatıma çeki düzen vereyim" dediğim zamanlarda olmadı değil hani :))))
Televizyonda Hodking Lenfoma konusunda söylenenlerin tamamını yaşadık ve iyileşebilir bir kanser türü olduğunu da uygulamalı olarak gördük anlayacağınız.
2006 yılı bizim sülale için çok güzel başlamadı ama güzel bitecek gibi görünüyor :)
Darısı bu hastalıkla savaşan diğer sülalelerin başına :))))))
2.10.07
Diş buğdayı
Nerede ise 1 senedir sallanan dişimiz sonunda düştü :)
Sabah kalkar kalkmaz dişim çok sallanıyor anne diyen kızımı yine diş muhabbeti yapa yapa okula bıraktım, aldığımda aynı muhabbet daha da kıvamlanmış bir vaziyette devam ediyordu :)
Pınar bu işi amma abarttın dişinle yatıp, dişinle kalkıyorsun diye dalga geçmeye başlamıştım ki arkadaşları ile ilgili anlattıklarını duyunca anladım ki diş mevzuu çocuklar için önemliymiş, hemde bizim sandığımızdan da önemli.
Gün içinde pekçok arkadaşı ile görüşmüş, konuyu örnekleme usulü ele almışlar :))))
Hepsi ağzında kaç dişin çıktığını ezbere biliyormuş anladığım kadarı ile :)
Birisi revire giderken, dişini çevire çevire çıkardığını anlatmış mesela, biraz zorlanmış ama revire ulaştığında dişi çoktan eline almayı başarmış :) Diğerinin ki ise uykuda çıkmış, bir diğerininki fena halde ağrımış, birinin ağzında 8 dişi birden değişmiş şimdiden !!!!
Pınarcığım bu senin ilk düşen dişin değilki bu işe neden bu kadar önem verdiğini anlamadım deyince,
Ama anne ilk dişimi, yeni gelen dişim yamuk geliyor diye doktor çekmişti, diğeri ise ben uyurken yatağa düşmüştü. Hiç çıkışını göremedim, nasıl birşey olduğunu merak ediyorum deyince hak verdim. Bizim çocuk yaşayarak öğrenmeye fena alıştı :)
Dişin çıkış hikayesine gelince komşu oğluşumuzu ziyaret için yana geçen Pınar' ı kaynanası seviyormuş, ziyareti tam yemeğe denk gelmiş. Oğluşa yemek hazırlayan komşum Pınar' ı da konuk etmiş. Pınar bir tavuk budunu dişlerken dişi çıkıvermiş !!!!!! Halbuki evde yemek yerken dişi acımasın diye çorba içerken bile aşırı hassasiyet gösterirdi. Sanırım komşu oğluşumuzun sayesinde karambole geldi :)
Almaya gittiğimde çok mutluydu, anne bak dişim çıktı dedi sevinç içinde, sonra babasına dişim ağrıyor diye rol yaptı :) Ayrıca dişlerini fırçalarken, kendini çokkkk ana çok şirin buldu :))))
Sonra dişi sallanırken hep komşu ablasında tavuk yemeye gitmek gibi bir planı var önümüzdeki günlerde :)
Ayrıca bugün okuldan bir arkadaşı dişinin bu kadar kolay çıkmış olduğuna şaşmış ve "çok ballısın" demiş bizim kıza :))))))
Bu diş olayı önemli arkadaşlar, bence diş buğdayı olayını 7 yaşında yapmak lazım esas, çocuk o coşkuyu yaşasın, anılarına yerleştirsin. El kadar bebelerin ruhu duymuyor o seremoniyi :))))
Ben zaten gereksiz bulup, yapmamıştım. Hafta sonu yapsam mı acaba ????????
Şaka bir yana böyle bir seremoni Pınar' ı cidden hoşuna giderdi :))))))
Güzel şeyler duymak :)
Biz anneler sürekli bıdı bıdı ederiz çocuklarımızın başında ;
- Hadi şunu yap, hadi bunu da yap,
- Bak sen bunu hep böyle yapıyorsun, dikkat etsene çocuğum !!!!!
- Aaaaaa ama o öyle yapılır mı? Kaç kere uyardım, hala aynısını yapıyorsun, yaaaa sen beni dinlemiyor musun?
Pencerenin anneler tarafından bakıldığında haklıyız belki ama çocuk ve üçüncü göz tarafında can sıkıcı ve despot bir görüntü sergiliyor olduğumuz kesin :))))
Çocuk gelişim kitaplarında okuduğum ama tam olarak uygulayamadığım yeni bir şey öğrendim bu hafta.
Dolaylı olarak kızım sayesinde ama en çok kızımın arkadaşları sayesinde :)
Empati işini çözdükten sonra bu hayatımda oldukça kolaylık sağlamıştı. Bir olay gerçekleştiğinde birde karşımdakinin cephesinde göz atar atmaz rahatlıyor, bak bu nedenle olabilir diyorum. Sonrada kendimi dolduruşa getirmeden, sinirlerimi ayaklandırmadan sükunetimi koruyabiliriyorum. Birde karşımda empati işini çözmüş insan sayısı artsa pamuk, pamuk gezeceğiz ama onun için biraz daha vakit var :)
Son öğrendiğim, daha doğrusu bildiğim ama henüz uygulamaya başladığım şey ise en az empati kadar işime yarayacak sanırım. Çocukların pozitif yönlerini vurgulamak, onları taktir etmek ve düşüncelerimi onlara bizzat ileterek onore etmek.
Öğrenme süreci kendiliğinden, spontone olarak gelişti, sancılı olmadı anlayacağınız :)
Yeni okulumuzda, eski yuvadan bir arkadaşı var Pınar' ın. Biz bu küçük beyi genelde aşırı hareketli bir afacan olarak tanırız yuva aleminde :) Pınar' a verdiğim servis hizmeti sırasında gördüm ki çocukcağıza kısmen haksızlık etmişiz. Küçük beyefendi beni ne zaman görse hiç istisnasız selam veriyordu. Ayak üstü biraz hoş, peş edip, annesine selam gönderiyordum. O da sağolsun bu selamlarımı annesine iletiyormuş :)
Bizim Pınar birilerini gördüğünde selam veren bir tip değildir. Genelde mahcup mahcup bakar, bende bu huyunu pek sevmem ama işi zamana bırakıp çokta üstelemem. Bende bir iç acısı olduğundan mıdır nedir, küçük beyefendinin durumunu annesine bildirdim, ben senin bu oğlunun selam vermesine bayılıyorum dedim, sonra bu cumartesi bale sonrası katıldığımız doğum gününde bu düşüncelerimi küçük beyefendiyede ilettim. Ben seni gerçekten çok taktir ediyorum dedim, beni ne zaman görsen mutlaka selam veriyorsun, benimle çok güzel konuşuyor ve saygıda kusur etmiyorsun. Çok güzel bir davranış sana çok teşekkür ediyorum dedim. Gözleri pırıl pırıl, hafif mahçup dinledi beni.
Bugün sabah Pınar' ı bırakırken o da geldi, servisten iner inmez benim yanıma yöneldi ve bana günaydın dedi. Sabah erken, gözler henüz açılmamış ama beni görmüş, hafiften yolunu değiştirmiş ve bana günaydın demek istemiş :)))
7 yaşında küçük bir beyefendi, bana günaydın demek ve ayak üstü bir iki hoş, peş için uğraşıyor anlayacağınız. Benim için ne büyük lütuf :)))
Günaydın dedim. Daha uykuya ihtiyacın var galiba. Başını salladı, evet dedi :) Al benden de o kadar dedim, şöyle 15-20 dakika olsa yeter ama şimdi sen derse, ben işe gidince açılırız :)
Güldü :)
Hadi iyi dersler, çıkışta görüşürüz dedim, görüşürüz deyip uzaklaştı :))
Aynı sonucu bale öncesi ve sonrası arkadaşlarına ve hatta annelerine sürekli fındık, fıstık ikramı yapan bale arkadaşında da gördüm. Ya sen ikramı ve paylaşımı ne çok seviyorsun dedim, sonra annesine dönüp, ben bu kızın paylaşım huyuna bayılıyorum ama benim zaten kilo problemim var, o kadar güzel ikram ediyor ki dayanamıyorum, kilolarıma kilo katacağım diye ekledim. Küçük hanım pırıl pırıl gözlerle bir bana, bir annesine baktı :)
Sonra bu işin benim kızıma da faydası oldu. Artık "Nasılsın? İyi misin ? Pınarcığım" diye soranlarla biraz daha az mahcup konuşuyor, "Günaydın ve İyi akşamlar" deme konusuna daha fazla özen gösteriyor.
Halbuki pekçoğumuz çocuklara sürekli yalnış olan şeyleri düzeltmesi konusunda telkinde bulunuyoruz, biraz da iyi yönlerini övmek lazım, bizler gibi çocuklarında iyi olduğu noktaları görmek ve güzel şeyleri duymaya ihtiyacı var.
Anladım ki bu yöntem kırk kere şunu yap demekten daha iyi !!!!!
Şimdi pratik zamanı :))))
1.10.07
1 Ekim
Ekstradan kırmızı ile yazılmış günlere takar. Anne bu niye kırmızı yazılmış, ne tatili ?????
Sonra hangi ayın, kaç gün çektiğini inceler. O takvim yaklaşık 1 ay, arada evirilip çevirilmek üzere salonun ortasındaki sehpanın üzerinde durur :)
Ne zaman sorarsanız sorun, tarihi, gün, ay ve yıl olarak detayları ile alabilirsiniz. Zira mutlaka takip eder, herkesin bir hassasiyeti oluyor işte, onunda hassasiyetlerinden biri günün tarihi.
Bu sabah kalkınca "anne bugün ayın kaçı ?" dedi. Halbuki biliyorum, dün Eylül' ün sonu olduğu konusunda bıcır bıcır konuşmuştu, maksat muhabbet olsun !!
"1 Ekim" dedim. Ekim ayının ilk günü, hemde Pazartesi diye minik bir sohbet imkanı yaratmış oldu bize :)
O an ikimizde bilmiyorduk !!!!
Bu sabah işleri toparladıktan sonra internette haberlere göz gezdirirken öğrendim, bugün aynı zamanda Dünya Çocuk günüymüş.
Kendimi biraz tuhaf hissettim. Dünya kadınlar gününü de pek sevmem mesela, böyle bir kesime özel günler, sanki ihmal edilen grubun yılda bir hatırlanıp, aaaaa bunlarda vardı hayatta dendiği, sorunlarına birgün olsun dikkat çekilmek istendiği günler gibi gelir bana. Gerçi yılda birde olsa hatırlanmak, hepten unutulmaktan iyidir belki.
Bir internet sitesinde Dünya Çocuk günü ile ilgili okuduğum şu paragraf hoşuma gitti, paylaşayım istedim.
**********************
İnsanlığın mutluluğu, dünyamızın güzelleşmesi, çocukların korunması ve iyi yetişmesine bağlıdır. Barış içinde yaşamak, güzellikleri paylaşmak, eğitimle olur. Dünya Çocuk Günü çocuklar arasında ortak duygular oluşmasını, ulusların barış içinde yaşama özlemlerinin pekişmesini amaçlar.
**********************
1 Ekim' i boşa sarf etmeyelim diyorum, birgün 24 saat zaten. Düşünelim bakalım Türk çocukları bu yazdıklarımın neresinde ve biz büyükler onlara nasıl destek olabiliriz.
Ama burada bahsettiğim kendi çocuklarımız değil. Onların arkadaşları veya ileride arkadaş olabilecek veya bizim çocuklarımızın yaşamını etkileyebilecek diğer çocuklar için ne yapabilirizi düşünelim.
Kendi çocuklarımıza çok geniş imkanlar sağlayabiliriz ama üzerine titrediğimiz o çocuğun hayatı veya geleceği kayıp bir çocuğun elinde olabilir :(
Bugüne çok mu fazla anlam yükledim ????
Durum bu kadar vahim değil mi diyorsunuz ?????
Memleketimde hala minicik, el kadar bebeler, bakılamayacak diye çöpe atılırken veya bakılır görünüp cinsel tacize uğrarken, çocuklar sokak ortasında, denizde, orada burada, yüzlerce kişi önünde ebeveynlerinden tokat yerken, aileler tarafından kızlarımızın okuması gereksiz görülüp, namusu kafasındaki bir avuç saç ile ölçülürken,ailesini zar zor ikna edip okumak isteyen kızlarımız, hocaları tarafından "sen başı bağlı ailenin çocuğu olarak doğmuşsun, o kafandaki ile okula gidemezsin, git annenle, babanla hesaplaş" diye iki arada bir derede bırakılırken, el kadar çocuklar ellerine peçete verilip gişelerde satış yapmaya gönderilirken, özürlü çocuklarımız, sadece özürsüzler için yaratılmış sokaklarımız, caddelerimiz, evlerimizde hayattan elini ayağını çekmek zorunda kalırken, yetenekli çocuklarımız fark edilmeyip heba olup giderken, 17-18 yaşındaki gençler yol ortasında silahını çekip adam öldürürken,
Ben abartıyor olabilir miyim??????
Evet, evet galiba ben abartıyorum.
Yok, yokkkk !!!!! İçim rahat etmedi, ben yine de bir düşüneyim bakayım, bugün Pınar dışında bir çocuk için ne yapabilirim ????????