31.1.08

Deniz ne okusun ?????

demiş Nazkız :)

Bence zor bir soru, neden mi ? Deniz’ in nelerden hoşlandığını çok iyi bilemiyorum ki !!!!!!

Ama ben yine de önerilerimi yazayım, Deniz’ ciğim baksın, incelesin, gönlü neyi çeker, aklı neye giderse onu okusun :)

Neden mi böyle diyorum ??????

Zira bendeniz kazık kadar olduğumda algıladım ki, kitap okumayı sevmeyen insan yakıştırması külliyen bir yalan !!!!!!!!

Ve bu yakıştırmayı hiç gocunmadan kendime yakıştırmam da ayrıca bir kolaycılık ve bir nevi cehaletmiş :) Aslında bu kolaycılığı yapmamış olsaydım, kendimi çok daha fazla geliştirmiş olabilirdim. Olsun, ne yapalım, zararın neresinden, dönülse kardır :)

Bence kitap okumayı sevmeyen insan değil, kendine uygun kitap seçmeyi öğrenememiş insan vardır !!!!

Mesela ben şu an itibari ile biliyorum ki, ben içinde hayat hikayeleri, yaşanmışlıkları, insanca duygu, çelişki ve mücadeleleri içeren, günlük hayattan izler taşıyan kitapları ve gelişim kitaplarını seviyorum.

Bu tür kitaplar beni düşündürüyor ve heyecanlandırıyor. Hiç zorlanmadan bir çırpıda okuyup, bitiriveriyorum :)

Bu sadece kendimden çıkarımım da değil. Pınar’ ı da gözlemliyorum.

Mesela bir kitapçıya gittiğimizde, hep pembeli, morlu, pırıltılı, süslü, püslü, prensesli kitaplara bakan ve onları almak isteyen Pınar, eve geldiğinde ilk heyecanla o kitapları eviriyor, çeviriyor, 1-2 gün okuyor ama sonra sıkılıyor. Kitabı tam bitiremeden bir kenara atıveriyor, hemde bir daha suratına bakmamacasına !!!!!

Ama her ihtimale karşı benim bir kenarda bulundurduğum veya bir akrabanın, eşin, dostun hediye olarak getirdiği daha kendi gibi çocuk öykülerini severek, bir çırpıda yalayıp, yutuyor. Eğer kitabı sevmişse bir günde 80-90 sayfa bile okuyabiliyor.

Hani beğendiğiniz bir kitabı sonlandırdığınızda yüzünüzde hoş bir gülümseme olur ya, o mutluluğu okuyabiliyorum yüzünde.

Geçenlerde baleden çıktığımızda tercih ettiği kitaplar konusunda konuşurken kendisi de itiraf etti bunu;

“O prenses masalları gerçekleşecek şeyler değil ki anne, yok köylünün kızı varmışşşşş mışş, kız çok yetenekliymişşşş mişşşş, samandan altın ip yapabiliyormuşşşşşş muşşş, sonra kral gelip kızla zorla evleniyormuşşşş muşşşşş, sonra kızı odaya kapatmışşşş mışşşşş, sonra minik cin gelmişşşşş mişşşşş, bunlar olacak şeyler değil ki !!!!!, sanırım bu kitapları o yüzden sevmiyorum” diye açıkladı kitaplardaki tercihini :)

Ama o kitaplar o kadar güzel görünüyormuş ki, canı almak istiyormuş muşşşşş, ne yapsın mışşşşşş :)))))))

Sonuç mu? Anne, kız hayal gücü zayıf, mantığın ağır bastığı tipleriz sanırım :)

Bu durumda bende karar verdim, onun bu kitapları çokça almasını sınırlayacağım ama kendi birikimleri ile aldığı kitaplarda kendini tatmin etmesine müsaade edeceğim. Fakat yakınında, yamacında sevdiği türde kitaplar bulunduracağım ki, görsellik içinde kaybolup, kitap okuma alışkanlığını kaybetmesin :)


Gelelim Önerilere ;

Favorilere Fatih Erdoğan’ ın Sihirli Kitapları ile başlayacağım müsadenizle. Pınar bu serinin tüm kitaplarını yapalıp, yuttu. Minicikken “Artık Kendim Okuyabiliyorum” serisini severdi. Hatta yıllarca “Beş Beyaz Benekli Baykuşun Dönüşünü” aramıştık kitapçılarda, hatta Fatih Erdoğan’ a talebimizi içeren bir mail bile yazmıştık :) Şimdi de heyecan içinde Sihirli Gözlük 2’ nin çıkmasını bekliyor. Hatta bir ara Sihirli Kitaplar serisinin devamı konusunda Fatih Erdoğan’ a önerilerde bulunmayı bile düşünmüştü :)))) http://www.binbirkitap.com/’ dan Fatih Erdoğan Kitaplarına ulaşabilirsiniz.

İş Bankası Yayınlarının çok güzel kitapları var sonra. Özellikle el yazısı okuma yazmaya başlayan küçük hanım ve beylere yönelik, el yazısı ile hazırlanmış hikaye kitapları ihtiyacınızı görebilir. Ben İş Bankası Yayınlarının sanat kitaplarını çok beğeniyorum. Bu tatilde Pınar’ a tatil hediyesi olarak “Sanat Hazineleri” adlı kitabı aldım. Ünlü ressamların, resim tekniklerini anlatan bir kitap. Pınar kitabı alır almaz bayıldı. Hergün oradaki bir tekniği uygulayıp, eve gittiğimde heyecan içinde bana gösteriyor. Resimlerini mutlaka çerçeveletip, asmalıymışız :)

Sonra Günışığı Yayınlarının kitapları var. Bu yayınevi benim favorim :)))www.gunisigikitapligi.com/ adresinden kitaplarına ulaşabilirsiniz. Bizim kız, bu yayın evinin kitaplarını çok rahat okuyor. 5 Çocuk 5 İstanbul, Kraliçeyi Kurtarmak, Şeroks sersi, Gül Sokağının Dikenleri, Balık en sevdiği kitaplardandı. Bu arada Balık kitabını ben büyüklere bile tavsiye ederim, bence konu olarak çok güzel bir kitap. Bu aralar Karaböcü serisine takmış vaziyette. Birde Mini serisine bayılıyor. Pınar’ ın diğer arkadaşlarından edindiğim izlenime göre Mini serisi çocuklar tarafından tercih edilen bir seri :) Erkek çocuklar bile seviyormuş :))) Biz serinin altı kitabını da okuduk, şimdi serinin yeni kitabının çıkışını heyecanla bekliyoruz.

Aytül Akal ve Ayla Çınaroğlu’ nun kitaplarını şiddetle tavsiye ederim mesela. Pınar, 4-5 yaşlarında iken Aytül Akal’ ın kitaplarına bayılırdı. Yaramaz Trafik Lambasını kaç kere okuduğumuzu hatırlamıyorum bile. Birde şu anda genç kız olan kuzeninden gelen, minicik, tombul elleri ile çevire çevire okuduğu (ezbelediği) “Ben Neredeyim" vardı ama bu kitap Deniz’ e ufak gelir kanımca. Bu seriyi daha minişlere tavsiye edebilirim. Daha detaylı inceleme için http://www.ucanbalik.com.tr/’ ye uğrayın derim :)

Pınar Tudem ‘ in hikaye ve bilim kitaplarını da çok seviyor. Her Şeyin Öyküsü kitabını o kadar çok sevmişti ki. Bir dönem sürekli o kitapla yattı kalktı diyebilirim, dünyanın oluşumu ve gelişimini hem görsel, hemde metin olarak çok güzel anlatan bir kitap. Hatta kitabın kapağını bile resmetmişti. Yalnız Tudem’ in test kitaplarını hiç ama hiç sevmiyor :)Sorularda hatalar varmış, bir kaçını bana da gösterdi, bence de hatalar var ve çocukları sınavlarla eleyeceğiz diye böyle abuk subuk şeylerle vakit harcatmamak en mantıklısı.

Bunun yanında, Tübitak Kitaplarını ve özellikle Bilim Çocuk Dergisini önermeden geçemeyeceğim. Her ay dergiyi aldığımızda Pınar’ ın en çok ilgilendiği konu ayın hangi gün, hangi şekilde olacağı. Hele dolunay içimizden birinin veya bir tanıdığın doğum gününe geliyorsa, deymeyin keyfine :))) Geçen ay dergide yer alan su saatini hemen uygulamıştı.

Sünger Bob dergisine bayılıyor ve birde Sünger Bob’ lu kitaplara.

Bir ara Winx dergisine kafayı takmıştı ama allahtan kısa sürdü. Sanki yaşına pek uygun bir dergi değilmiş gibi geldi bana ama öyle güzel okuyordu ki ses etmiyordum okumasına. Sevinmedim desem yalan olur :)

Minicikken Winnie The Pooh dergisini severdi. Düzenli olarak bakkala, gazeteciye gider alırdık. Tabiki kitaplarını da :) Galiba hala seviyor ama neyse :))))))

Komik ve abuk bilmece kitapları çocukların çok hoşuna gidebilir diye düşünüyorum. Neden mi? Benim ve Pınar’ ın hoşuna gidiyor da ondan :)

Doğan Egmont’ un Klasik Müzik Masalları kitapları favorimiz bu aralar. Bach’ ın 2 eşinden toplam 20 çocuğu olduğunu, oğlunun parmak alıştırması yapması için adamcağızın 30 beste yaptığını biliyor muydunuz ??????? Koskoca Bach bile çocuklarına odaklı yaşıyormuş, biz yaşamışız çok mu :)


Benim küçüklüğümde Susam Sokağının Edi ve Büdüsü vardı. Kuzenlerden biri Edi' nin Korkusu kitabını ve bu serinin başka bir kitabını vermişti Pınar' a. O iki kitabıda çok sevmişti Pınar. Çok güzel, günlük hikayeler içeren iki kitaptı. O kitaplarıda baya bir eskitmiştik. Bulursanız alın derim :)
Birde anne, kız ara sokaklardaki minik kırtasiye ve kitapçılara uğramayı seviyoruz. Orada çok farklı ve hoş kitaplar bulabileceğimizi keşfetmiş bulunuyoruz. Farklı kişilerden gelen, farklı kitapları okumak hoş oluyor ayrıca. Zira herkesin beğenisi farklı olabiliyor ve getirdiği kitapla değişik bir şey öğrenip, farklı bir yönünüzü keşfedebiliyorsunuz.

Aaaaaa unutmadan harita ve sözlük okumasını öneriyorum Deniz’ e. Hadiiii yaaaa demeyin sakın, bir deneyin olur mu? Pınar harita okumayı çok seviyor, hem insanın yön duygusu da acayip gelişiyor, sözlük sayesinde de bilmediğiniz bir sürü kelime öğrenebiliyorsunuz. Benden söylemesi :)

Kullanım Kılavuzlarını da okumak ilginç geliyor Pınar’ a :) Geçen sene Dijitürk Kanallarında dolanırken, aşağı ok tuşuna basıp, Dijitürk Kumandasının kullanım sayfasını aşmış, üşenmemiş tüm yazıları okumuş, yoksa dinlemişmiydi ???? Tam hatırlamıyorum. Şimdi kumandayı benden ve babasından güzel kullanıyor. Okumayı veya dinlemeyi sevmenin faydaları :) Hayat sadece roman okumak değil ki, okumayı sevene, okunabilecek o kadar çok şey var ki çevremizde !!!!!!


Bu arada benim naçizane tespitim Pınar kadın yazarların kitaplarını daha bi severek okuyor, belki dişi dişinin dilinden, erkek erkeğin dilinden anlıyor olabilir ????? Bu çocuklara kitap seçme konusunda bir ip ucu olabilir mi emin değilim ama benimki sadece bir acaba ?????


Birde siz deneyin bakalım, bu tespit doğru olabilir mi????

Sevgili Nazkız sana en önemli tavsiyem Denz’ i mümkün olduğu kadar farklı kitap türleri ile tanıştırman ve beğenmediği kitapları okuması konusunda zorlamamandır.

Bilmem söylemiş miydim? Ben beğenmediğim kitapları öldür Allah okuyamıyorum ve her kitabın sonuna kadar okunması gerekliliğini de kavrayamıyorum :)

Bunu yapabilenlere de hayret ediyorum, sevemediğim bir kitabı neden okumalıyım ki !!!!!!

Niye bu bir zorunluluk olsun ????????????

30.1.08

Yorum Farkı

Mehmet Barlas ve Emre Kongar' ın Yorum Farkı programını seviyorum. Farklı görüşleri, farklı düşünceleri dinlemeyi, kendince düşünmeyi, olaylara farklı bakış açıları ile bakmayı sevdiğimden midir? bilinmez . O ikiliyi seyretmeye bayılıyorum.

Zaman zaman birbirlerinin damarlarına basma istekleri veya neronların attı atacak konuma gelmesi de enteresan geliyor ama farklı düşünceleri aynı mekanda, karşılıklı oturup konuşabilme yeteneğimizin gelişmesi açısından bu programın güzel bir program olduğuna inanıyorum :)

Bazen Mehmet Barlas' ın bir sözü düşüncelere sürüklüyor insanı, diğer yandan Emre Kongar' ın ki acaba dedirtiyor !!!!!!

Aman Neşeli, seninde bir hayat görüşün yok anacım !!!!! diyebilirsiniz pekala :)

Ben her farklılığı izleyip, dinlemek, mantık süzgecinden geçirip, karar vermekten yanayım. Doğru mu? Yanlış mı? Bilmem ama bu da benim tarzım :)

Pazartesi akşamı Emre Kongar' ın bir sözü alevlenen türban tartışması konusundaki düşüncelerime tercüman oldu.

Bu mesele de iki şeyi şiddetle merak ediyorum ;

1. Neden, yıllardır bu türban meselesinin en ateşli savunucuları erkekler !!!!

2. Emre Kongar' ın da belirttiği gibi "başını kapatma özgürlükleri konuşunda tartışa durduğumuz" kadınlarımızın "başını açma özgürlükleri de var mıdır ? "

Malesef şu an kadınlarımız pekçok konuda kendi hak ve özgürlüklerini savunamıyorlar !!!!!!!

Galiba Atatürk biz Türk kadınlarına hak ve özgürlükleri verirken, yeterince içimize sindirip, sindiremeyeceğimizi hesaba katmamış. Bu haklar bize verilmiş, almak için çabalamamışız :(((((

Bir gence, mezuniyetinde babası tarafından verilen arabanın değerini 3 gün sonra yitirmesi gibi !!!!!!!

Biraz daha zamanı varmış bunların, kadınlar olarak biraz uğraşsaydık, biraz çabalasaydık, kendi üzerimizden siyaset yapılmasına izin vermezdik sanırım. :((((

İstisnalar vardır mutlaka ama isisnalar kaideyi bozmuyor malesef :(((((((

29.1.08

Davetsiz misafir

Geçen akşam anne,kız teyzemizden dönüyoruz. Babamız henüz gelmemiş. Arabadan iner inmez, karanlıkta bahçe kapısının altında, bir karaltı gördüm !!!!!!

Pınar dedim, kirpi !!!!!!!!!!!!!

Her zaman acil durumlar için yanımda bulundurduğum fotoğraf makinamı çıkardım alelacele.

Pınar panikte ! Karanlık ve kirpiyi tam olarak görememenin verdiği endişesi var içinde.
Anne, birşey yapar mı? dedi benimki.

Yok kızım yapmaz sanırım dedim ama eminde değilim, kirpi ile bu kadar aniden, burun buruna kalmamışım ki hayatımda :))))

Fotonun ardından iş geldi sadede :)

İçeri gireceğiz ama kirpi kapının önünde, ne olur ne olmaz :))))))

Hani deneyimlerden biliyoruz ya, kediye pissst, köpeğe hoştttt, kuşa kışttt deyince kaçırılıyor, gel Pınar dedim, biz buna pıssttt diyelim :)))))

Anne, kız "pıııısssttttt" deyince, bizim davetsiz misafir bir silkindi. Silkindi ama eski haline döndü yeniden :)

Bu sefer daha yüksek sesle seslenelim deyince, Pınar akşamın karanlığında, sanırım endişeninde etkisi ile :) çığlık çığlığa "pıssstttt" diye bağırınca hayvan tekrar silkindi, bu kapıda boş çıktı, bunlardan bize rahat yok baabından hızlıca bir durum değerlendirmesi yaptı ve sakin devinimlerle dikenlerini demir kapının altına sürte sürte çekti gitti.

Arkamızdan gelen babamıza, kirpi ile randevumuzu anlattık, haklıymışım, birşey yapmazmış :)

Ani gerçekleşen bu ziyarette tepkimiz yersiz oldu ama ne yaparsınız biz İstanbul' da kirpiye pek alışkın değiliz.

Bir sonraki karşılaşmada daha donanımlı ve misafir perver olacağız.
Söz kirpi kardeş, söööözzzzz :))

28.1.08

Bir sergiden

Dün amcamıza giderken radyoda Yapı Kredi Kültür Merkezi' nin, 19 Ocak - 22 Mart arasında Nazım Hikmet' in kişisel eşyaları, el yazmaları ve özel belgelerinden oluşan bir sergi açtığını öğrendik.

Pınar, Cem Karaca' nın "Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkında" şarkısını oldum olası çok sever. Sırf bu şarkıya olan ilgisinden, merakından, ablamla üşenmemiş onu Gülhane Parkına götürmüş ve devasa ceviz ağaçlarını göstermiştik. Gösterirkende annemin ve babamın bizi oralara pikniğe götürüş hikayelerini, Gülhane Parkındaki kukla tiyatrosunu seyredişimizi anlatmıştık.

Geçen sene bir bank üzerinde bu şiiri görünce, tanıdık bir yüz görmüş gibi olmuş, tamamı ile Cem Karaca' ya ait olduğunu sandığı bu eserin Nazım Hikmet' e ait bir şiir olduğunu öğrenince, bir yaşına daha girmişti :)

Nazım Hikmet' in soyadı çok enteresan gelmişti Pınar' a, birde memleketinden uzakta, başka bir memlekette yaşamak zorunda olmasının anlamsızlığı !!!!!!!!!!!

Dün radyoda bu haberi duyduğunda;

"Anne, bak hediye olarak beni Nazım Hikmet' in sergisine götürebilirsin" dedi.
"Ne hediyesi kızım, sürekli sana hediye mi alacağız" diye cevap verince;
"Doğum günü hediyesi anne, hani Mart' ta benim doğum günüm ya, hediye alma, bu sergiye gidelim" dedi !!!!!!!!

22 Mart' a kadar ne yapıp, ne edip, işi, dersleri, sorumlulukları bir kenara bırakıp, uzak, muzak demeden bu sergiye gitmek farz oldu :)

Ha birde Nazım Hikmet konusunda derin bilgi sahibi olmayan :((((( bendenizin kendini bu konuda biraz geliştirmesi de var işin içinde :))))

25.1.08

Büyük gün

Sabah ben daha 3-5 dakika diye yatağımda dönüp dururken baktım banyodan tıkırtılar geliyor. Ardından Pınar belirdi odanın kapısında.

"Anne ben kalktım hadi kalkın"
!!!!!!!!
Gel dedik daha vakit var, birazda bizim yanımızda uzan. Yok o hazırlansınmış !!!!!!!!!
Hani uyku sersemi olmasam gözlerimi kocaman kocaman açıp, "haaaadddeeee yaaawwww" diyeceğim :)
Neyse bizimki gitti giyindi, ardından ben sofrayı hazırlayayım diye aşağıya indi. Hafta içi, kolay kahvaltı cornfleks sofrası hazırladı bize :)
Kahvaltının ardından hemen yukarı çıkıp saçlarını taradı, dişlerini fırçaladı !!!!!!
Hemde hiç "HADİİİİİ" demeden.
Ve biz maaile normal çıkış saatimizden 10 dakika önce arabamıza binmiş, yola koyulmuştuk !!!!!!!
Hemde hiç "HADİİİİİ" demeden !!!!!!

Bunca hazırlığın, telaşın sebebi bugünün büyük gün, yani karne günü, yani 15 günlük bir tatilin arefesi olması.
Anlamadım mı sanki :))))

Evet bugün çocuklarımız için büyük gün !!!!
Karneleri iyi olsa da kötü olsa da büyük gün !!!!
Öğretmenleri ellerine bir karne verecek ve o karnede bir dönemlik performanslarını görecekler.

Bir yanım kaliteci olduğu için raporları yorumlamayı severim. Yorumlamayı bilirseniz, raporlar elle tutulur, gözle görülür, somut veriler serer önünüze.

Sayılarla ifade edilebilir parametreleri severim. Zira bu verileri evirip, çevirip mantıklı değerlendirebilir, sebeplerini iyi irdelerseniz geliştirebilirsiniz.

O yüzden Pınar' ın karnelerine de hep bu gözle bakmaya çalışırım. Ne güzel öğretmenimiz 1 dönem boyunca bizim kızı izlemiş, gözlemlemiş ve benim elime bir done vermiş diye düşünürüm. Bende bu done ile Pınar' ın kendini geliştirmesi gereken konularda haberdar ediliyorum. Bostan korkuluğu değilim yani :)))) Bundan sonrası bir anlamda bana ve en önemlisi Pınar' a ait.

Ara dönemde aldığı karnede bilgisayar harici tüm dersleri gayet iyidi. Bilgisayar dersi iyi olmakla birlikte diğerlerinden düşüktü. Şimdi aman Neşeli ne kadınsın, çocuğun dersi iyiymiş zaten, bilgisayar notu kötü olsa ne çıkar diyeceksiniz, eminim. Bunun notla bir alakası yok ki, değerlendirme yapıyoruz sonuçta !!!! Duruma bakmak gerek, bu çocuk bu alanda neden geride, altında yatan sebep nedir? Bunda bir iyileştirme yapılabilir mi?

Yok yapılamazsa sorun yok, biz bu notlada idare edilebiliriz. Notunun düşük olması çocuğun o derste zorlandığının göstergesidir. Eğer bu işte bir düzenleme yapıp, gelecek dönem onu bu derste rahatlatabileceksem ne ala, yok benim veya kendinin yapabileceği birşey yoksa öyle devam :)

O ara karne sonrası yaptığımız tespit şuydu, Pınar esasen bilgisayarı iyi kullanan bir çocuk ama işte kullandığımız için evde de laptop kullanıyor ve mouse pratiği yok. Okuldaki derste ise mouse kullanması gerekiyor ama kas becerisi gelişmediği için başarılı olamıyor, başarılı olamayınca panik oluyor ve basıyor yaygarayı !!!!!

Bununla ilgili olarak üst yönetim olarak ne mi yaptık, 7.5 YTL. değerinde bir mouse alıp, bilgisayara taktık !!!!! Şu an öğretmeni de Pınar' da gayet rahat :)

Gelecek not mu, bilmiyorum hiç önemli değil, önemli olan ara karne notunu değerlendirip hem Pınar' ı, hemde öğretmenini rahatlatmış olmamız. Bunu yaptıktan sonra süreç kendiliğinden iyileşecektir nasılsa :)

Demem o ki, çocuklarımızın getirdiği karneleri tembellik, çalışkanlık, sorumluluk, sorumsuzluk sembolü olarak görmek yerine, geçen dönemin performans ölçütü olarak görmemiz gerekir. Notu düşükse demekki biryerlerde zorlanıyor, biryerlerde çözülmesi gereken bir düğüm olabilir, minicik bir yardım onu iteleyebilir. Ebeveyn olarak performans düşüklüğünün sebebini araştırıp, moda kaliteci deyimiyle kök sebepleri analiz etmek faydalı olacaktır :)

Pekçok neden olabilir. Alt yapı eksikliği, eğitim kalitesinin düşüklüğü, çocuğunuzun performansının üstünde zorlanması veya performansını yeterince kullanamaması, hatta ve hatta öğretmenin performansının yetersizliği !!!!!!!!

Yalnız kesin teşhisi koymak için ön yargısız, tarafsız olmak, verilere dayalı, mantıklı analiz yapmak önemli. Aksi taktirde desteğiniz zaman kaybından öteye gitmeyecektir.

Analiz size kalmış ama olaya birde bu açıdan bakın ve size gelen karneye bakmadan önce çocuğunuzun geride bıraktığı dönemdeki performansı için sıcacık sarılarak kutlayın !!!!!!

Başarılı olsun veya olmasın girdiğiniz denetimlerin veya evde verdiğiniz büyük davetlerin, düğün hazırlıklarının üzerinizde yaptığı etkileri ve yaşadığınız gerilimi bir düşünün.

Bence karne alımı, ISO9000 denetimi geçirmek ile aynı şey !!!!!!!
Amanınnnn ne geriliyorummmmm o dönemlerde :))

Bırakın 15 gün rahat etsinler, gerilimlerini tırmandırmayın !!!!!!

Aralarda minik minik, dostane ve performans düşüklüğünün sebeplerini irdeleyecek sohbetlere ise hiçbir zaman hayır demem.
Bu konuda benden size tam destek :))))

24.1.08

Güzellik Sırları

Bu aralar Pınar okuldaki Kitap Fuarının heyecanına kapılmış vaziyette. Aylardır kitap fuarından kitap almak için biriktirdiği harçlıklarını, öğretmeninin yönlendirmeleri dahilinde programlı şekilde harcama telaşında :)

Hergün belli bir miktar para götürüyor yanında ve bir kitap alıp dönüyor. İlkgün tercihini Bach' ın kitabından yana kullanmış.

"Anne, kitaplara baktım baktım hiçbiri tanıdık gelmedi. Bende ençok bildiğim ve serisini almak istediğim kitabı aldım" dedi. Eve dönerken arabada karanlıkta, maranlıkta okumaya çalışıyor.

Dün akşam "Pınar, bu karanlıkta okuyabiliyor musun?" diye soran babasına, kafası kitabına gömülü vaziyette, "bir paragraf bile okuyamadım" diye cevap verince, arabada bulundurduğumuz el fenerini verip destek olduk okumasına :)))))

İkinci gün seçtiği kitapsa beni resmen şoka uğrattı !!!!!!!
Ölsem Pınar' ın alacağını düşünmeyeceğim bir kitapla geldi kızım eve :)))))

Winx serisi bir kitap "Güzellik Sırları" !!!!!!!!!!!!!!

Süper renkli ve mini minnacık küçük hanımlara makyaj sırları !!!!!, saç stilleri konusunda yöntemler öneren bir kitap. Hani benim ona ölsemde alamayacağım türden birşey :))))

Kitabı görünce acayip bir heyecan kapladı içimi, seçimi gereksiz ama bir o kadarda enteresan geldi bana :))))) Hiç aman bu kitaba mı para verdin demedim :)))) Sonuç itibari ile kendi parası, kitapta kitaptır, başvuru kaynağı değil mi ?

Birlikte inceledik kitabı, seçiminin hoşuma gittiğini ama makyaj yapmak için yaşının çok çok erken olduğunu, sonuç itibari ile kimyasal maddelere dayanan makyaj ürünlerini kullanmasına izin veremeyeceğimizi ama denemek isterse makyaj konusunda ciddi bir eğitime ihtiyacı olan bendenizin seve seve ona mankenlik yapabileceğimi söyledim. Yalnız saçımın kısa olması sebebi ile saç mankenliği konusunda pek başarılı olamayacağımı ama tatilde saç modellerini kendisi üzerinde bolbol denemeye vakti olduğunu belirtmeyi de ihmal etmedim tabiki :)))))

O heyecan içinde kitabı alıp, banyoya gitsede 15 dakika sonra normal hayatına dönüp, Bach kitabını aldı eline ve müzik eşliğinde dans figürleri sergilemeye başladı.

Akşamın ilerleyen saatlerindeki konuşmamızda "Güzellik Sırları" kitabını nasıl seçtiğini öğrendim. Bu işlere hevesli güzeller güzeli bir arkadaşı aracılığı ile keşfetmiş kitabı. Eeeee onlarında birşeyler paylaştığı ve pekçok şey öğrendiği bir çevreleri var sonuçta :)

Palas pandıras bir anne olarak benim makyaj konusunda kızıma çok fazla birşey veremeyeceğim dikkate alınırsa, bu kitabın imdadımıza yetiştiğini söylemek yanlış olmaz sanırım :)) Zamanlama biraz erken oldu ama annelik tatlı tatlı kontrol anlamına gelmiyor mu sonuçta ???? Bizimde annelik yeteneğimizi sergilemek için malzemeye ihtiyacımız var, ne demiş atalarımız "işleyen demir ışıldar" :)

Hem bakarsınız bu kitap benim içinde dönüm noktası olur !!!!!
Neyse bir kitaptanda çokşey beklememek gerek :)

Esasen kendi başına ama deneyimleri ve arkadaşlarının etkisi ile kitap seçme sürecinde çok güzel bir imkan oldu bu kızım için . İlkgün tanıdık bir kitabı seçmiş, ikinci gün arkadaşının etkisi ile bir kitap satın almış kendisine. Bugünün kitabını merakla bekliyorum !!!!!!

Bugün alışveriş yapabileceği son gün, biriktirdiği harçlıklar suyunu çekmiş vaziyette. Cuma günü stantlara melul, melul bakıp, bir sonraki fuarda alacaklarını tespit etme günü :))))

Kızım Neşeli sakın yumuşayıp cepten para verme, evet kitaba para harcaması güzel ama birazda kedinin ciğere baktığı gibi melul melul bakıp, hasret duysun kitaplara. Bu süreçte ona çok şey katacaktır !!!!!!

Buraya yazınca uygulamak daha kolay oluyorda :)

23.1.08

Yaşama Yerleşmek

Dün akşam puzzle' ımı bitirdim. 1.5 hafta sürdü tamamlamak, hobiyi bile hırs yapan, 1500' lük puzzle' ı gece yarılarına kadar oturup 3 günde bitiren bendeniz için bu büyük başarı.

Bu süreyi uzatmak kolay olmadı inanın :)))))
Kendimi sürekli frenledim, hobileri bile hırsla yapıp tüketmemek lazım, yaşamı yavaş tüketmekte fayda var, bunu öğrenmem lazım !!!!!!

Puzzle bitince kendimi hafta sonu aldığım Üstün Dökmen' in kitabı Yaşama Yerleşmek' e bıraktım. Tam benim sevdiğim türde, kolay okunabilir, bakış açıma yakın bir kitap. Okuduğum kısım itibari ile en çok beğendiğim bölümlerden birinde, özetle şöyle diyor Üstün Dökmen ;

Bir makina veya elektronik eşya bozulduğunda, kullanma konusunda inat etmez, cihazın neden çalışmadığını bulmaya odaklanırız. Tamir etmeye çalışırız veya tamirciye götürürüz ama çocuklarımız veya çalışanlarımız birşeyi yapmak istemediklerinde nedenini araştırıp, çözüm bulmak yerine, ısrar edip, aynı komutları tekrar etmeye devam ederiz !!!!!!!!

Hadi, hadi, çalış, çalışşşşşş !!!!!!

Üzerinde düşünmeye değer bence ??????

22.1.08

Düğme

Geçenlerde arabadan inerken, bizim kızın eteğinin alt düğmesi düşüp kayboldu !!!!!!

Baya bir aradık taradık, üstüne üstlük ağladık :)))).

Anne ben şimdi kopuk düğme ile nasıl okula giderim diye şırıl şırıl göz yaşları döktü benimki. Malesef aynı düğmeden de bulamadık !!!!

Bu sabah okul yolunda ;

- Anne biliyor musun ? O düğmenin kopması çok iyi oldu.
- Neden kızım ?????
- Artık daha rahat koşabiliyorum anneee. O düğme koşmama engel oluyormuş !!!!!!
- !!!!!!!
- Hatta arkadaşım bile koşarken düğmesini açıp koşuyor !!!!!!
- :)))))))))))))

Polyannacılık iyi mi bilemiyorum ama sanırım üzümün üzüme baka baka karardığı doğru :)))))

21.1.08

Ah biz anneler !!!!!!!

Hafta içi bale dersimiz büyük ablaların dersi ile çakışıyor. Hali ile hazırlanırken onların sohbetine ortak oluyoruz !!!!!

Pınar kulakları dikip, bedeni giyinme telaşında, benliği ise ablalarda geçiriyor o 5 - 10 dakikalık süreyi !!!!!

Bu hafta aralarında geçen konuşma çok ilginç geldi bana. Finallerle boğuşuyorlarmış bu ara. Birisi "yaaa ben en çok anneme sinir oluyorum, ne zaman biraz farklı şeyler yapmak istesem, konuşsam, sohbet etsem, gülsem, eğlensem, hemen araya giriyor öğüt vermeye başlıyor, hevesimi kaçırıyor" diye kaptırmış gidiyordu !!!!!

Baktım Pınar pek dikkatli dinliyor konuyu, "bak Pınar annesi olan her çocuğun derdi aynı, herkes annesinden yakınıyor" !!!!!

Güldü :)

Evet biz anneler hangi yaşta olurlarsa olsunlar, çocukları rahat bırakmıyoruz galiba. Hep eğitmeye, öğretmeye odaklanmışız, bundan sıyrılamıyoruz. Çocukların yapacakları şeyi, sanki söylemeden yapmayacaklarmış gibi 3-5 dakika önceden söyleyip, kurgulamaya çalışıyoruz. Halbuki biraz beklesek, zaman tanısak kendiliğinden yapacaklar :))

Sınavlar, finallere, sorumluluklara odaklanıp, nefes almasınlar istiyoruz !!!!!

Kendimde de görüyorum bunu. Genelde rahat ve pekçok şeyde Pınar' ı esnek bıraktığına inanan bendeniz bile öyleyim esasen !!!!!!

Çoğu zaman "zaman darlığını" bu işin sorumlusu kabul ediyorum ama sorumluluklarına sahip bir birey olarak yetişmeleri için şimdi zaman tandın, tanıdın, yoksa ömür boyu söylenmek riski ile karşı karşıyasın :(

Geçenlerde annem bize geldiğinde çok derinden yaşadım bu çelişkiyi. Aynı anda yapacaklarımı önceden söyleyen bir anneyi püskürtüp, kızına şunu yap, bunu yap diyebilmek ciddi zordu.

Anneyi püskürtürken, çocuğu kontrol edebilmek zor zanaat !!!!!

Ergenlik çelişkilerini azaltmak için, şunu yap, bunu yaplara bir an önce dur demek lazım, yoksa arkadaş sohbetlerine meze olmak var işin içinde :))

Ammannnn kızım dikkat !!!!!!!!!!!!

18.1.08

Varrrr yaaaa şu Çizmeli Kedi' yi bir yakalasam ....

Dün Pınar' ı almaya gittiğimde okulun panosunda gördüm bu sözü,

En iyi kitap sizi düşündüren kitaptır !!!!!!!

Sonra düşündüm, eskiyi, şimdiyi gözden geçirdim kendi açımdan. Ben şu anda televizyon izlemeyi reddediyorum. Neden ? Zira abuk subuk dizilerin olduğu kanallardan, televolelerden, dudağını, yanağını, orasını, burasını botokslamış, hep aynı bakan, şişe şişe gittikçe birbirlerine benzeye, oradan buradan süper dekolteli kıyafetler giyip, omuzlarına tüller atan sanatçılardan bıkmışım !!!!!!!

Bunlar bana hiçbirşey vermiyor ki, bana hiçbir şey düşündürtmedikleri gibi, hazda vermiyorlar, gözleri yaşlanmış ama cildi davul gibi gergin kadınların bakışları bile sahte geliyor. Doğallık, samimiyet yokki, beni çekmiyor, şarkıları içimi kıpraştırmıyor !!!!!!! 3-5 elin parmağını geçemeyen, sahte adamların görüntüleri ile oyalıyorlar bizi, ben İstanbul' da yaşarken bunlara bakıp, ya ben niye çalışıyorum diye düşünürken, doğudakiler ne düşünüyordur, neler hissediyordur kimbilir !!!!!!!!!!!

Ve fark ettim ki, ben sevmediğim şeyleri reddediyorum, onları yok farz ediyorum, kendime başka ilgi alanları buluyorum. Aynı şekilde haberleri izlemeyi de reddetmiş durumdayım, güncel olayları internetten takip etmeye çalışıyorum bir süredir. Fakat bu işinde suyu ısınmakta, birkaç köşe yazarı dışında diğerlerini silmek üzereyim, reddetmek üzereyim neredeyse.

Onca radyo televizyon mezunu gencimiz var, bunları memleketin dört bir yanına salıp, güzel haberler çıkarmak varken, anadolu ajansının haberini alıp, nasıl sündürürüz, nasıl acımsamatrak haberler yaparız peşinde bütün medya !!!!

İşte o sözü ve bunları birleştirince beni için için deli eden, kendime yakıştıramadığım "ben neden küçükken kitap okumayan bir çocuktum" sorusunun cevabını buldum sonunda :)))))))

Hayır herşey pahalı olmasıyla alakalı olamazdı. Zira annem, babam eğitime önem veren insanlardı. Eğer ben okumak isteseydim, ne yapar ne ederler bana kitap alırlardı !!!!!

Aslında hatırlıyorum da, ilk başta okumayı çok severdim ama benim zamanımda kitap hem çok pahalıydı, hemde sadece klasikler dediğimiz türde kitaplar vardı. En çok aklımda kalan 3 kitapsa Çizmeli Kedi, Külkedisi ve Pamuk Prensesti.

Nedense Pınar doğduğunda ben bu kitapları alıp okumak istemedim kızıma. Hep başka kitaplar arayışına girdim, güncel çocuk yazarlarının kitaplarını alıp, tanıştırmak istedim kızıma. "Pınar bak bunlar kitap, kitap bak bu benim kızım Pınar, iyi anlaşın, birbirinizi sevin" demek istedim.

Klasiklere hiçbir zaman yeltenmedim !!!!! Pınar ya bir akrabanın aracı olması ile yada okulda arkadaşları aracılığı ile tanıştı klasiklerle.

Şimdi düşünüyorum da benim okumayı sevmememin sebebi, benim çocukluğumdaki hikaye kitabı kahramanlarıydı.

Külkedisi üvey anne ve üvey kardeş zulmüne uğrayan, bu zulüm altında ezilen bir zavallı kızcağız değilmiydi aslında !!! Sabırla peri, fare ve bal kabağının gelmesini bekleyen ama bu zaman zarfında gık demeden karın tokluğuna çalışan bir zavallı kızcağız. Geçenlerde iki bale arkadaşlarımla küçükken en önemli korkularının bir üvey anne sahibi olmak olduğunu söyleyince, jeton düştü.

Sen her akşam çocuğa Külkedisi okursan, el kadar bebeler korkmaz mı üvey anne, üvey baba mantığından. Bence Külkedisi anne ve babalarının, evlenen çocuklarının ayrılığını, torunlarını korkutarak önleme yöntemiydi !!!!!!!!! Aramızda hala çocuklarını üvey anne ve üvey baba ile büyütmek istemediği için ayrılmayan erkekler veya kadınlar yok mudur ????? Bu üvey anne ve baba adaylarına haksızca giyidirlen bir gömlek değil midir ???

Sonra Pamuk Prenses' in kötü talihide anneninb ve ardından üvey anne ile evlenen babanın ölümüyle başlamaz mıydı? Aynı kötü kader, önce anneyi kaybet, ardından baba evlensin, şu çok korkulması gereken üvey anne kavramı devreye girsin !!!!!!!, sonra kader iyice ağlarını örsün veeeeee tek dayanak babayı da kaybet !!!!!!!!

El kadar çocukken okuduğum hikayelere bakar mısınız ?

Şimdi siz söyleyin hikayeler böyleyken, ben kitap okumayı sevebilir miyim ??????

Şimdi Pınar' ın okuduğu hikayelere bakıyorum, öyle güzel hikayeler varki. Hayaller, başarı öyküleri, birşeyin olmasını çok isteyen çocuklar ve bunun için verdiği uğraşlar sonunda hedefe ulaşmalar, başlarına gelen komik ve eğlenceli olaylar.

Sorarım size, insanın böyle kitapları okudukça okuyası gelmez mi ???????

Kendimi daha güzel ifade edebilmek için, Çizmeli Kedi ile noktalamak istiyorum yazımı !!!!!!!!!!!!

Dün üşenmedim, bizim kazık kadar olmuş yeğenlerin verdiği, bir kenarda duran Çizmeli Kedi hikayesini aldım okudum Pınar yattıktan sonra :) Bizim defalarca okuduğumuz, ben dahil, tüm jenerasyonla bugünlere kadar taşınan Çizmeli Kedi, esasen ayağına 2 tüylü çizme, kafasına süslü şapka geçiren, sadece görünüş ile tüm köylüleri kullanıp, kralı kendisine ait olmayan malla, mülkle, görünüşle kandıran, doğru dürüst çalışmayan, terlemeyen, herkesi emellerine alet ettiren, sahibini hem mal mülk sahibi yapıp, hemde kralın kızını bile almasını sağlayan, bir anlamda yerini sağlamlaştırmaya çalışan, şık giyinen ama içi boş, üç kağıtçı, iki yüzlü, tembel bir tip değil midir esasen !!!!!!!!!!!!!!!!!!

???????????????????

Biz çevresini düşünmeyen, 3 kuruş rant sağlamak için ormanları heba eden, dünya kadar üretim yapıp, atıklarının sorumluluğunu almayan ve toprağa gömen, paraya para katmak için kriz olsun diye el oğuşturan, kendi gemisini kurtaran kaptandır deyip, çevresindekileri hiç düşünmeyen, biz Türk halkının tarzı Çizmeli Kedi tarzına benzemez mi sizce ?????????

Hep başkaları komplo teorisi üretecek değil ya :)

Bu da benim çocuklar üzerinde uygulandığını düşündüğüm komplo teorim, bence gayette mantıklı.

Ben çocukken maaile seyrettiğimiz Dallas dizisini de başka bir gün irdeleriz !!!!!


Benden size tavsiye arkadaşlar çocuklarınıza kitap almadan önce biraz düşünün ve çocuklarınızın okuduğu kitapları öncelikle siz okuyun, sadece okumayın, düşünün ve çocuklara verebilecekleri gizli mesajları irdeleyin, sonra karar verin !!!!!!

Eşlerinizi Külkedisi veya Pamuk Prenses masalları okuduğunuz çocuklarınız korkuları ile değil, onlara zaman ayırarak evinize bağlayın :)))))

Baktınız olmuyor hiç olmazsa üvey anne ve baba adaylarına baştan eksi puanla yaklaşılmasına engel olun !!!

Ben üvey çocuklar tarafından şans verilmeyen ama çok iyi insanlar olduğuna inandığım üvey ebeveynler tanıyorum. En azından onlara haksızlık etmemiş oluruz :)

Sonra birgün bizimde üvey ebeveyn olmayacağımız ne malum ?????

Bende bu arada şu Çizmeli Kedi' nin, Milli Eğitim' in önerdiği 100 temel eser arasında olup olmadığına bakayım !!!!!!!!!!!

17.1.08

En içten dileğim















Yeğenimin çok güzel bir köpeği var, bir Golden Retriever. Müthiş insan canlısı, boncuk gözlü, iyi huylu bir dişi. Her dişi gibi kıskanç, kendisi ile ilgileneni, seveni kimseyle paylaşamayan, birini sevdiğinizde, beni sev, beni sev diye kıskanan, üstüne atlayan, bin takla atan bir güzellik..

Biz dişi milleti hep aynıyız galiba, insan, köpek veya böcük olmamız fark etmiyor, ilgi hep kendi üstümüzde olsun istiyoruz. Çok acındırdım, erkekler kendilerine pay çıkaracak şimdi :)))))

Pınar bayılıyor kuzeninin köpeğine. İstanbul' a geldiğinde çok mutlu oluyor. İlk başlarda benden dolayı çekinikti, korkuyordu kuzen köpeğinden, şimdi boynuna sarılıyor, patisini tutuyor, hep peşinde :))

Köpüşümüz önde Pınar arkada, o da bizim kıza alışmış, kimi zaman Pınar önde köpüşümüz arkada :)))))

Yeni yıl hazırlıkları esnasında bilgisayar dersinde yaptıkları bir aktivitede "en içten dileğini" dilemiş, Pilar' ın yavrusu olmasını ve birini almayı çok ama çok istermiş :))))

İngilizce aktivitelerini tekrar ederken fark ettim ki, yine aynı şeyi yani Pilar' ın yavrusu olmasını ve birinin Pınar' a ait olmasını çok istiyormuş. Yetmiyor, duygularını resimlere ifade ediyor. Bu aralar sıklıkla teyzesinde kalmak istiyor, Pilar' la "pati ver" çalışmaları yapıyorlarmış. Birgün teyzesinde kalmalıymış mutlaka, Pilar' la uyumalıymış !!!!!!

Ben çok çekimserim bu konuda, hatta itimserim diyelim :))

Hayvanları severim, onlara zarar vermem ama insanların gönlü olsun diye bir yere tıkılmaları taraftarı değilim.

Bir akvaryum alıp balık beslemek bile bana göre değil. 3 balığı alıp, el kadar akvaryuma tıkmak haksızlık gibi geliyor bana. Hayvanın arkadaşını bile biz seçiyoruz aslında, sadece kuyruğuna, şekline bakarak hemde. Bu akvaryum macerasıda genelde bir balığın, diğerini yemesi ile son buluyor en nihayetinde :(

Belki açık denizde oraya buraya saklanıp kurtulacak ama akvaryumda kurtuluş umududa kısıtlı. İyi ilişkiler kurdun kurdun, kuramadın, sahibin yem vermedi, "büyük balık küçük balığı yer" mantığı ile burun burunasın. Dolayısı ile sahibinin yem verme sorumluluğuna sahip çıkması, yaşaman için önemli !!!!!!!!

Pınar hayvan besleyecekse tüm sorumluluğu almalı, bilerek ve isteyerek tüm yükümlülüklerin altına girmeli diye düşünüyorum. Bu nedenle beklemeli, çok ama çok istemeli. Öyle istemeli ki, yedirmek, gezdirmek, banyo ettirme sorumluluğu şöyle dursun, yeri geldiğinde köpeğinin ihtiyaçları için arkadaşları ile olan buluşmalarının saatini bile değiştirmeyi göze almalı.

Sevgi emek ister !!!!!!!!!

Şimdi evet dersem, yanlış bir başlangış olur, uzun soluklu olması için çok arzulaması ve birazda geç ulaşması gerek diye düşünüyorum. En nihayetinde soluk alan, sevildiğini ve ihmal edildiğini algılayabilen ama tüm ömrü boyunca kendinize bağımlı kıldığınız bir canlıdan bahsediyoruz !!!! Biraz daha zaman lazım bize, biraz daha resimler yapmalı hayalindeki köpeği için :)

Bizim yeğene söylemeli, kızına dikkat etsin. Beklenmedik bir doğum benim planları alt üst edebilir !!!!!!!!!!!

16.1.08

365 gün

Artık yılları takip edemez oldum, zaman ışık hızı ile akıp geçiyor sanki. Koştur, koşturrr... Neyi yakalayıp, neyi tutacaksam artık :)

Birtek yaşanmış olayların yıldönümleri ve çocuklardan anlıyorum zamanın geçtiğini....

Hadi ya diyorum şu olayın üzerinden şunca yıl mı geçti yani ????? Bebek bebek bakan gözler, çocuk çocuk bakar olmuş, yetmemiş genç genç bakmaya başlamışlar :))))

Zaman su gibi akıp geçiyor....

Yaşadıkça görüyorsunuz. Aslında her yaşadığınız gün, başka bir yaşanmışlığın yıldönümü olmaya başlamış. Hergün özelleşiyor yavaş yavaş....

Aslında bir çetele tutsanız daha rahat anlıyorsunuz bunu.....

İşte tam 1 yıl önce tutmaya başladığım çetelenin yıldönümünü bugün. 365 gün olmuş buraya yazmaya başlayalı !!!!! Bu 365 gün süresince hem yazdım, hem düşündüm....

Ben buraya neden yazıyorum ?????

Çocukken doğru dürüst kitap okuma alışkanlığı olmayan, ömründe hiç günlük tutmamış, ya niye tutayım ki, yazacağıma, yaşamalıyım diyen bendeniz 365 gündür hem düşünüyorum, hem yazıyorum...

Aslında kimin okuduğunu, okuduklarından ne kazandıklarını bilmeden, yazdıklarımla kendimi nasıl şekillendirdiğimi tam olarak fark edemeden, kızım Neşeli, ulu orta yazıyorsun, ya ödev yapmak için bloğuna dallanan çoluk çocuk okuyorsa, onlara ne mesajlar veriyorsun acaba endişesi ile boğuşmama rağmen, yine de yazıyorum !!!!!!!

Sanıyorum bu işi kendim için yapıyorum.
Evet, evetttt ben bu işi seviyorum.

Çocukluğunda çok fazla kitaba düşkün olmayan, hatta duygularını 2 satır dahi yazı ile anlatamayan bendeniz bu işi seviyorum :)

Ne tuhaf eğitim sistemimiz var, kendimizi keşfetme, yoğurma sorumluluğumuz bile kendimize ait !!!!!!!!

15.1.08

Metomorfoz

2 gündür sürekli Tarkan kaseti dinler pozisyondayız....

Pınar kaseti çok beğendi, elinde kaset kapağı, her şarkıya eşlik etme telaşında. Arabadab inerken yanına alıp eve taşıyor, evden çıkarken alıp arabaya....

Bir şarkıyı, bir reklamı, bir ürünü çocuklar beğenmişse "güzeldir" benim için. Zira onlar tarafsız oluyorlar benim gözümde. Kimse kırılır, gücenir diye düşünmüyorlar. Gönüllerine uymuşsa, tamammmm.

Şarkıların sözü tamamen Tarkan' a ait, yanlış hatırlamıyorsam 1-2 parça dışında müziklerde kendisi tarafından yapılmış. Düzenlemeyi de beğendik ailecek. Kasetin ilk bakışta dikkatimizi çeken ve en çok taktir ettiğim noktası ise söz açısından zengin oluşu. Son dönemlerde 4 satır şarkı sözü ile koca bir parça çıkarılıp, çıstak, çıstak geçilmesi işine sinir oluyordum :(
Tamam ezberlemesi, eşlik etmesi kolay oluyor ama her işte olduğu gibi buna da önem verilmesi, parçaların içinin doldurulması işine de ağırlık verilmesine için için sinir oluyordum. Ne yani, biz tüketici olarak, hak ede ede 4 satırlık bir çalışmayı mı hak ediyoruz ??????

Tarkan' ın son kaseti bu açıdan gerçekten emek verilmiş bir çalışma bence. Yılbaşı gecesi televizyonda izlerken hemen fark etmiştim bu ayrıntıyı ve kaseti ilk fırsatta alınacaklar hanesine eklemiştim.

Parçalarda bolca deyimlerden yararlanılmış. Bu hali ile ilk dinlediğimizde sözler Aysel Gürel' e mi ait acaba sorusu belirdi kafamızda. Yok değilmiş, parçaların sözleri tamamen Tarkan' a aitmiş.

Sözler hafiften argomsu geldi ama ziyanı yok diye düşünüyorum. Çocuk bütün gün TV' de, çevresinde, orada burada bırakın argoyu, ne küfürler duyuyordur kimbilir? Bu hengamede hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu keşfedip, neyi uyguladığı önemli bence. Artı sözlerin içeriği ile değil, müzikalitesi ile ilgili gibi geldi bana ama bu konuda kendisine hatırlatma yapmayı da ihmal etmedim :)

Pınar harıl harıl parçaları ezberleme telaşında. Hafızasının kuvvetli olması sebebi ile birkaç parçayı çözdü bile ama tüm kaset için baya işçilik vermesi lazım.

Ezberlenme süreci sonrası, iç bayma aşamasına geçiş biraz uzun olacak sanırım. Bir süre metamorfoz takılacağız anlayacağınız.....

Bu arada dün akşam puzzle' ıma başladım. Cidden iyi geldi. Neden daha önce akıl edemedim ?????

14.1.08

Kendim için......

Hafta sonu cuma, cumartesi koştur, koştur olup durdum Pınar' ın aktivitelerinin peşinde. Bir aydır pek iyi ve hevesli değilim aslında. Az konuşmak, çok uyumak ve çok çalışmak istiyorum. Durmadan, koşarcasına, düşünmeye fırsat bulamadan....

Kendi tarzımın dışına çıkarak.....

Ama baktım ki çok çalışıp, çok uyuyarak olmuyor bu iş, ruhum bir türlü dinlenmiyor, bedenim değil, içim yorgun, farklı birşeyler yapmalıyım kendim için, dinlenmeliyim, hem bedenimi, hem ruhumu dinlendirmeliyim ....

Bale dönüşü alışverişi bahane edip, kendimizi markete attık Pınar' la. Önce kaset ve cd reyonuna gidip, Tarkan' ın yeni kasedini aramaya başladık anne, kız. Tamam anne ben bulurum dedi bizimki, iyi dedim o zaman ben kitap reyonuna gidiyorum, kendime kitap alacağım. O arada Pınar, Tarkan' ın kasedini buldu geldi sevinç içinde :)

Ben kendime kitap bakarken, o da çocuk kitapları bölümüne yöneldi. Ben, Tatargüzeli' nin önerdiği Piraye' yi ve içeriği ilginç gelen Kadın Beyni adlı iki kitap aldım kendime, o da Tübitak Yayınlarının "Uzay ve Gezegenler" kitabını beğendi.

Ardından oyuncak reyonuna yöneldim. Şaşırdı benimki, zira aramızda en çok tartışma, çekişme yaşanan bölüm burası. Annesinin sürüklenmeden, tıpış, tıpış bu bölüme gitmesi tuhaf geldi !!!!!! Ben puzzle' ların arasına attım kendimi, o intertoy oyuncaklarına daldı.

Kendime dans eden kızlar puzzle' ı aldım. Pınar' da birkaç oyuncağa sulandı. "Kusura bakma Pınarcığım bugünkü bütçede sadece bana oyuncak alacak paramız var, paran varsa tabiki alabilirsin" dedim. Önümüzdeki hafta okulunda yapılacak kitap fuarı için para biriktirdiğinden bu fikir hoşuna gitmedi. Biraz söylense de "her zaman sana birşeyler alıyoruz, şimdi sıra bende kusura bakma ama istersen puzzle' ımı seve seve seninle paylaşabilirim" önerisi içine biraz su serpti. Çok mu kararlı konuştum, fazla mı ciddi baktım bilmem, üstelemedi ???????

Pazar sabahı gidilebilecek bir arkadaş toplantısı ve bir tiyatro daveti konusunda hafiften düşündüm. Bir süre beynimin gidelim, vücudumun ise yeter artık dur biraz dinlenelim mesajları ile cebelleşip, bedenime yenik düştüm. Ençok direksiyon sallama işi zor geldi. Çamaşır, bulaşık, derleyip, toparlama işlemlerinin ardından Piraye' yi alıp, başladım okumaya. Kitabın arkasındaki yorumlardan birinde belirtildiği gibi güzel bir haftasonu kitabı Piraye. Tüm Pazar' ımı kitabın başında geçirdim ama güzel bir dinlenme oldu benim için....

Kitap bittiğinde düşündüm, Pınar' ın peşinde bu kadar paralanmamın sebebi işte bu !!!!! İleride ayakları üzerine basan, eşine, çocuklarına, çevresine dimdik durabilecek, zorunlulukların altında ezilmeden, gerektiğinde yeter artık diyebilecek bir genç kadın yetiştirebilmek.........

Eşim, Pınar' a "güzel yerlere gitmek, güzel şeylere ulaşmak zordur" der. Evet zor, yorucu ve yıpratıcı ama hedefi düşünüp, uğraşmak, direnmek lazım.

Arada bir kendime zaman ayırıp, sevdiğim şeylerle vakit geçirmek, durup, nefeslenip, dinlenerek devam etmek lazım.....

Bu akşam puzzle' ıma başlayacağım....
Akşam yemek sonrası çayımı alıp, minik, minik parçaları birleştireceğim....
Bütüne ulaşmaya çalışırken, beynimi boşaltacak, kendimi sıfırlayacağım.......

10.1.08

Özet zamanı

1. Aralık' ın son haftası bir fırsat yaratıp Karamelize aracılığı ile haberdar olduğum IKEA etkinliğine götürdüm Pınar' ı. İşleri toparlayıp, atlayıp gittik. Hafta içi olması sebebi ile etkinliğe katılım sınırlı bile değildi :) Bir Pınar, bir ben vardık, birde iki öğretmen abla :)

İki çubuk ve rengarenk yünlerle, dokuma tekniği ile çam ağacına asılan süslerden yaptık. Aktivite çocuklara yönelik olmasına rağmen. 3 büyüğe, 1 küçüğün oluşturduğu grup zaman zaman diğer müşterilerin ilgisini çektiyse de katılımı arttıramadık. Pınar' ın çok ilgisini çekti yapılan çalışma. Abla ne yapacağını gösterirken oldukça dikkatli izledi, bütün komutları hafızaya kazıdı ve sonrada sıkılmadan, sabırla uygulamaya devam etti. Ablalar onca yolu alışveriş için değil, aktivite için teptiğimizi duyunca hadi bir tane daha yap, bunu da eve götürürsün dediklerinde gözleri parladı. Sabırla bir tanede kendisi için yaptı. Aktivite sonrası çocuklarını okula göndemiş, sakin ev kadınlarının arasından koşarak ilerledik, 3 parça birşey alıp hızla işimize döndük. O sakinliği bozmak için ne kadar uğraştıysamda çalışan kadın sayısı sınırlı olduğundan ortamın temposunda pekbir fark yaratamadım :)

2. Bu yılbaşında Pınar yıllardır istediği bir hediye aldı teyzesinden. Bir teleskop !!!! Çok profesyonel birşey değil ama Pınar' ı sevindirecek kadar güzel :) İlk akşam fark etti ki, gökyüzünde gördüğü bir yıldız, 5 veya 6 yıldızdan oluşuyormuş esasen. Hemen bir matematik problemi yarattı kafasında. Gökyüzünde 7 yıldız varsa ve teleskopla baktığımızda herbir yıldızın 6 yıldızdan oluştuğunu görürsek, gökyüzünde kaç yıldız vardır ?????

Fakat havalar bozdu ve o günün ardından doğru dürüst bir yıldız göremedik gökyüzünde. Detaylı inceleme yapamadık anlayacağınız :(

3. Tabiki milli piyango bileti aldık ve pek tabiki amorti bile çıkmadı :) Biletleri Pınar' a verdik oynasın diye, hergün akşam çıkarıp, dizip, birşeyler yapıyor, sonra da dağınık vaziyette ortada bırakıyor. Paranla rezillik anlayacağınız :))

4. Dağ başında çalışmanın mükafatını aldık geçen akşam. Lapa lapa yağan kar bir anda ortalığı kaplayınca, okuldan dönen Pınar kendini dışarı atıp, boyu boyuna, huyu huyuna uygun minyatür bir kardan adam yaptı. "Anne sen üşüyorsun diye beni neden giydiriyorsun, onu anlamadım" diyen kızıma hak verdim. Saatlerce karda oynamasına rağmen, gayet rahat ve halinden gayet memnundu. Sanırım çocuklar bizim korktuğumuz kadar üşümüyorlar :) Bir daha çocuğu giydirmeye uğraşmayacağım !!!

5. Cumartesi günü kara rağmen piyano ve bale sonrası, arkadaşlarla buluşmaya Hidiv Kasrına gittik. Kar sebebi ile endişeli olduğum için çok kalamadım ama kısada olsa güzel bir buluşma oldu. Hidiv Kasrı ise mükemmeldi. İnsan sayısı oldukça azdı ve lapa lapa yağan kar altında o ihtişamlı ağaçları seyretmek çok hoştu. Hem cuma, hemde cumartesi günü trafik bomboştu, aman kaza olur endişesi ile trafikte zigzag yapan araç sayısı çok azdı. Arada "ulennnn biz bu jipe boşa mı para verdik, bu havalar için aldık bu aleti" diyen birkaç jip sahibi abuk subuk figürler atsada genelde şöförleri beğendim. Takip mesafesi konusunda %95 oranında dikkat sarf ediliyordu. Hani doğalgaz faturaları kabarık olmasa, şu meret 365 gün yağsın diyeceğim.

6. Pazar günü eşimin işi sebebi ile arabamız olmamasına rağmen, yapmış olduğumuz tiyatro programına uyup, Yayla Sanat Merkezi' ndeki Tiyatro Alkış' ın "Tarzan Yağmur Ormanlarında" adlı oyuna gittik Pınar' la. Otobüsle gidebilir miyiz? Gidemez miyiz? diye düşünürken, "n' oluuuuur gidelim anne" dedi Pınar. Tamam dedim, gidelim. Durağa gelince önümüze gelen istasyon minübüsü aklıma bir fikir getirdi ve rotamızı trene yönelttik. Anne kız minibüs' e binip istasyona gittik. Jetonumuzu alıp, turnikelerden geçtik. Treni beklerken sağı solu inceledik. Raylarda niye çakıl taşları olduğunu merak etti Pınar, birde trenler için konulan ışıklı işaretlerin anlamını merak etti. Tren gelince bindik, ben açıp kitabımı okudum, Pınar ise treni, insanları inceledi. Oldukça bakımlı bir trendi. Diğerleride böylemidir bilemiyorum. Yıllardır trene binmediğim için ne kadar rahat bir ulaşım aracı olduğunu unutmuşum. YSM' nin oradaki istasyonda inerken, bale ve piyanoya giderkende bu aracı kullanmanın yollarını aramaya karar verdik ama biraz hava ısınsın diye bekliyoruz. Belki sandığımızdan daha kolay olur, direksiyon başında trafikte uğraşmayız, hayatta kalma şansımızda daha fazla olabilir böylece :(

7. Tarzan Yağmur Ormanları' nda, Tiyatro Alkış özeninde hazırlanmış güzel bir gösteriydi. Bana sahneler arasındaki geçişler biraz kısa geldi sadece. Tam oyuna alışıyoruz, sahne kararıyor, müzik giriyor, yeni bir sahne başlıyor. İnsan oyundan kopuyor. Gerçi çocuklar için uygun olabilir, sonuç itibari ile oyun 36 yaşındaki yaş grubu için kurgulanmış bir oyun değil :) Oyun Tarzan' ın yaşadığı ormandaki ağaçları kesip tatil köyü yapmaya çalışan bir adam, ekibi ve Tarzan' la arkadaşları arasında geçiyor. Oyun sırasında en çok içimi acıtan şey ise ormanda yaşayan Kaola' nın yakalandıktan sonra adamın gelip, "bunu da tatil köyümün bahçesine koyarım, insanlar geldiğinde görür" demesiydi. Gerçektende bir tatil köyüne gitsem, "aaaaa bak Pınar burada Kaola" diyeceğime %100 eminim !!!!!!!!!!! Yok dememek lazım. Bu manzarayı görünce hayvanların doğal ortamlarından ayrılıp, kafes veya akvaryumlara konulması sevimli gelmedi bana. Hele hele bunu çocuklara göstermek..... Yok canlıların doğal ortamından uzaklaştırılması, çocuk sorumluluklarını öğrensin diye alınıp küçük bir akvaryum veya kafese tıkılması adil değil.

8. Salı öğlen kızlarla öğle yemeğine çıkacaktık, işlerden güçlerden kaçamadım :(((((( Herkes bayram tatili ve yılbaşı rehavetinden çıkmış galiba, deli gibi iş var :)

9. Elif Şafak' ın Siyah Süt' ünü okudum sonunda. Ne zamandır okumak istiyordum. Kitabı okuduktan sonra Pınar' ın doğumu ile girdiğim o girdabı ve kızım 2.5 aylıkken kaçar gibi çalışmaya başladığımı hatırladım. Ne zor bir dönemdi o !!!!!! Çevrende senden daha deneyimli anneler varken, herkes birsürü şey önerirken, aslında merak etme Neşeli, bizde bu sıkıntıları yaşadık, zordur bu dönem ama alışacaksınları duymaya ihtiyacın varken, kendini ciddi anlamda beceriksiz ve yeteneksiz görmenin yanında, sürekli aman bebeğe bir zarar verirmiyim endişesi ve kendini aciz hissetme dürtüsü !!!!!! Sürekli aynı döngü emzir, gaz çıkar, alt değiştir, uyut, kalksın ve herşey yeniden başlasın :))))

Elif Şafak hamilelik öncesi, hamilelik dönemi ve doğum sonrasında çeliştiği iç seslerini anlatmış kitabında. Pazar sabahı bizden erken uyanan Pınar, şöyle bir kitabıma göz gezdirmiş, tiyatroya giderken itiraf etti, kitabımı komik bulmuş :)))))

10. Okumaya başlayacağım yeni bir kitap arayışındayım. Tavsiyesi olanlar varsa sevinirim :)

4.1.08

Nihayet Kapadokya

Erken kayıplar, pusuda bekleyen ve birden günışığına çıkan hastalıklar, iş yoğunluğu, koşturmaca, yeni yıl telaşı derken Kapadokya yazısı gecikti de gecikti : ( Aslında bu kadar gecikmeye yazmasam mı dediğimde oldu ama yok yazmak lazım, Kapadokya’ yı tanıtmak lazım. Artık içimden ne kadar gelirse, resimlere bakıp zihnimizde neler canlanırsa razı olacaksınız.

Türkiye de mutlaka gezilip görülmesi gereken yerlerden biri Kapadokya. Tuhaf ve enteresan bir doğası var buranın. Bir yandan hayretlere düşürücü, bir yandan hayranlık uyandırıcı.

Bulunduğunuz nokta ve bakış açınıza göre pekçok farklı şey görüp, “aaaaa şuna bak” nidası ile arkadaşlarınıza göstereceğiniz bir sürü malzeme bulabilirsiniz Kapadokya’ da. Buyrun, otelimizin camından, balonlu Kapadokya manzarası. Sizce de doğası ilginç değil mi ???

Yeterince ilginç gelmediyse, bu da Kapadokya’ nın bayram sabahı Erciyes dağının silüeti altında bize yaptığı güzel karşılama töreninin resmidir.Bayram sabahı için, ocak üzerinde, bir cezvede pişirilen, bol köpüklü bir kahveden daha iyi ne ikram edilebilirki :): ) Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var demiş büyüklerimiz. Vallahi öyle, ben manzarayı asla unutmam ve yıllarca anlatırım : ))

Gezi kitabımızda Kapadokya’ yı gezmeye Uçhisar’ dan başlayın diyordu. Rehberimizde aynını yaptı ve güzel bir bayram sabahı kahvaltısının ardında minübüse doluşup Uçhisar’ daki panaromik tepede yerimizi aldık.

Tatil için gittiğim pekçok noktanın olmazsa olmazı dilek ağacının bir örneğini bulabilirsiniz burada. İnsanoğlunun şu dilek dileme alışlanlığı her zaman için ilginç ve anlamsız gelmiştir bana. Ama şu ağacın o günkü Kapadokya soğuğunda bu alışkanlık için insanoğluna minnettar olduğunu düşündüm. Ne yalan söyleyeyim, o soğukta ”dokuz kat tat” pozisyonunda giyinmiş olmama rağmen, birkaç kişi gelip, dilek dileme baabından bir iki selpak sarsa hiç hayır demezdim :) Yeri gelmişken belirteyim Kapadokya’ ya kışın gidiyorsanız evde ne kadar kalın, polar, yünlü eşyanız varsa yanınıza alın. Kar yağsın, yağmasın şapka, atkı, eldiven, yün çorap, bot ve bilimum kalın giysiyi yamacınızda bulundurun. Yaman bir soğuğu var oraların, öyle böyle değil. İstanbul ile Kapadokya arasında 7-10 derece sıcaklık farkı mevcut. Aman siz siz olun, kışın giderseniz bu satırları unutmayın !!!! Yazın mı? Yazını bilemiyorum, inşallah 3-5 sene sonra Kapadokya’ nın yazını da yaşar ve deneyimlerimi paylaşırım : )

Bize tanınan süre zarfında soğuk moğuk demeden poz poz fotoğraflar çektik, buz gibi banklara oturup kahvelerimizi höpürdettik, gökyüzünde sevinçli bir telaş içinde uçan ve tam yuvasının üstüne gelir gelmez taklalar atmaya başlayan şu takla güvercinini izledik. Bir zamanlar Kapadokya’ da çok fazla sayıda güvercin yaşarmış.








Zaten gittiğinizde peri bacalarının üzerindeki güvercinliklerden sizde bunu rahatça anlayabilirsiniz. Kapadokyalılar güvercinlerin dışkılarını yetiştirdikleri üzümler için gübre olarak kullanılırmış. Güvercin gübresi oldukça özel bir gübreymiş ve Kapadokya şaraplarının lezzetine lezzet katarmış. Rehberimizden öğrendiğimiz kadarı ile şu resimde gördüğünüz takla güvercini yarışmaya hazırlanıyormuş. Şimdi güvercinlerde azalmış Kapadokya' da,şarapçılıkta :(
Kapadokya’ nın simgesi, şapkalı ve şapkasız peri bacaları görünümünü içimize sindirdikten sonra yine araca doluşup, amanınnnn ne soğuk nidaları eşliğinde yola koyulduk :)

Çavuşin, Paşabağları ve açık hava müzelerini gezdik durduk gün boyu. Şansımıza hava güneşli ve pırıl pırıldı :): )


Tüm gün boyunca 8 kişi o peri bacası senin, bu peri bacası benim gezdik durduk. Burnumuzu bulduğumuz her peri bacasının içine soktuk. 2’ li, 3’ lü, 5’ li, 6’ lı kombinasyonlar halinde kafamızı her delikte çıkarıp poz poz resimler çektik. İlk akşam açıklanan resmi sonuçlara göre 5 kişi 350 poz resim çekmiştik :):)



Bu da, Kapadokya’ da sıklıkla göreceğiniz komşu peri bacası pencerelerinden biri : )












Rehberimiz sağımızda solumuzda bulunan Peri Bacaları oluşumlarından peri bacalarının hikayesini anlattı bize. Erciyes dağı ve 2 arkadaşının, volkanik patlamalar sonucunda zemini nasıl doldurduğunu, sonra yağmur ve rüzgarın bu oluşumu nasıl işleyip peri bacalarına dönüştürdüğünü öğrendik. İlk resimde hala oluşumu devam eden peri bacaları silsilesini görüyorsunuz. Yağan yağmurlar aradan akıp peri bacalarını birbirinden ayırmaya başlıyor. Daha sonra rüzgar, peri bacalarını aralardan yalayıp, yumuşak yapıda bulunan kumu uçuruyor ve peri bacaları yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Çevrenize baktığınızda oluşumu devam eden peri bacalarını rahatlıkla fark edebiliyorsunuz. Diğer yandan oluşumunu tamamlayan peri bacaları insan elinin değmesi ve çevresel etmenlerle yavaş yavaş ömrünü tamamlıyor. Üstteki resimde gördüğünüz peri bacasının yarısı kırılmış ve düşmüş. Umarım diğer yarısı daha uzun yıllar kuyruğu dik tutmayı başarır :(

Balon turlarından önce helikopter turları varmış Kapadokya’ da. Sonra peri bacalarının zarar göreceği düşünülüp, helikopter uçuşları yasaklanmış. Bunun üzerine balon getirmiş turizmciler. Rehberimiz balonla Kapadokya turununda güzel olduğunu, balondan ayrı bir Kapadokya izleyebileceğimizi bildirdi. Aynı anda 36 kişi alan balon bile varmış !!! Ancak kişi başı 130 Euro ile 150 Euro arasında değişen fiyatlar bize hafiften yıkıcı geldiği için vazgeçtik. İnşallah bir sonraki sefere gayri safi milli hasılamız artmış olarak gelir ve balon turu yaparız dedik ve teşekkürlerimizi ilettik : ))

Peri bacalarını korumak adına uçakların alçaktan uçuşunun da yasaklanmış olduğunu belirtmeden geçmeyeyim. Bunların düşünülmesi bile sevindirici geldi bana. Nereye 3-5 sene ara ile gitsem güzelim köşelerin talan edildiğini görüp üzüldüğüm için bunları duymak güzelll. Belirtmekte fayda var !!!

Peri bacaları gezisine bir süre ara verip Avanos’ a Bizim Ev’ e uğrayıp karnımızı doyurduk, ardından da Avanos’ un olmazsa olmazı çanak çömlek atölyesine girdik. Oldukça profesyonel bir aile işletmesi olan çömlek atölyesinde bizi çok güzel ağırladılar. İki küçük hanımefendiye çömlek yapım kursu verdiler. Kurs sırasında biz büyüklerde ikram edilen doğal elma çayına hayır demedik. O elma çayı çok mu doğaldı, yoksa ben mi çok üşümüştüm bilmiyorum ama şimdiye kadar içtiğim en iyi elma çayıydı diyebilirim :) Aaaaay şimdi olsada sıcacık, sıcacık bir bardakçık içebilsem : ) Daha sonra tabak ve vazoları boyayan ustaları izledik. Müthiş detaylı ve ince çizimlerini boyamalarını seyrettik. Tabi sonrasında da bu geziden 3-5 parça anı alıp atölyeden ayrıldık.

10 sene önce Kapadokya’ ya geldiğimizde aldığımız bir memur ayakkabımız vardı. Neden mi memur ayakkabısı? Ayakkabının ucu delikti : ) Uzun yıllar bozuk paralarımızı biriktirmek için kullandık o ayakkabıyı. Tatilde bizimle olan, şimdi genç kız pozisyonunda olan yeğenlerde hatırladı aykkabımızı :) ) Tatil sonrası alınan anı eşyaları severim, yıllarca anımsar, o tatili anarım. Pınar’ ın kumbarası ile kullanımdan kalkan ve dolabın en derin köşesine itilen memur ayakkabımı çıkarayım en kısa zamanda :): )

Öğleden sonra Göreme açıkhava müzesinde, kilise ve okul olarak kullanılan peri bacalarını gezdik. Peri bacalarının en güzel özelliği içinin kolayca oyulabiliyor olması. Yıllar önce rahipler bu peri bacalarının içlerini oyup, tavan ve duvarlarını kök boyaları ile resmedip kiliseler yaratmışlar kendilerine. Göreme Açık hava müzesinde bu kiliselerin çok güzel örneklerini görebiliryosunuz. Resimlerin renkleri oldukça güzel ve canlı. İçeride flaş ile resim çekilmesi yasak. Lütfen oraya gittiğinizde bu konuya dikkat edin. Zira flaş kök boyanın canlılığını bozuyormuş. Kiliselerden birinde bir Japon gelip, resim çekmenin yasak olup olmadığını sordu. Resim çekebileceğini ama flaş kullanmaması gerektiğini söyledik. Çocuk tamam deyip, bir poz aldı. Aldı ama flaşlı çektiği dikkatimizden kaçmadı !!!!!

İçimden “heeee, heee kuralları çiğneyenler sadece biz Türkler değilmişiz” diye sevinmek geldi. Yokkk, yok fesatlık yapmamak lazım. Muhtemelen çocukcağız otomatik flaş kurbanı olmuştur. O yüzden oraya gittiğinizde fotonuzun ayarlarını kontrol etmenizde fayda var : )

Kışın 14:30’ dan sonra ciddi bir soğuk bürüyor Kapadokya’ yı. Soğukta dolaşmakta çok sevimli olmuyor açıkçası. Üstüne üstlük günün en kısa olduğu zamanda gittiğimiz için Göreme Açık Hava Müzesi gezisi sonrası otelimize dönüp, dinlenmeye geçmek durumunda kaldık.

Otel akşamları da hoşuna gitti kızımın. Bizi bırakıp kuzenlere takıldı sık, sık. Biz otelin lobisinde otururken, onlar kuzeniyle pijama partisi yaptılar. Söylediğine göre yaşadığı en güzel tatilden biriymiş bu tatil. Eeee sen git amcanların kızı ol bari dedğimizde “olurrrr dedi, hem kuzenimde var, sonra ablamda var, 3 kardeş oluruz, ne güzel” !!!!! Yaş özelliği sanırım, bu aralar ciddi şekilde bir kardeş ihtiyacı var, sıklıkla dillendirip duruyor. Amma velakin kuzenlerle sıcak ilişkilere devam….

En kısa zamanda kaldığım yerden devam edeceğim :)

3.1.08

Bizim kız transfer oldu !!!!

Dün akşam şu ıspanak denen icat daha az topraklı olamaz mı diye için için düşünüp, kabarık ıspanakları biran önce tencereye tıkıp, pörsütmek isteği ile yanıp tutuşurken, Pınar heyecan içinde mutfağa koştu !!!!!!

- Anne Ali Kırca' ya ne olmuş ???? ATV Ana Haberde bir kadın var !!!! dedi.

Ben bir yandan ıspanaklarla olan meselemi halletmeye uğraşırken, bir yandan da "Ali Kırca başka bir kanala transfer olmuş kızım. Artık ATV Ana Haberi başkası sunacak" dedim.

Pınar bu cevabı alır almaz direk salona koştu. Bilindik sebze ile mücadelemi tamamlayıp, kendimi koltuğa attığımda Pınar' ın Ali Kırca' yı Show TV' de yakalayıp, izlerken buldum !!!!!

Ben kim hangi kanalda hiç bilmem. Bütün haberler aynı olduğu içinde illa şu kişinin yorumuyla dinleyeceğim diye inatta etmem. Bu nedenle olacak ki, verilen bu transfer paralarına da şaşar kalırdım. Kızım sayesinde öğrendim ki, verilen bu paraların bir anlamı varmış :))))

Hadi, Ali Kırca ve ekibi transfer için ciddi bir rakam aldılar, onları anlayabiliyorum da bizim kıza ne oluyor ona akıl sır erdiremedim !!!!

Biraz üstelesem bizim kızada transfer ekibi kontenjanından bir iyilik düşünürler mi acaba ?????