31.7.07

Apollo13' te olmak kolay değil !!!!!

Bizim kızın iki büyük hayali var birisi gittiğimiz kurslardan dolayı sürekli trafikte olduğumuzdan olsa gerek uçak veya herhangi bir araç olmadan, kendi başına uçabilmek, diğeri ise uzaya gidebilmek. Sürekli anne belki ben büyüdüğümde istediğimizde uzaya gidebiliriz değil mi? diye sorup duruyor. Hatta uzaya giden turistlerle ilgili haberleri okuyunca acayip sevinmiş, "bizde gidebilir miyiz?" diye sormuştu. Maliyetin oldukça fazla olduğunu, şu an bizim için bunun pek mümkün olmadığını söylediğimde ise "belki ben büyüyünce daha ucuz olur, o zaman giderim" diye ertelemişti :)

Geçen gün kitapçıda dolaşırken gördüm bu kitabı, hayal etmek yapmanın yarısı olduğuna göre, uzaya gitmeyi bu kadar isteyen bir çocuk için iyi bir hediye olabileceğini düşündüm.

Kitapta bir astronot olarak hangi aşamalardan geçtiğiniz, uzay aracının hangi bölümlerden oluştuğu, bu bölümlerin işlevi, Apollo13' ün başına gelen talihsizlikler, dünyaya dönmek için bulunan çözüm alternatifleri ve uygulananlar, bir astronot olarak hangi durumda ne yapmanız gerektiği güzel ve eğlenceli resimlerle, kısa ve basit olarak anlatılmış. Pınar en çok kitabın her sayfasının sağ üst köşesindeki ipuçlarını sevdi. Örneğin hapşıracaksanız kaskınızı takmadan önce hapşırın, ayda yürürken sırt üstü düşmemeye dikkat edin, kalkamayabilirsiniz gibi ipuçları mevcut.

Uzaya ilgisi olan doğum günü çocukları için güzel bir hediye alternatifi olabilir :)

30.7.07

Karıştık

Sizlerinde başına gelir mi bilmem, biz zaman zaman anne kız birbirimize karışıveririz. Birden bire, aniden, eser geçeriz.

Daha önceden bahsettiğim anlaşmamızın bitimine 3 gün kalmıştı. Sabah kalktık, çizgi filmin belini kırdıktan sonra kitap okuma konusunda küçük hanımı iknaya çalıştım.

- Anne 1 sayfa okusam yeter mi?
- Lütfen bu konuda benimle pazarlık yapma Pınar. Okumaya başla bakalım. Hoşuna gitmezse yarım sayfa okursun, hoşuna giderse 10 sayfa.

Yaklaşık 1 saat ses çıkmadı, eşimle konuşuyoruz diye ufakta bir azar işittik kendisinden, 1 saatin sonunda hikaye acayip hoşuna gitmiş, yaklaşık 30 sayfalık kitap bitirilip, konu bize aktarılmaya başlanmıştı. Egzersiz konusunda bir sorun yaşamadan, güle oynaya tamamladık. Akşam yemeği öncesi piyano çalışması konusunda tavır takınması ve özensiz çalışması bardağı taşıyan son damla oldu, benim neronlar attı ve ortalık birbirine karıştı :(

- "Pınar artık sana şunu yap, bunu yap demek istemiyorum. Bu olay beni ciddi şekilde yoruyor. Bu anlaşmamızın amacı tatilde okuma ve yazmadan uzaklaşmaman, çalışmaya zaman ayırmanı sağlamak. Bu işten benim hiçbir çıkarım olmadığı halde senin peşinde koşup, ikna etmeye çalışıyorum. Bu işten artık bıktım. Anlaşma şartlarını artık devam ettirmek istemiyorum. Sana yarın 50 YTL. yi verip, anlaşmayı da ortadan kaldıracağım. İster kitap okursun, ister okumazsın, senin bileceğin iş" diye patladım :(
- "Anne lütfen yarın verme, daha iki gün var, 2 gün sonra ver, lütfen" diye devam etti benimki.
- "Hayır, ben yarın vereceğim ve bu gerilimden kurtulacağım" dedim.
- "Lütfen 2 gün sonra ver anne lütfen, yoksa ben o parayı haketmiş olmayacağım, lütfen 2 gün sonra ver ve bana hatırlat" diye cevaplandırdı.
- "Bu anlaşmayı sonlandırabilmek için sana baya esnek davranmaya çalışıyorum Pınar, sence sen bu anlaşmanın tüm gereklerini yerine getirip, bu ödülü hakettin mi?"
- "Her zaman isteyerek yapmadım ama bazen de yaptıklarımdan çok zevk aldım anne, lütfen paramı yarın verme"

Zaman zaman yorgunluktan, ondan, bundan, carttan, curttan bazı şeylere tahammül edemediğim anlar oluyor. Hergün aynı konu ile uğraşmak üstüne tuz biber ekiveriyor, patlıyorum ve birbirimize giriveriyoruz. Dün öyle birgündü ama kızımın olaya bakış açısını beğenmedim desem yalan olur. Bu gerilimden kızım hakkında birşey daha öğrenmiş oldum.

Ne mi yapacağım, hala karar verebilmiş değilim, kararlı olup dediğimi yapmalı mıyım? Yoksa ona bir şans mı tanımalıyım?

Mantığım 1. seçenekten, gönlümse ikinci seçenekten yana?

Sanırım gönlümü dinleyeceğim......

25.7.07

Yeni gündem maddesi

Bu aralar yeni bir gündem maddesimiz var. Koşuşturmacalar nedeni ile bir süre ara verdiğimiz piyano derslerimize başladık 15 gün kadar önce. Öğretmenimiz Pınar' ın durumunu beğendi, 1.5 ay kadar ara vermemize rağmen piyanodan kopmamış, biraz ses konusunda çalışmamız lazım dedi ve ekledi "bu hali ile bile konservatuvar sınavlarına girse kazanabilir, artık yaş olarakta uygun, bence bu sene deneyelim"

Halbuki ben bu sene için bu projeyi çoktan rafa kaldırmış, aklımın en uzak noktasına itmiştim. Öğretmenimiz söyleyince proje yeniden gün yüzüne çıktı, bana rahat yok anlayacağınız.

Şimdi Ağustos sonu itibari ile gireceğimiz nurtopu gibi bir sınavımız var. Biz sınavsız duramıyoruz, bünye alışmış bir kere :)Bu dönemde, zerre kadar kulak olayı olmayan bendenizin üzerine düşen tek görev Pınar' ı haftada bir gün öğretmenine taşımak olacak. Öğretmenimiz kazanacağımız konusunda umutlu, bense kararsızım.

Sonuç itibari ile bu bir sınav ve kızım henüz 7 yaşında. Başarılı olmaması ithimali beni çok da endişelendirmiyor, eğer kazanırsa ne yapacağımızı düşünüyorum sadece.

Kazanması halinde haftada 2 gün, okul sonrası konservatuvara taşınmak zorunda kalacağız, önümüzdeki sene gideceğimiz yepyeni ve muhtemelen daha bol dersli bir okulu olacak, bu durumda baleye vakit ayırmamız hayli zor olacak.

Yani durum karışık, neyse bir sınava girelim bakalım. Kazansada illa girecek diye birşey yok, o an gelsin karar veririz. Pınar kazansa bile, yedekler olacak, bu durumda başka bir çocuğun hakkını yemiş olmayız diye düşünüyorum.

Sonuç itibari ile bir sınava gireceğine göre bunun gereklerini yapmamız, Pınar' ı sınavına girdiği okula götürüp gezdirmemiz, konu hakkında bilgilendirmemiz şart. Ne zamandır paslanmıştım zaten, bu hareket bana da iyi gelecek galiba :)

Şu kız bir an önce büyüse de kendi yolunu kendi çizse çok memnun olacağım.

23.7.07

Görev

Cumartesi günü yengemizin "Sen de oy kullanacak mısın Pınar?" sorusuna "Ben 18 yaşından küçük olduğum için oy kullanamıyorum" şeklinde cevap veren kızımızı da alıp, mahalle mektebimizin ilgili sandığına doğru yol aldık.

Bir önceki seçimde de kızımızı yanımıza alıp, oyumuzu kullanmıştık, yine aynını yaptık. Başka çocuk olmaması biraz hayal kırıklığına uğrattı bizimkini, okuluna gitmişken, birkaç arkadaşını da görmeyi umut etmişti. Şansımıza sandığımız bomboştu, sandık görevlileri de oldukça ilgili davrandılar. Mühür ilgisini çekti bizimkinin, böyle uygulamalı bir öğrenme fırsatını kaçırır mıyım? Kızımla oy pusulamızı da aldık ve bize ayrılmış kapalı bölüme yöneldik. Nasıl oy kullanıldığını gösterdim. Çarşaf gibi pusulayı gören Pınar' ın "anne bu zarfa nasıl sığacak?" sorusu eşliğinde pusulanın nasıl katlanacağını ve zarfa nasıl konulacağını gösterdim. Eğer yanlış katlarsa oyunun neden geçersiz sayılacağını izah ettim. İtiraf ediyorum çift kişilik yatak çarşafı boyutundaki !!!!! pusulayı katlamak zor oldu :) Zarfı birlikte oy sandığına attık, parmağıma dökülen mürekkebin işlevini merak etti, anlattım. Tuhaf karşılamadı, galiba ben ebeveyn olarak bu konuda çok bıdı bıdı olmadığım için olsa gerek. O parmağıma damlatılan sıvıyı iğrenç bulmuyorum. Aslı' nın tabiri ile tatildeki Ayşelerden farklı olarak sandığa gidip, vatandaşlık görevimi yerine getirdiğimi hatırlatıyor bana galiba. Mürekkebimi gururla taşıyorum anlayacağınız :)

Bu arada kızıma bir vatandaş olarak mutlaka seçimlerde oy kullanması gerektiğini izah etmeye çalıştım. Seçim sebebi ile fiyat indirimine giden tesislerin cazibesine kapılıp tatile giden bir tanıdık hakkında arkadaşlarla yaptığımız konuşmada iyi bir öğrenme fırsatı oldu kızım için :( Bu seçim bir ön çalışmaydı onun için, bir sonraki seçimlerde aynı uygulamaya devam edeceğiz, çocuklar uygulama ile öğreniyor, unutmamak lazım.

Sonuç mu? Hepimize hayırlı olsun, demokratik olarak sandığa gittik, hepimiz eşit olan bir oyumuzu kullanıp, ses verdik. Şimdi çocuğunluğun seçimine saygı gösterip, bilinçli bir vatandaş gibi siyasileri takip etmek gerek.

Bu arada sınavdan 3-5 gün önce çalışmaya başlayanların değil, düzenli çalışmayı alışkanlık haline getirenlerin kazandığını ve seçim sonrası partisine uğramayıp, evinde inzivaya çekilen bazı liderlerin de liderlikten ne anladığını birkez daha görmüş olduk. Bu öğrenme fırsatını da kaçırmayıp Pınar' a aktardık tabiki :)

"Lider yensede, yenilsede partisinin başında olan, arkasındaki insanlara güven veren insandır" diye biliyordum ben, yoksa bu, şu kişisel gelişim kitaplarının uydurması mı ???????

Hııııı ??????????????

20.7.07

Eğitici Yönetici Olmak ??????

Ne zamandır birşeyler karalamak istediğim bir konu vardı. Hürriyet' in internet sitesinde o sayfa senin, bu sayfa benim dolanırken, bu http://www.hurriyet.com.tr/egitim/anasayfa/6924590.asp?gid=171 haberi gördüm ve tamam dedim, zamanıdır, içini dök kızım.


Anne ve baba olarak her zaman Pınar' ı bir devlet okuluna gönderme taraftarıydık. Çevremizde, devam ettiğimiz yuvadan pekçok kişi Pınar' ın özel bir okula gönderilmesinin daha uygun olduğunu söylediği halde, hayatı boyunca kafasına soktuğu herşeyi yapan, herşeyi görerek öğrenme taraftarı olan ben deniz tabiki bu sözlere kulaklarımı tıkadım ve eşiminde desteği ile kızımızı anasınıfından itibaren mahalle mektebimize yazdırdık. 2 sene güle oynaya okulumuza devam ettik, hiçbir uyum problemimiz olmadı. Hatta ve hatta kızım bu okulda daha huzurlu oldu ve rahat etti. Velilere kendini ispatlama derdi olmayan öğretmenlerimiz ve müdürümüz çocukları aşırı sıkmadığı için midir bilinmez, 2 sene boyunca birgün bile anne ben bugün okula gitmeyeceğim sözü duymadık. Ateşi dahi olsa tıpış, tıpış kalkıp, hazırlandı, ödevlerini ve projelerini severek yaptı, ilgili bir çocuk olduğu için öğretmenleri onu sevdi, o da öğretmenlerini sevdi tabi. Arkadaşları ile çok güzel bir paylaşım ortamı buldu.


Herşey iyi güzelde o zaman ne diye el kadar çocuğu bu sene sınava sokup, gerdin, hadi bunu yaptın be kadın ne diye özel okula kucak dolusu para harcıyorsun derseniz cevabım yukarıdaki haberin içinde gizlidir.


Eğitim 29 harfi öğrenip, birbirine çatmak, temelinde 10 tane rakamın olduğu sayıları toplayıp, çıkarıp, çarpıp, bölmek değil benim anlayışıma göre. Ben eğitimi çalışmak, çabalamak, başarmak ve öğrenmeyi sevmek olarak algılıyorum. Acaba ben buradan ne öğrenebilirim diye her gördüğünü sömürürcesine incelemek, bir projeye, bir soruna eğilip, birey olarak ben bunun çözümü için ne yapabilirimi sorgulayabilir konuma gelmektir eğitim. Bu yüzden de çocuğuma eğitim veren öğretmenimizin, öğretmenimize destek olacak yöneticilerin yılgın ve bıkkın değil, zıpkın gibi olmalarını bekliyorum. Beklemiyorum, şart koşuyorum.


Yapılacak bir gezi için milli eğitime yazı yazmaktan üşenen, ben bu okula ne katabilirim, okulumdaki çocuklarımın daha fazla bilgi ile tanışması için neler yapabilirim diyeceğine koltuğunda kaybolan yöneticiler değil, milli eğitimi sıkıştıran, velilerini tanıyıp, kimin ne kadar katkı yapabileceğini bilen, mevcut imkanları öğretmen ve öğrencileri için %100 kapasite ile kullanabilen, olmayacakları olduracak zihniyette çalışan yöneticiler görmek istiyorum. Benim çocuğum da bunları görsün, duysun, bu başarı öyküleri ile büyüsün istiyorum. Böyle büyüsün ki bütün hayatı boyunca yan gelip yatıp, mazlumu oynayıp insanlardan ilgi beklemektense, çalışıp, çabalayıp, başarmayı, çevresinden taktir görmeyi ve kendisi ile gurur duyup, çevresine yararlı olmayı öğrensin istiyorum.

Yönetici olmayanı oldurabilendir bence. Yoksa okullar temiz değilmiş, sıralar eski ve tahtaymış, duvarlar boyasızmış, bunların hiçbir ehemmiyeti yok. Kızımın, duvarları ve yerleri granit kaplı ve içi boş okullarda müşteri olarak kabul görmesindense, çalışan ve çabalayan, yandaki tarlayı ekip, domates yetiştirip, satan ve elde ettiği gelirle okulundaki çocukları dersaneler gönderen, ben bir yöneticiyim, görevim çocuklarımın okumasını sağlamak diyen, sistemi eleştirmek yerine işine kendinden birşeyler katıp, sistemi geliştirmeye çalışan bireylerden oluşan kurumum bir parçası olmasını yeğlerim.

Evet sistem önemlidir ama o sistemi kuranların insanlar olduğunu bilmek daha da önemlidir.

Böyle bir öğretmenimiz vardı ama malesef süpermen değildi.

Kızım bu sene çok güzel bir okula gidecek. Mutlumuyum??????

Kızım için evet ama çözümsüzlüğün bir parçası olduğum için hayır :(

Keşke bizimde bahçesine domates ekmeyi akıl eden bir yöneticimiz olsaydı, bana Neşeli Hanım hadi okul için şunları yapalım deseydi, ben kendi imkanlarımı seferber etseydim, sonra eşe, dosta, arkadaşlara haber salsaydım, el ele verseydik, çiçek gibi bir okulumuz olsaydı, öğrencilerimizin her sene başarı düzeyleri artsaydı, bir ekip olabilsek ve örnek bir çalışma sergileyebilseydik. Ahhhh ahhh keşke böyle bir ekibin parçası olabilseydim....

Bunu okuyan öğretmen ve eğitici yöneticiler varsa lütfen bir veli olarak sesimi duyun. Pekçok şeyin zor olduğunu, eğitim alanında yapılması gereken pekçok düzenleme olduğunu biliyorum, ben bir çocukla baş edemezken, sizin yeri geldiğinde 50 çocukla, hatta ve hatta onların velileriyle başetmek zorunda olduğunuzu, bunun cidden zor olduğunu da biliyorum, sizin sorumluluklarınız, işiniz, eşiniz, çocuklarınız olduğunu da biliyorum, sizin insan olduğunuzu da biliyorum ama sizler bu sistemin parçasısınız, bu sistemin iyi ve zaafiyetli yönlerini en iyi bilenler, nasıl düzeltilebileceği konusunda en iyi fikri olanlarda sizlersiniz. Sizlere pırıl pırıl gözlerle bakan çocuklarımızın güncel eğitim alması için ön ayak olun, çözüm olun.

Çocukları, velileri, milli eğitimi, kurumları, şirketleri itekleyin, itekleyin ki çocuklarımız en önemli hakları nolan çağdaş eğitim hakkını elde etsinler, geleceğe güvenle baksınlar. Biz kendimizi sıkarız, imkanları seferber ederiz, ite kaka da olsa bir evimizin, bir kızı Pınar' ımıza, bu imkanları sağlarız ya sağlayamayacak zehir gibi çocuklar ne olacak???

Çok mu şey bekliyorum, çok mu zor, gerçekten mi?????

18.7.07

Çocuk gözüyle vitrindeki siyasiler

Cumartesi günü kızımla minibüse atladık. Hedefimiz komşu semtin pazarına gidip, çarşısında gezmek. Bizim semtin her bir sokağını arşınlayan tuhaf bir güzergahı olan minibüsün en arka koltuğunda, ana kız kucu kucuya tıngır mıngır yol alırken, herbir noktaya asılan seçim bayrakları, afişleri ve arabaları kızımın dikkatini çekmiş;

- Anne bu aralar politikacılar biraz tuhaf davranıyorlar değil mi?
- Nasıl yani? Tuhaftan ne kastediyorsun?
- Şey ????? Mmmmmm...????? .................???????
- Şey yani, sanki şımarmışlar gibi. Böyle davranırlarsa hiçbiri seçilemeyecek.
- !!!!!! Bilmem, belki biraz tuhaf davranıyor olabilirler ama şımarık denebilir mi? bilmiyorum. ??????????

O an kızımın duygularını ifade etmek için yanlış bir kelime seçtiğini düşünmüştüm. Bugün anladım ki haklıymış. Malesef ekranlara hitap eden siyasiler, ilgi çekmek isteyen çocuklar gibi çırpınıp duruyorlar. Ortalığa bin tane gereksiz bayrak gerip, sokak sokak, mahalle mahalle, arabalarını gezdiriyorlar. Seçim minibüsleri, oparlörlerden yayılan şarkının sözlerinde ne dendiği bile anlayamadan uzaklaşıp, gidiyor. Neyi? Nasıl? yapacaklarını anlatmak yerine, tribünlere oynuyorlar. İleriye bakıp, derman bekleyen bir sürü derdimize çözüm olmak yerine, eski defterleri döküyorlar. Anne ve babasının veya öğretmeninin ilgisini çekmek istediği için bin takla atan, abuk subuk işler yapan çocuklar gibi zıplayıp, hopluyor, "heyyy seçmen, heyyy, bizde varız, burdayız" demeye çalışıyorlar.

Basınımız siyasiler tarafından oluşturulan abuk subuk gündeme çanak tutarken, yanıp giden ormanlarımıza, trafikte telef olan insanımıza, her bireyin en doğal hakkı olan kaliteli eğitim hakkı bir şekilde elinden alınan çocuklarımıza, itilip, kakılan kadınımıza, işsiz gençlerimize nasıl çözüm bulunacağı konusunu açıklığa kavuşturan yok.

Aynı oyuncağı elde etmek isteyen çocuklar gibi esaslı çalışıp, çabalamak yerine herbiri oyuncağa el atmış çekiştirip, duruyor. Dün başbakanımız, istediği oyuncağı ele geçiremeyen her çocuğun yaptığını son hamleyi yapıp, "bana ne, iktidar benim olmazsa ben oynamam" dedikten sonra kızımın tespitinin yanlış olduğunu düşünmem için hiçbir sebep kalmadı.

Ey siyasiler, seçim stratejinizin 7 yaşındaki kızıma hissettirdiği bu, bu yöntemlerle onu bile kandıramıyorken, beni nasıl ikna edeceksiniz ?????

Yanarım yanarım, çoluk çocuğun elinde oyuncak olduğumuza yanarım:((((

Not : Yine de umutluyum :))) Bu da bir süreçtir, belki bugün değil ama çok yakında aralarından birkaçı geç çocukluk dönemini aşıp, olgunluğa erişecek ve gerçek sorunlarla baş etmeye çabalayacak, olayları çocuk gözü ve refleksi ile değerlendirmekten çıkıp, siyasi gibi yorumlayıp, derdimize derman olmaya çalışacak. Cakkkk mı????

Bir defa daha Pollyannacılık oynamakla kaybedeceğimiz çokşey olmayacak. Umudumuzu kaybetmemek ve seçmen olarak üzerimize düşeni yapmak lazım.

Koskocaman Türkiye' de, belki bir toz tanesi değerinde ama benim için çok değerli bir oyum var, umutlarım var, kendim, eşim ve en önemlisi kızım için :))

17.7.07

Güne erken uyanmak

Oldum olası uykuyu seven bir tipim. Akşam 21:00' de yatıp, sabaha kadar, hiç ara vermeden, deliksiz uyuyabilirim. Bir, iki gece geçmi yattım, 3. gece dayanamam 20:00 ' de uyuyuveririm. Uyku bünyeme çok da iyi gelir. Hastaysam, alerjim azmışsa, moralim bozuksa, kızgınsam, mutsuzsam bilirim ki ilacım uykudur. Hemen gider kafamı bir yastığa koyarım ve sabah sıfırlanır, pırıl pırıl uyanırım.

Bu pazar eşimi geçirme derdi ile erkenden güne merhaba derken fark ettim ki güne erken başlamak güzel birşeymiş. Dünya kadar iş yapıyorsunuz hala akşam olmamış :) 3 gündür aynı stratejiyi uyguluyorum. Standart sabah işlerinden sonra yatağımı ve ortalığı toplayıp, kendimi bahçeye atıyorum. Çiçeklerimi suluyor, hatta ayrık otu yoluyorum!! Kahvaltı hazırlama faslından sonra gidip kızımın yanına uzanıyor ve ona usul usul kitap okuyorum. Tuhaf bir yöntem ama onu bu şekilde uyandırmak, "hadi Pınar, kalk Pınar" larla uyandırmaktan daha etkili bir yöntemmiş !!!! Önce sağa sola dönüyor, sonra uykulu gözlerini ufak ufak aralayıp, kitabın resimlerine bakıyor, 3-5 dakika içinde de gözleri kocaman açılıyor ve pür dikkat beni dinliyor :))) Kahvaltının ardından da evle ilgili tüm işlerim bitmiş bir şekilde gönül rahatlığı ile işin yolunu tutuyorum.

İşin tuhafı bu kadar erken kalkmama rağmen akşam dökülmüyorum, aynı tempo ile günü noktalayabiliyorum.

Alışkanlıklar için 21 gün tekrar formülünü kendim içinde uygulama zamanı geldi. Sürekli tekrarladığım zaman sorununun formülü bendeymiş meğerse :)

NOT : Pınar ile yaptığımız anlaşma nerede ise 1 haftasını dolduracak. Zaman zaman taraflardan biri tarafından !!! delinmeye çalışılsa da ağır aksak devam ediyor :)

16.7.07

Değer bilmek

Bu hafta babamız yok. Pazar sabahı erkenden bir iş seyahati sebebi ile yurtdışına uğurladık kendisini.

Babamızı havaalanına bırakıp, yola koyulduk. Takribi 10 dakika sonra;

- Anne biliyor musun, babam gidince ben babamın değerini daha iyi anladım.
- !!!!!! Dur daha 10 dakika olmadı kızım.
- Ama anne nerede ise tüm elektronik eşyaların kullanımını bana babam öğrettti. Bilgisayarı kullanmayı, DVD' yi kullanmayı, bisiklete binmeyi öğretti. Hem şimdi bize kim balık pişirecek ?
- Sen balık iste, ben sana ızagarada yaparım kızım.
- Yok, yok, ben çok balık sevmiyorum zaten.
- :)
- Hem babam, seni kızdırdığımda bana çok anlayışlı davranıyordu.
- !!!!!! :))))))

Durum anlaşıldı, zaman uzun, bizim kız ileriyi düşünüp, bu bir haftada annemle kapışırsam, hangi limana sığınacağım endişesinde. Şu an itibari ile 24 saati doldurduk, asayiş berkemal :) Sabah hafif bir yoklama çektim, babamıza duyduğu özlem dışında halinden memnunmuş :)

13.7.07

Duyurulur !!!!!!!

Bugün sizler için iki duyurum var. Bir tanesi Kağıt vs. dergisinin yeni sayısı sayesinde haberdar olduğum, LÖSEV' in kampanyası. Detaylar şöyle;

LÖSEV, Lösemi hastası çocukların çağdaş bir ortamda tedavi görmeleri için Lösemili Çocuklar Kenti kurmak, hastanesi, okulu, evleri ile onların rahatlıkla yaşayabileceği bir yaşam alanı oluşturmak istiyor. Bu kentte trafik gürültüsü, egzos dumanı olmayacak, çocuklar kanser yapma etkisi olmayan her türlü teknolojik cihazı, haberleşme aracı ve görsel ürünleri ücretsiz kullanabileceklermiş. Bu noktada biz ne yapabiliriz ki deyip, kendinizi azımsamayın. Yapacağınız www.losev.org.tr' ye girip, Lösemili Çocuklar Kentine arsa tahsisi için tıklamak. Herbirimizin tek tıkı var ama birleşirsek güzel bir kent yaratılması için önemli bir adımın atılmasını sağlayabiliriz :)))

Diğeri ise bu sabah annelog' umdan gelen mail ile haberdar olduğum Tema' nın Manisa için uygulamaya başladığı "Hedef 1 milyon meyve ağacı" projesi. Hiçbirşeyi atmaya kıyamayıp, biriktiren bendenizin içini kıpır kıpır eden bir proje. Tema diyor ki,

"Kiraz, vişne, kayısı, şeftali, erik çekirdeklerini çöpe atmayın, biriktirin, çekirdekleri 3-4 gün gölgede kurutun, poşete koyun ve belirttiğimiz toplama noktalarına gönderin. Biz bu çekirdekleri gönüllüler, dağcılık toplulukları ile uygun alanlarda toprakla buluşturalım. Hatta bununla kalmayalım Manisa Dağcılık Topluluğu Paraşütçülerinin desteği ile ulaşılamayan alanlara havadan serpme yöntemi ile ulaştıralım."

Ben zaten biraz çatlağım :) Proje Manisa' da ama benim çekirdekleri biriktirip, kargo yapmama engel bir durum var mı???? Atık materyallerimi bagaja atıp evimden 45 km. öteye taşıyabildiğime göre, çekirdeklerimin kargo ile gönderilmesine ve yüzlerce kilometre ötede hayat bulmasına kim engel olabilir. Ortalıkta dolanan fazladan bir poşet olacak o kadar. Aman koca evde 3 kişiyiz zaten aramızda bir poşetin lafımı olur :)))

İzmir ve Manisalılar için iş kolay ama Tema' nın benim gibi hayal alanı geniş kentlilere de yardımcı olabileceğini umut ediyorum. En iyisi mi ben bir araştırayım :)

12.7.07

Bir minik ayrıntı hayatımızı değiştirir mi?

Hemde nasıl diyor ve başlıyorum anlatmaya ;

Mart ayında tam da benim denetimim ve Pınar' ın doğum günü olduğu hafta Pınar ile ilgililenen teyzemizin eşi bir trafik kazası geçirdi. E5' te anlamsızca uzun süren yol çalışması olan bölümde tümseklere girmemek için frene bastığında arkadan hızla gelen araç arabasına çarptı. Çarpmanın şiddeti ve emniyet kemerinin takılı olmaması sebebi kafası cama çarptı. Verilmiş sadakası varmış ki bir ayda toparladı ve hayata döndü.

Teyzemiz şükür bu kazayı ucuz atlattık derken olayın o kadarda hafif atlatılmadığının sinyalleri gelmeye başladı. Sürekli bir uyku hali, düz bir çizgide yürüyememe ve denge problemleri baş göstermeye başladı. Beyindeki omurilik sıvısının akışındaki aksaklık, sıvının birikmesine ve dengede zorlanmalara sebep olmaya başladı. 3 defa omurilikten sıvı alındı ama hala bitmedi. Hafta sonuda hastaneye yatacak ve ameliyata girecek.

Mart ayından beri sürekli huzursuzlar. İş gücü kaybını dikkate almıyorum bile. Teyzemiz oldukça gergin. Acaba ameliyat nasıl geçecek? İyileşecek mi? Ameliyat sonrası herşey eskisi gibi olacak mı? Ya enfeksiyon kaparsa????

Ben gerginim, bu arada Pınar' ı ne yapacağım, 1 hafta izin işi tamamda, devamında ne olacak?

Tüm bu gerginlik emniyet kemeri adı verilen bir minik kayış ile engellenebilirdi oysa. Yazık !!!!!!

Bizim ve bizden önceki nesillerin emniyet kemeri alışkanlığı olmamasını fazlaca iyi niyet örneği göstererek anlayabilirim belki ???? Bahanem mi????? Biraz anlamsız ama biz arabalarla biraz geç tanıştık ama şu anda yetiştirdiğimiz çocukların emniyet kemeri takmama gibi bir olasılıktan haberleri dahi olmaması lazım.

Pek çoğunun emniyet kemeri takmamak için vızıldanıp, bin dereden su getirdiğine eminim ama kararlı olmak lazım. Emniyet kemeri takılmadan arabayı çalıştırmamak, yolda çıkarıyorsa, hemen yol kenarında durmak bir yöntem olabilir gibi geliyor bana. En önemlisi arabaya biner binmez emniyet kemeri takarak onlara örnek olmalıyız. Her kuralın mutlaka bir anlamı ve gerekliliği olduğunu, trafik kurallarının ise çok daha önemli olduğunu onlara anlatmalıyız. Bunun için örnek sıkıntısı yaşanacağını sanmıyorum, zira her gün gazetelerde, televizyon kanallarında, birçok kural ihlali sebebi ile gerçekleşen trafik kazası, yaralanma ve ölüm haberi var. Bunlardan bir kaçını okuyup, detayları ve sonuçları ile ilgili düşünmelerini sağlamanın yeterli olacağını sanıyorum. Onlar bizden kolay öğreniyorlar. Yeterki biz ebeveyn olarak kararlı olalım.

Çocuklarını ön koltuğa oturtan ebeveynler mi? Onların daha kat edecekleri çok yol var bence :((

Günümüzde iç içe yaşadığımız en önemli tehlike trafik kazaları. Çocuklarımıza bu tehlike karşısında kendilerini nasıl korumaları gerektiğini öğretmeliyiz. Ağızların tıkacağımız 3-5 kaşık yemekten çok çok daha değerli kazanımları olacağına eminim.

Emniyet kemerini takıp, HAYATA BAĞLANMAK !!!!!

11.7.07

Anlaşma

Oldum olası 3 ay tatil fikrine hiç sıcak bakmam, 3 ay biz büyükler için bile zıvanadan çıkmak, pekçok şeyi unutmak için yeterli bir süre. 1. sınıf öğrencisi için ise yeterliden de fazla.

Geçen senenin başında, okulda bir öğretmen ve velinin 2. sınıfa giden bir öğrenci ile ilgili konuşmasına tanık olmuştum. Öğrencinin velisi çocuğun dersler konusunda çok zorlandığını, okumasının bozulduğunu söylemiş, öğretmense "yazın hiçbir şey okumamasının ve derslerden tamamen uzaklaşmasının buna sebep olduğunu" belirtmişti. Çevremdeki çocuklar ile ilgili gözlemlerimden ve gelişim kitaplarından öğrendiğim ve yanıma kalan en büyük kar, çocukların tekrar ile öğrendiği ve yine tekrar ile bilgilerini pekiştirdiğidir.

Bir aydır her akşam mümkün olduğu kadar aksatmadan kitap okuma turlarına devam ediyoruz. Zaman zaman alıştırma ve test kitabı çözmeye, piyano çalmaya ve günlük tutmaya çalışıyoruz. Ama kitap okuma dışındaki faaliyetler öyle güle oynaya kabul görmüyor, minik dirençler, karambole getirmeler oluyor. Tahmin edebileceğiniz gibi bu da beni hasta ediyor :))) Evet mücadeleler ile yaptığımız çalışmalarda çalışma ama bunu alışkanlık haline getirmekten ziyade, anne-kız çekişmesine götüreceğini düşündüğümden Pınar için referans bir tablo hazırlamaya karar verdik.

Aylık olarak hazırladığımız bu tabloda gün içinde yapması gereken çalışmaları sütunlara yerleştirdik. Hergün çalışmaları yaptıktan sonra Pınar imzalayacak. Olayı cazip hale getirmek için;

- Bak birlikte programı hazırladık, ben bundan sonra sana şunu yaptın mı?, bunu yaptın mı? demek istemiyorum. Çünküğ biliyorum ki sen kendi programını yapıp, kendi kendine çalışabilecek bir çocuksun. Ayrıca herşeyi tektek sormak beni sinir ediyor ve geriliyorum. Bütün gün oldukça fazla zamanın var, bunları gün içinde yaparsan, biz geldikten sonra farklı şeyler yapma zamanımız olacak. Sen bu tablodan kontrol edip, kendi kendine yapabileceksin, bende kendimi tutup sana hiç müdahale etmeyeceğim. Eğer Temmuz sonunda hepsini yerine getirmiş olursan bence büyük bir iş yapmış olursun, bende sana mükafat olarak istediğin birşeyi yapmaya söz veriyorum.

- :)))))))) Tamam o zaman bana oyuncak al, 20.- YTL değerinde :))))
- Tamam sen ay sonuna kadar, kendi kendine bu tabloda yazanları yapıp, imzala, sana 1 Ağustos' ta 20 YTL. vereceğim ama tek bir tanesi bile yapılmazsa mükafat unutulacak tamam mı????
- Tamam !

Sonra 20.- YTL. nin canına tak dediğinde aman olmasa da olur diyebileceği bir rakam olduğuna karar verdim veeeee...

- Pınarcığım bu işi kendi kendine kotarırsan 20.- YTL. az gelir bence. Düşündüm taşındım ve mükafatı 50.- YTL. ye çıkardım.
- Gerçekten mi? Vereceksin ama değil mi?
- Sözüm söz, hiç sana söz veripte yapmadığım zaman oldu mu?
- :)))))

Takribi 10-15 dakika sonra;

- Anne şu senin sözünü de bir kenara yazsaydık ?????????

Ver dedim, ver yazacağım. Tablomuzun altındaki boş yere tüm şartları içeren kısa bir metin yazıp, altına adımı ve imzamı attım.

Sabah kalkmış, tablosunu eline almış, çatır çatır imzalarını atıyordu.
- Sadece günlüğümü yazmadım anne, onu da bu sabah yazacağım, dün olanları önceden bilemiyorum ya o yüzden :)
- :))))))

İlkgün asayiş berkemal, bir kitapta okumuştum, birşeyin alışkanlık haline gelmesi için 21 gün üst üste yapmak gerekirmiş. Diş fırçalama işinde bu yöntem işe yaramıştı. Bizim programda tam 21 günlük. Bu ayı kotarır ve yapmamız gereken 4 şeyi alışkanlık haline getirebilirsek süper olacak. Eğer başarırsa, Ağustos ayı primine zam yapmaya şimdiden hazırım :)))))

10.7.07

Saç bakımı

Bale gösterisi sebebi ile kestiremediğimiz ama bir süredir, iç bayan, her sabah söke söke taradığımız saçlarımızı bakıma aldık sonunda. Dün akşam işten döner dönmez Pınar' ı arkama atıp, kuaförün yolunu tuttum.

Sürekli olarak saçımın kesimini yapan abinin olmadığını görünce içim biraz tuhaf oldu esasen, kuaför olarak yaşlı sayılabilecek bir beyi görünce biraz rahatsız oldum. Fakat olayı gündeme almışken, kuaförün yaşı gibi tuhaf bir detaya takılmanın anlamsız olacağını düşünüp boşverdim.

Kuaför amca oldukça titizlenerek Pınar' ın yüzüne yakışan güzel bir kesim çıkardı. Beline kadar olan saçlarının omuzuna kadar kısalması bizim hanımı acayip mutlu etti. Söylediğine göre kafasından ciddi bir yük kalkmış.

Arabamıza binip evin yolunu tutarken, ağzı kulaklarında;

- Anne ben yeni şeyleri seviyorum. Yeni saçımda çok hoşuma gitti. Beni kuaföre getirdiğin için teşekkür ederim :)

- Rica ederim Pınarcığım. Aslında sürekli benim saçımı kesen abinin olmadığını fark edince ben biraz tuhaf oldum. Saçını kesen amca bir kuaför olarak bana birazcık yaşlı geldi nedense??

- Yaşlıydı ama güzel kesti anne. Hem bende ona çok yardımcı oldum, ne dediyse yaptım.

- Evet bu konuda gerçekten işbirlikçi davrandın. Sürekli kafanı oynatsaydın, yamuk yumuk bir saç çıkabilirdi ortaya.

- Hem çok konuşan bir amca değildi. Çok konuşan kuaförler beni rahatsız ediyor da.

- !!!!!! :))))))))))))))))))

Kızımda bende çene konusunda rakip tanımayız esasen ama nedense kuaför muhabbetlerini sevmiyoruz :)))) Üzüm üzüme baka baka kararıyor sözü doğru galiba. Bu gidişle bir iki sene sonra tamamen bana benzeyen bir kızım olacak.

Kuaför salonu resmimiz Pınar' ın resim arşivinden, üstteki sarı noktalar nedir derseniz, salonun spotları :)))

Dip not : Bu resmi ararken eski resimleri karıştırdım, 1 yıl çocuklar için ciddi bir zaman, kızımın bakışları, yüzü, herşeyi değişmiş. Bu arada bende de boy olarak değil ama en olarak ciddi bir büyüme söz konusu. Acilen kendime çeki düzen vermeliyim!!!!!

9.7.07

Havalı Fişekler

Malum biz İstanbul' da kısmen sayfiye vari mekanlardan birinde oturuyoruz. İşimize yakın, nefes alabileceğimiz bir mekan.

Kışın bahçemizi zırt pırt istila eden kediler, yazın ne arıyor ne de soruyorlar. Çevredeki evler dolu, hangi bahçeye uğrasalar birşeyler koparıyorlar. Hem yazın, hemde kışın bizi rahatsız edip, zıvanadan çıkarmak istemiyorlar sanırım :)

Kışın sakinlikten, yazın kalabalıktan dolayı bir derdim yok esasen ama o yaz fişekleri yok mu beni hasta ediyorlar :(

Cuma, cumartesi ve pazar sürekli bir pat, pat, pat, patır, patır, patttt sesi duyuyorsunuz. Sağdaki bitiyor, soldaki, tamam şimdi kesildi diyorsunuz bu sefer arkadan başlıyor patırtılar. Sadece lokallerde değil, evlerin bahçesindende atılıyor. Artık işin uzmanı olduk, atılan fişeklerin boyutuna göre, fişeklerin bir evden mi, yada lokalden mi attıldığını anlayabiliyoruz. Ya da kutlamanın büyüklüğünü veya küçüklüğünü tespit edebiliyoruz.

Fişekler çok yükseğe çıktığında patlıyor ise maliyete katlanılacak büyük bir organizasyon veya oldukça zengin bir zaata ait bir kutlama olduğunu düşünüyoruz. Yok daha az mesafe kat eden fişekler ise daha çok bir evin bahçesinde yapılan doğum günü, aile arası bir düğün veya kutlama ihtimalini oluşturuyor.

Bense her patta bu işin artık çılkının çıkarıldığını, gereksiz gürültü ve hava kirliliği yaratıldığını ve o çevrede yaşayan insanlara saygısızlık yapıldığını düşünmeye başladım. Havaya atılan üç beş fişek insanı nasıl doyuruyor bilmiyorum. Şu okulun kütüphanesini yenileyelim dediğinizde katılımcı sayısı bir elin parmaklarını zar zor aşarken, havaya para harcamaya meraklı bu kadar çok insan olması beni düşündürüyor esasen.

Gerçi herkesin kendi parası, nasıl istiyorsa öyle değerlendirecek, sana ne oluyor diyenler varsa onlara da hak veriyorum. Ancak bu hakkı vermem, bu olayı protesto etmemem anlamına gelmiyor. Yaz fişekleri atılmaya başladığında, kafamı çevirip, ilgilenmiyorum. Kimse bunun farkında değil ama olsun ben için için protestomu yapıyorum :)

Allahım bu kadar konuştum, umarım bizim kız evlenirken ben düğünümde yaz fişeklerinden de istiyorum diye tutturmaz. Hadi 20 sene boyunca kızın kafasını yıkayıp vazgeçirimde, damat ben illa istiyorum, şanım yürüsün derse bir yaptırımım da olmaz. Sen beni koru yarabbimmmm !!!!!!!

6.7.07

Tatil bu mudur?

Herkesin tatil anlayışı başka. Kızımın ki ise bambaşka, bu yaz bunu resmen anladım. Pınar için tatil öyle öğlene kadar uyumak, sonrasında kalkıp orası senin, burası benim gezmek, gece yarılarına kadar oynamak ve geç yatmak değil.

Tüm bir sene koşturduğu için midir bilinmez, kendi kendine, son derece rahat ve huzurlu bir tatil geçiriyor.

Tatilin başında yaz okulu olmadan nasıl geçireceğiz bu 3 ayı diye düşünüyordum. Şimdi anladım ki bu çocuğu yaz okuluna falan gönderip haksızlık yapmamalıyım.

Geçen gün okuduğu Tübitak' ın Kelebek kitabı, tırtıl yapma konusunda harekete geçirmiş bizimkini. Kartonlarını ortaya çıkarıp, kendisine yeşil bir tırtıl yapmış. Sonra tırtılı yalnız kalmasın istemiş, çok sevdiği kelebek kanatları gelmiş aklına, yine kartonlardan mor bir tırtıl yapmış, lastik ile kelebek kanatlarını mor tırtıla sabitleyip, kelebek oluşturmuş. Ardından bu kanatlar, resim yapma dürtüsünü ayağa kaldırmış, gökkuşağı ve çiçekler arasında ayaklarında süper bale pabuçları olan, üç peri resmi çizivermiş.

Hergün başka bir uğraş ve faaliyet bulup gününü gün ediyor. Birgün piyano çalıyor, ertesi gün resim yapıyor, diğer birgün elişi çalışması yapıyor, teyzesi ile birlikte voleybol oynuyor, biz geldikten sonrada bisiklete biniyor, yüzüyor. Kitap okuyor, müziği açıp, bahçede dans ediyor, şarkı sözlerine göre kareografiler çıkarıyor.

Mutlu, mesut yaşayıp gidiyor anlayacağınız.

Tatile gitme konusunda da beyanatı "anne bizim evimiz zaten tatil yeri gibi, şöyle bahçenin ortasına atarız masamızı, uzak yerlere gitmeye ne gerek var ????" şeklindeydi :)

İşin şaşırtıcı yanı fellik fellik gezmeyi hayat felsefesi yapan klasik yay annesi ben denizde aynı fikirdeyim, tatil diye tepişmeyelim, evde oturalım, İstanbul ve çevresinde kültür turu yapalım diye düşünüyorum. Hem uzak uzak yerlere gidip, küresel ısınmayı da körüklemememiş oluruz :))

Biliyorum bir yay burcu kadını ve bu düşünce tarzı hiç örtüşmüyor. Yaşlanıyorum galiba :))))

2.7.07

Çetrefil İşler....

Vakitsizlikten yapmak isteyipte yapamadığım işlere el attım bu hafta sonu.

1.5 aydır Pınar' a yazlık ayakkabı almak istiyorduk ablamla. Ortak zaman bulamamaktan dolayı çocukcağız üstte sırtı açık, dekolte tişörtler, altta ise kışlık okul ayakkabıları ile geziyordu. Neyse sonunda bu hafta sonu bu işe noktayı koyduk ve çok şık bir babet ayakkabı ile spor ayakkabı aldık. 1.5 ay beklememiz bir açıdan iyi oldu, indirim sebebi ile oldukça uygun fiyata mal ettik. Her işte bir hayır varmış demek ki. Pınar' da ayakkabılarını öyle sevdiki, herkese "Teyzoşum bana çok güzel ayakkabılar aldı bugün" diye gösterdi. Nerede ise gözlerine sokacaktı :) 1.5 ay beklemenin etkisi midir? Nedir? :)))))

Cumartesi akşamı eşimin kuzeninin, oğlunun düğün yemeğine gittik. Pınar beyaz pantalon, ceket takımını giymeyi ve saçının da topuz yapılmasını istedi. Kızım beyazlar içinde resmen gelin gibiydi :) Düğün yemeği sebebi ile çok heyecanlıydı. Gelin ve damatın gelişini, nikah işlemlerini en yakın mesafeye koşarak dikkatle izledi. Sonra gelip bize de anlattı. Nikah memurunun konuşması çok enteresandı :) Gelin ablanın masamıza gelip, bizimle tanışma faslını heyecan içinde bekledi. Ablanın onu fark etmesi için tam gözünün içine baktı ama abla onu görmedi :( Kulağına, muhtemelen, ablanın ev ve düğün hazırlıkları sebebi kimseyi görmeye halinin kalmamış olabileceğini fısıldayınca rahatladı. Son bir hamle ile fotoğraf çekimlerinde ablanın yanına geçip resim çektirmek ruhuna iyi geldi. Ayrılırken, masadaki boncukları ve peçetelerimize takılan kurdeleleri almayı da ihmal etmedik. Pazar sabahı kalktığında hanımefendi ençok "kendi nikah memurunun nasıl konuşacağını" merak ediyormuş. "Demek evleneceksin, kafana koydun küçük hanım" dedim, "Evet evleneceği tabi" demez mi? Kahvaltı sonrası aldığımız kurdeleler ile saçlarını ördük ve bütün gün bir örükte yeşil, bir örükte mavi kurdeleler ile gezdi. Bu kurdeleler takribi 1 yıl daha ayakta halhal olarak, saçta örükler için, evin çeşitli dölümlerinde aksesuar olarak kullanılacaktır. Yeni oyuncaklarımız hayırlı olsun :)

Bence kızım şu düğün seromonisini accayipppp seviyor. Bu seremoniyi sıksık yaşamak için zırt pırt evlenip, boşanmaya kalkmazsa iyidir :))))

Ayrıca Pınar ile ilgililenen teyzemize iş bulduk. Baleden bir arkadaşımın bir bayana ihtiyacı varmış, bende hemen teyzemizi söylemiştim. Hafta sonu buluşup, tanışmışlar. Ağustos sonu itibari ile çalışma konusunda anlaşmışlar. Kolay değil 2 yıllık emeği var teyzemizin, onu birden bire ortada bırakma düşüncesi hiç hoşuma gitmiyordu. Acayip rahatladım :)

Pazar günü önce kendimi güneşe verdim ve bir güzel dinlendim. Güneş kemiklerime öyle biyi geldi ki anlatamam. Koşturmaktan güçsüzleşmişler midir, nedir? Belki de çok geç olmadan bir kemik yoğunluğu ölçtürmekte fayda var. Çoğu zaman iskeletimin vücudumu kaldırmakta zorlandığını hissediyorum. Sonra da ayakkabılık ve mutfak dolaplarıma el attım. Pınar' ın küçülmüş ayakkabılarını ve kullanılmayan ayakkabıları çıkardım. Eski spor ayakkabıları, ihtiyacı olan kişilere verilmek üzere güzelce yıkadım. Mutfakta kullanmadığım eşyaları ayırdım. Belki lazım olur düşüncesi ile o kadar çok can kavanoz birikmişki, gözlerime inanamadım. Hepsini cam kumbarasına atılmak üzere ayırdım. Şişecam' ın tammuz ayı hammadde ihtiyacını karşılayacak kadar vardı sanırım :)))))

Bu işler aylardır zihnimi kurcaladığı için yapınca baya bir rahatladım :)) Zihnimdeki çetrefil işleri yavaş yavaş halletmek ruhuma iyi geldi. Önümüzdeki hafta sonu da evdeki yarım yünleri, kumaşları, kullanılmayan malzemeleri ayıracağım, ben kullanmıyorum ama kız meslek lisesinde kullanılabilir hale geleceklerine eminim.

Bir iki hafta sonu daha debelenirsem süper olacak :))))