29.11.07

Gerçek Hayat !!!!!!

1 haftalık masal prensesliğim Pazartesi itibari ile sona erdi. Hemde bir sona erdi, pir sona erdi :)))))))


Nedense artık her tatilimden sonra bir denetimle burun buruna kalıyor, işlerin ortasına düşüyorum. 2 gün koştur koştur vaziyette, biriken işleri derlemek, günlük rutini takip etmek ve hafif çaplı bir denetim hazırlığı yapmakla geçti, birgün sorular ve dosyalar içinde kayboldum, akşam baş ağrımı geçirmek için 20:30' da kendimi tedavi yöntemim olan uykuya bıraktım, dünse bir önceki günden birikenleri sıfırlamak için harcandı gitti. Tespitleri değerlendirip gerekli olduğuna inandığımız düzenlemelere sıra geldi.


Denetim öncesi tatile çıkmak beni biraz zorladı ama itiraf edeyim ki bu zorlanmaya değerdi. Pazartesi günü itibari ile bütün güzel etki sıfırlanmıştı ama olsun, 1 haftalığına da olsa sadece ev hanımı ve anne olmak ruhuma iyi geldi. Buna cidden ihtiyacım varmış :)


Öyle ahım şahım şeyler yapmadım, dünyayı yeniden keşfetmedim ama yıllardır paçası kıvrılmak üzere bekleyen pantalonlarımı alıp sakin sakin, vitrinlere baka baka çarşıya inmek ve terziye gitmenin bile büyük bir lütuf olduğunu anladım. Amma yaptın Neşeli, tatilden kala kala aklında bunlar mı kaldı diyenler çıkacak biliyorum ama ne yapayım hoşuma gitti işte :))))) Muhtemelen ev hanımları beni anlamayacak ve hatta kaçık sanacaktır :))

Ama insan doğası böyle işte. Yapamadığı şeylere özlem duyuyor, insana bunlar güzel geliyor :) Hergün oraya buraya savrulurken aman boşver bu işle vakit harcama dediğim şeyleri yapabiliyor olmak insanı mutlu edebiliyor ?????

Sanmayın ki bütün aktivitelerim evde geçti. Yıllardır çalışan, herşeye burnunu sokma çabasında olan bir anne olarak tabiki yol tepip, kilometreler yaptım :)))))

Yuva arkadaşlarımla çeşitli kombinasyonlarda bir araya geldik, Einstein Müzesi ve Çağdaş Dans Gösterilerine katıldık. Şöyle ağız tadı ile yapamadığım akraba ziyaretlerinde bulundum, kardeş okul ile ilgili çalışmalar yaptım, Pınar' ın odasının şeklini değiştirdik, kaloriferin önüne çektiğim pufa oturup, elimde çayım, pencere önünde bolbol kitap okudum, sakinliğini ve bilgi dağarcığını çok sevdiğim Zülfü Livaneli' nin son kitabına başladım. Asortik' imin çekirdeklerini gönderdim. Kızımı ve kendimi germedim, pamuk pamuk 9 gün geçirdim :)))))

Ama biliyorum ki bu pamuk hayat 15 günden fazla olsa beni sıkardı, paslanmaktansa arada böyle minik kaçamaklarla kendimi tatmin etmek benim için en iyisi.

Şimdi çalışıp para kazanma şansım varken yapmalıyım. Yapmalıyım ki tinton bir anne olduğumda kızıma ihtiyacım olmadan, kendi hayatımı yaşayacak enerjim ve param olsun :)))))

Bu arada bu tatilde öğrendim ki ben aslında sakin bir kadında olabiliyormuşum, hadiler olmadan yaşayabiliyormuşum, bir de İstanbul trafiği sadece hafta sonuna mahsus değilmiş, hafta içi de hangi saatte olursak olalım köprülerden uzak durmak gerekiyormuş !!!

Bu arada buraya yazmayı da özlemişim :)

20.11.07

Evde

Biz kızımla, bu hafta tatildeyiz, hemde koca bir hafta ev tatili : )

Şu an Pınar mışıl mışıl uyurken, bende evimi toplamış, çayımı almış, bilgisayarımın başına geçip buraya birşeyler karalıyorum.

İtiraf edeyim bu manzara beni yıllardır hayal ettiğim kadar etkilemedi, hayal etmesi daha büyük haz veriyormuş : ) olmasa da olurmuş dedim kendi kendime !!!!!!! Bunda dün evde temizliğe gelen bayanla manyaklar gibi temizlik yapmamın etkisi var mı? Bilemiyorum : ) Kendimi o kadar kaptırmışım ki temizlik işine !!!!!! akşam eşim geldiğinde, üç-beş defa, “Neşeli sen temizlik manyağı olmuşsun, otur şuraya yüzünü görelim” demek durumunda kaldı : ) Bu uyarılara rağmen aklım sürekli yapılacak bir işte, gözümse yere düşen minicik otta ve çöpteydi : ) Abarttığımı birde nereden mi anlıyorum, suyun ve deterjanın içinde cebelleşmekten parmaklarım şişmiş ve ağrıyor, klavye kullanırken zorlanıyorum : ) Bünye alışkın değil tabi, tepki gösteriyor :): ):)

Allahtan çalışan bir kadınım, ev hanımı olsam “aman ne gerek var” diye eleştirdiğim temizlik manyağı bir tip olup çıkacağım, allah hakkımda hayırlısını vermiş : )

Allah ev hanımlarına kolaylık versin diyor ve temizlik bahsini şu an, şu nokta itibari ile bir daha açılmamak üzere kapatıyorum : )

Önümüzdeki 4 günlük kalkınma planında ise yapmak isteyipte şöyle rahat rahat yapamadıklarım var. Bugün kızlar öğlen yemeğine bize geliyor, yarın yine bir gezme aktivitesi var, Perşembe bir aksilik olmazsa bir arkadaşımla çocukları Einstein Müzesine götürmek istiyoruz. Vakit uygun olursa oradan halamıza geçeceğiz Pınar’ la. Belki görümcemle Nişantaşı’ na kaçarız : ) Pınar sinemaya gitmek istemiyormuş, VCD alıp evde seyretmek daha eğlenceliymiş, o yüzden onu Garfield’ a götürme ihtimalini sildik. Cuma şimdilik boş ama ben o günü de seve seve doldururum, ilerleyen günlerde. Aaaaa kardeşim bütün gün temizlik yaptım, bünyeden bu zehri atmak lazım : ) : ) : )

Bu arada kızım çok güzel bir ara karne getirdi. Beni en çok sevindiren şeyse yabancı dil dersinin tüm değerlendirme notlarının çok çok iyi olmasıydı. Aslında yabancı dile ilgisi olan bir çocuk olduğunu biliyorum ama diğer arkadaşlarına göre 2 sene yabancı dil dersi görmemesi beni hafiftende olsa endişelendiriyordu. 4 ve 5 yaşında devam ettiği yuvadaki ingilizce öğretmeninin ve Magic English serisinin ona katkısı çok katkısı olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum.
Karnedeki değerlendirmelere göre Pınar’ ın en aktif ve başarılı olduğu dersler Resim ve İngilizce dersleri. Zaten resme olan ilgisinin ne zamandır farkındaydım, arkadaşa, eşe, dosta “ben bu kızı bale veya piyanoya taşıyacağıma resim kursuna göndersem” daha iyi olur der dururum yıllardır : )

Kızım kalktı, ben gidiyorum, yarın yine bu saatlerde burada olacağım, beni bekleyin anacığım : ) : ) : )

16.11.07

Kırpıntı, kağıt, makas, yapışkan, vs., vs.

Bizim ev her zaman dağınıktır. Heryerde kağıt, kalemler, makas, yapıştırıcı, doğal sonuç olarakta kırpıntı, kırpıntı, kırpıntı görürsünüz :)

Titiz anneleri resmen hasta edecek bu durum beni pek etkilemiyor, pasaklı olmanın da güzel yanları var işte !!!!!! Pınar gibi bir çocuğa düşerseniz ben bu evi nasıl düzenli tutacağım diye kendinizi hırpalamıyor, çocuğu ve eşi gerim gerim germiyorsunuz.

Hayır evdeki bu duruma adapte olmuş vaziyetteyim ama artık Pınar okul sonrası geldiği odamı da aynı konuma dönüştürmeye çalışıyor ona bozuluyorum. Ortalıkta gördüğüm kırpıntı sayısı artmaya başladı gibi geliyor, için için gıcıklanıyorum ama bakalım sonumuz ne olacak ???????

Bu durumdan hoşlanmamakla birlikte yaptığı çalışmaları görünce için için memnun olmuyorda değilim. Son incilerimiz şöyle;

Öğretmenimizin isteği ile aldığımız şablon cetveli çok seviyor Pınar. Hatta bu hafta bir tanede ev için aldık. Benimde şablon cetvelim olmuştu çocukken ama ben ona üvey evlat muamelesi yapmış, 2 daire, 3 üçgen çizip sadece ders materyali olarak bakmıştım. Halbuki o cetvel şimdi gözüme pek bi şirin görünür oldu. Materyalleri kullanmayı bileceksin yani :))))















Bu resimde üstte ve altta Pınar' ın şablon cetveli ile oluşturduğu çalışmaları görebilirsiniz.

Üstte şablon cetvel hayvanları. Hayvanların hepsi şablon cetvel şekillerinden oluşturulmuştur, dikkatinizi çekerim :)))

Alt fonda ise şablon cetvel şekillerinin renklendirilmiş bir kombinasyonu var.

Yuvadan gelen bir alışkanlığı hala devam ettiriyor, o küçükken öğretmeni her çizdiği şeklin yanına ne olduğunu yazardı, anlaşılmadığı için açıklama olsun diye, benimki hala aynı taktiği kullanıyor, anlıyoruz artık anneciğim yazmana gerek yok diyorum ama olsun o yine de yazsınmış :)))))

Bu arada ben sizi dağınık konusunda bilgilendirmiştim, resimden yola çıkarak o konuya tekrar değinmeme gerek var mı ????? Bilemiyorum :))))

2 gün önce fabrikada oluşturduğu çalışma ise çok enteresan geldi ;

Okuldan gelir gelmez, hızla eşyalarını bıraktı ve ben yaprak koleksiyonu yapacağım diye bahçeye fırladı. 3-5 yaprak aldı geldi, hemen kendine birkaç A4 kağıdı alıp, başladı yapıştırmaya. Böyle detaylı çalışmalara girmesi iyi oluyor zira o arada bana bulaşmadığı için bende rahat rahat işime devam edebiliyorum. Arada birşeyler soruyor gerçi ama işimin arasında çoka vakit harcamadan cevap verebiliyorum. Ya da ben meşgul olsam, başka biri ilgilenebiliyor :)

Dün sabah masamı toplarken yaptıklarını detaylı olarak incelediğimde çok güldüm :)))))


Yaprakları yapıştırdıktan sonra herbirinin altına o bitki ile ilgili bildiği ayrıntıları yazmış.

Sarmaşık, her tarafa sarılırmış :)

Gül, dikenliymiş, güzel kokarmış, yaprağı bile azıcık dikenliymiş :))))))

Kasımpatı Kasım' da açarmış.

Bunun nesi komik diyebilirsiniz ama çalışma bu kadarla kalmıyor. Çocuk eğitimin hakkını vermiş ve hemen bilgiyi ne kadar öğrendiğiniz konusunda bir de test hazırlamış :))))















Sorular şöyle ;

* Hangi bitki her tarafa yayılır?
* Hangi bitki çok güzel kokar?
* Hangi bitki uzun süre dayanır ?
:)))))))))

5 puanlık uzman soruları anlayacağınız :))))))))))))))))

ISO9000 Eğitim maddesi verilen her eğitim sonunda mutlaka eğitimin işe yarayıp yaramadığının denetlenmesini ister, çocuk işi biliyor :)))))))

Son çalışması kapsamında word' de matematik kitabı hazırlıyormuş. Biraz şekillensin, enteresan birşey olursa sizlerle paylaşırım :)

15.11.07

Sevgi

Dün akşam ortalık durulduktan, küçük hanımım dinlenmeye çekildikten sonra aldım bilgisayarı elime, başladım resimleri elden geçirmeye.

Bendeniz dijital fotoğraf makinalarını sevemedim gitti. Bunda teknoloji özürlü olmamın veya sevdiğim şeylere sıkı sıkıya bağlanma iç güdümün etkisi var mı bilemiyorum ama sevmiyorum ne yapayım :(

Dijital makinada çekilen fotoğrafların pekçok avantajı var, kabullll. Çatır çatır, aman film bitti derdi oladan resim çekebiliyorsun, çektiğin resmi anında eşle, dostla paylaşabiliyorsun. Bunları inkar etmiyorum ama ben resmi elime alıp bakmayı seviyorum, elime alıp bir uzaktan, sonra birde yakından bakmalıyım, sonra sevdiğim resimleri "yaaaa şuna bakar mısını? Ne kadar güzellllll" diye efektle kalkıp eşime, dostuma göstermeli, elden ele dolaştırmalıyım. Ne yaparsınız bu da benim saplantım !!!!!

Birde bu makinaların en sevmediğim yönü bilgisayarda resim kirliliği oluşturması. İnsan nasılsa sarf malzeme kısıtı yok diye tık, tık, ne görse çekiyor. Sonrada onlar temizlenmiyor ve bilgisayarın hafızasında ciddi bir kirlilik yapıyor. Amannn onca hafıza, ne ile dolduracaksın, sende diyenlere de var bir cevabım :))))

O kadar fotoğraf arasında kaybolup gidiyor ve güzelim fotoğrafları seçip, farkına varamıyorsunuz.

İşte dün akşamki çalışmamın amacı abuk subuk, düzgün çıkmamış resimleri temizlemekti. İyi ki de bu işe kalkışmışım :)

Kızımın öyle güzel resimlerini buldum ki fotoğraflar arasında, resmen içim ısındı. Tonton yanaklı, gül dudaklı, gülen gözlerle dolu bir sürü resim. Yuva resimlerine bakmak çok eğlenceli oldu özellikle. Yuva arkadaşlarımızla hala görüştüğümüz için hem annelerin, hemde çocukların şimdiki hallerini biliyorum. Aman Allahımmmm dedim, nasıl büyütmüşüz bunları böyle. Bunlar şimdiki çocuklar olabilir mi ?????

Sonra da üzüldüm, evet kızımın şimdiki halleri de çok güzel ama o zaman öyle şirin ve öyle tatlıymış ki :)))))) Allahtan gülen gözleri hiç bozulmamış, sadece büyük büyük bakıyor ama hala parlak, hala içi gülüyor :)

Büyümüş ve işin kötüsü büyümeye devam ediyor. 15 yaş itibari ile yanımızda oturtmak için arasakta bulamayacağız. Muhtemelen gittiğimiz yerleri, yaptığımız şeyleri, konuştuğumuz konuları beğenmeyecek, her zaman yapacak daha iyi bir işi olacak kendince. Sınavları, arkadaşları, kendi hayatı olacak. Bugünlerin tadını çıkarmak gerek !!!!

Birde bu video görüntüsünü buldum. Yaklaşık 1 sene önce Pınar' ın çaldığı, ailecek sevdiğimiz, Sevgi adı ile tanıdığımız bu parçanın video görüntüsünü ardarda birkaç kere izledim. Bu bizim ailenin favori parçasıydı geçen sene. Pınar' a "Hadi çal deyince" hiç itiraz etmez, seve seve çalardı :)

Sıkıldığınızda, kendinizi yorgun hissettiğinizde, boşlukta hissettiğinizde çocuğunuzun bebeklik, çocukluk resimlerine bakın bence, ruha iyi geliyorlar, dalga geçmiyorum bakın ciddiyim :)

Zaman zaman sevgiyi hissetmek gerek !!!!!!

14.11.07

Dipsiz Kuyu

Bugün bizim kardeş köy okulu için birkaç kuyuya birkaç minik taş attım. Bakalım kaç kuyudan, kaç taşın dönüşünü sağlayabileceğiz.

Kuyulardan biri ölseniz aklınıza gelmez. Diğer yandan bu dipsiz kuyudan taşın çıkması resmen mucize olur :)))))

Ama ben mucizelere inanırım :))

Bu aralar secret modundayım, dua edin anacım :)))))))))

13.11.07

Bu aralar

Bu aralar Say Yayınlarından, Gülsüm Cengiz' in, Tomurcuk Serisi Kitaplarını keşfetti Pınar. Tamamen tesadüf eseri :)

Geçenlerde öğretmenleri 30-40 sayfalık bir kitap okuyun deyinde, balenin yanındaki kitapçımıza gitmiş ve kızım için 30-40 sayfalık bir kitaba ihtiyaç var. Ne kısa olacak, ne de uzun demiştim. Sağolsun kitapçının sahibi baya arayıp taramış ve istediğiniz sayfa sayısında sadece bu kitap var, çok da güzel bir kitap demiş ve "Bir Kedinin Günlüğünü" önermişti.


Say Yayınlarına aşinalığımız bu şekilde başladı.


Adından da anlaşılabileceği gibi :))))) bir kedinin başından geçenleri anlatıyor bu kitap. Şehirde oynayacak yer bulamaması ve yeni yapılan binalar sebebi ile oyun alanının yok olmasına değiniyormuş, Pınar en çok bu bölümden etkilenmişti.



Sonra fuarda bu yayınevinin önünden geçerken "Bir kedinin günlüğü" dikkatimizi çekti, "aaaa anne bak benim kitabım" diye atladı benimki. Fuarda görevli abi, satışçı kimliği ile bizi bu kadar hevesli görünce fırsatı kaçırmadı tabiiiiii ve bizi Tomurcuk Serisi kitaplarının bulunduğu bölüme aldı :)



Oradan bu serinin 2 kitabını daha aldık.


Bir Dilim Ekmek için tarladan soframıza kadar ekmeğin öyküsünü anlatan bir kitap.


Dün kitabın son sayfasını kapatıp yatağa yatan Pınar "anne biliyor musun kitabın sonunda bir çocuk ekmeğini yarım bırakıyor ve ekmek çöpe atılıyordu, aslında o ekmeği üretmek için ne çok uğraşılıyor" dedi.

"Bizde de öyle bir çocuk var mı acaba Pınar ?" dedim, sessiz sessiz yattı :)

Şimdi sırada Başak' ın Çevre Günlüğü var.

Artık kendi kendine okuduğu için kitaplar hakkında sadece bana anlattığı kadarını bilebiliyorum ama çok beğendiği kitapları o okuduktan sonra önerirse bende okuyorum. Bir Kedinin Günlüğü ve Bir Dilim Ekmek İçin' i ilk fırsatta okuyacaklarımın arasına ekledim bile.

İlgilenirseniz Say Yayınlarının, Tomurcuk Kitaplar serisine
http://www.saykitap.com/BSWEB/KitapDetay.aspx?kID=91989 bu adresten ulaşabilirsiniz.

12.11.07

Ödev Kalıntıları

Son derece yoğun, bol hareketli bir hafta sonunu geride bıraktık. Kurslu, alışverişli, ev işli, derlemeli, toplamalı, toz almalı, yemek pişirmeli, misafir ağırlamalı, misafirliğe gitmeli bir hafta sonu. Detaylara girmeyeceğim zira artık bu hafta sonları benim içinde, herkes içinde sıradanlaştı :(

Bu hafta sonuna damgasını vuran şey Pınar' ın ödevi olan Atatürk Albümü oldu.

Hafta sonu ödevi kapsamında bütün hafta sonu koşturup, Pazar günü öğleden sonramızı bu albüme ayırdık. Pınar önceden hazırlıklarını yapmış, resimleri indireceğimiz siteleri belirlemiş, sıralamayı taslak olarak hazırlamıştı. Olay sadece düzenleme ve yazıları yazmaya kaldığı için rahattık.

Yanılmışız zira bu işlemler baya zaman alıcıymış !!!!!

Atatürk öğrenimini tamamlar tamamlamaz çalışmaya başlamış ve bir anlamda kısacık olan yaşamına çok fazla şey sığdırmış !!!!! Yazmak bu kadar zaman aldığına göre, kimbilir bunları gerçekleştirmek için ne çok uğraşmış, emek vermiştir diye düşündüm.

Tüm bu ödev sonrasında ise çok iyi bir planlama yetisine sahip olduğu fikri gelişti bende. Zira herşeyi yerli yerinde ve zamanında gerçekleştirmiş. Kendisine hedefler belirlemiş ( ki o dönemde bu hedeflerin gerçekçi olduğunu söylemek için tam bir hayal perest olmak gerek ), hedefleri gerçekleştirdikten sonra çıtayı bir adım daha yükseltmiş. Ne yapmak istediğini bilen ve geleceği ilmek ilmek ören bir insan olduğunu düşündüm.

Aldığı eğitimin hakkını vermiş, iyi bir askeri lider olmuş, askerlikle ilgili yeteneklerini savaşlarda göstermiş, savaşıp kazanma kısmı bitince bu sefer modernizasyona getirmiş işi. Yaptığı evlilikte bile kendisine tüm Türk Ulusu ve Türk Kadını için örnek olacak, iyi yetişmiş ve modernliğe yatkın bir eş seçmiş. Eşini gittiği her gezide yanında götürmüş, gerçi bu Latife Hanım içinde kolay bir iş değildir herhalde, dolayısı ile o da ciddi bir fedakarlıkta bulunmuş :)

Sonra sıra devrimlere gelmiş, insanların kalıplaşmış alışkanlıklarını değiştirmeye uğraşmış. İlmek ilmek Türkiye' nin geleceğini hazırlamış. Zeki, planlama yeteneği olan, öngörülü ve vizyon sahibi bir adammış.

Bu ödev sırasında Pınar' a açıklamakta en çok zorlandığım şey ise 1919 yılında askerlikten ayrıldıktan sonra nasıl askerlik yapıp, ordularımıza başkomutan olduğuydu. Yok çocuğum bunu anlayamadı, anne Atatürk askerlikten ayrılmış zaten madem askerlik yapacak neden ayrılmış.

Pınar anlamamaya dayanamıyor, yazdığı herşeyi mutlaka anlamalı. Biran birbirimize karıştık, o ağlar, ben dur kızım sana nasıl anlatacağımı düşünüyorum, kafamı karıştırma diye söylenir vaziyetteydim. Hayır ağlamasa, sakin olsa, bana zaman tanısa nasıl anlatacağımı bulacağım ama ağlayınca sinirlerim geriliyor :)))))

Sonra anlattım. Dedimki Atatürk düşmanlarımıza karşı savaşmamız gerektiğini düşünüyor ve bunu savunuyormuş ama asker olarak bağlı olduğu Osmanlı Devleti yöneticileri onun gibi düşünmüyor ve vatanımızı düşmanlarımızın paylaşmasına ses çıkarmıyorlarmış. Atatürk' te bu durumda sizinle aramızda ciddi fikir ayrılıkları var, Osmanlı Devletinin askeri olarak çalışamam demiş ve yeni Türk Devletinin kurulması için lider olarak çalışmaya karar vermiş, önce düşmanlarla savaşmamız gerektiği için Türk Askerlerinin Başkomutanı olmuş dedim.

Ağlayıp, zırıldayan kızımın yanında bunları söylemem kolay olmadı ama sonunda o da anladı ve rahatladı :))

Sabah okula gelirken, ödevini son kez kontrol etti. Pınar bu ödevden neler öğrendin anlat bakalım diye sorunca özet geçti :))))

Resimleri basmak için benim mail adresime gönderirken mail göndermeyi, copy, paste, save ve resimleri sıkılaştırma komutlarını, Atatürk' ün Osmanlı askerliğinden ayrılıp Türk askerlerinin komutanı olmayı tercih ettiğini öğrenmiş ve en çokta buna şaşmış :)

Çocuk haklı, düşman kavramını anlaması kolayda, dost görünen düşmanları kavraması kolay iş değil !!!!!

Bu sonuncusu ikimiz içinde sancılı bir öğrenme süreci oldu ama neyse yaşadığımız gerilimin olumlu olarak işe yaraması sevindirici :)))))

İnsanın çocuğu ile ders çalışabilmesi ciddi bir yetenek, sağlam sinirler ve ön hazırlık gerektiriyormuş, ben birde bunu öğrendim !!!!!!!!!!!!

9.11.07

Bir karton koli ve kitap dostluğu

Pınar' ın en çok sevdiği iş kesmek, kırpmak, yapıştırmak...

İlk başlarda kırpıntı oluyor, etraf dağılıyor diye düşünür, için için sinirlenirdim...

Artık kendimi aştım, yaptıklarını gayet olgunlukla karşılıyor, hatta evde oldukça önemli bir yer işgal etmesine izin veriyorum. Çünkü biliyorum ki kırptıkça, kestikçe, yapıştırdıkça daha yaratıcı olabiliyor ve ortaya güzel şeyler çıkarabiliyor.

Herkes Pınar' ın bu yönünü öğrendiği için buldukları malzemeyi alıp geliyor :) Benimki de oyuncak alınmış gibi seviniyor :))

Geçenlerde fuara katılan şirket personelimizden biri Pınar' a 2 ad. karton koli getirmiş, hani şu IKEA' da satılan kolilerden ama kapakları almayı unutmuş !!!! Bizimki acayip sevindi tabi, gözleri parladı :)

Önce kapakları yok, ben bunları ne yapacağım dedi. Ardından hemen işe koyuldu, kolileri bir tarafları açık kalacak şekilde katladı, açık kalan taraflardan birbirine yapıştırdı, fabrikadan bulduğu yuvarlak, tekerlek benzeri kartonlardan tekerlekler yaptı kolilerine, kolinin tutma kısımlarından birine de kurdele bağladı, içine kartondan bir direksiyon ve birde minik merdiven kesip yapıştırdı. Sonrada eve gidene kadar zevk içinde sözde otobüsünü bir oraya bir buraya taşıdı :)

Şimdi bu koca nesne evde, zaman zaman oynuyor, içine oyuncaklarını
doldurup oradan oraya sürüklüyor.














İyice iştahını alıp yeni çalışmalara geçince bu koliler bilgisi dahilinde sökülüp, tarafımdan asıl amacı için kullanılmaya başlanacak ama şimdilik elleşmiyor ve otobüs olarak kullanımına izin veriyoruz :)

Kabul, evde çok yer tutması sinir bozucu ama kendimize hakim oluyoruz :)))

Pınar' ın atık olmaktan kurtarıp, günlük hayata kazandırdığı son malzeme ise şu Nesquik Kutusu.















Geçenlerde 2' si bir arada indirimli aldığımız cornflakes kutusunu atmadan önce Pınar' a "bu kutu işine yarar mı? Yoksa atacağım" diye sormuştum :)

Ne akla hizmetse !!!!! Tabiki kullanır, sakız kutularını bile atmayan çocuğa böyle birşey sorulur mu ?

:))))))))

Benimki "yaparım, yaparım, sakın atma" diye atladı.

Akşam yatağa giderken kolisini aldı, gereklilikleri yerine getirip, yatağına uzandı, kolisini kitap okuma masası yaptı, okuma lambasını üzerine taktı, masayı dizlerine oturdup, ışıkları kapattı ve başladı Karaböcü Hoşgeldin' i okumaya.















Bu arada Karaböcü kitapları Günışığı Kitaplığının seri halinde çıkardığı kitaplardan. Pınar Karaböcü Hoşgeldin' i çok sevmiş, kitabı iki günde yalayıp yuttu, çok değişik bir kitapmış, mevcut kitapları sıfırlayınca bu serinin diğer kitaplarını da alıp okumalıymış.

Okuma kutusunun ortamı güzelleştirme baabından bu olaya bir katkısı oldu mu bilmem ama bu kitabı biryerlerde bulursanız küçük hanım ve beylerin bu kitabı incelemesini tavsiye ederim :)

8.11.07

Gökkuşağı ve sığırcıklar

Dün kızımı okuldan almaya gittiğimde bir yandan güneş, bir yandan yağmur vardı. Okul oldukça ağaçlık bir okul olduğundan mıdır bilmem, işime yakın olmasına rağmen bizim buralarda yağmur yağmazken, orada şakır şakır yağmur yağıyor. Ben arabamı okuldan biraz uzağa park edip, az da olsa yürümeyi tercih ediyorum. Hiç olmazsa işten çıkıp, ağaçlık, açık havada geçireceğim 3-5 dakikalık kaçamağı doya doya, içime temiz havayı çeke çeke, o güzelim yağmurda ıslana, ıslana geçirmek istiyorum.

Minicik bir kaçamak işte, anlamı var mı? Bilmemmmm ....

Pınar'la arabamıza giderken öyle güzel bir gökkuşağı gördüm ki, anlatamam. Pınar' a sevinç içinde gösterdim gökkuşağını, pek sevindik anne kız, hemen ikinci ayağı tespit ettik, öyle net, öyle parlak renklerdeydi ki, ruhuma iyi geldi :)

Bu sabah okul yolunda, sabahın köründe de, müthiş bir sığırcık kümesi gördük gökyüzünde. O kadar büyük, o kadar çoktular ki ve o çokluğa rağmen öyle uyumlu hareket edip, uçuyorlardı ki, minik bir çığlık atıp, gösterdim bizimkilere :)

Ben diyeyip, 300, siz deyin 500 sığırcık, bir oraya, bir buraya uçtular, elipsler, bulutlar oluşturdular gökyüzünde. Sonra iki ayrı gruba ayrılıp, gösterilerine farklı istikametlerde devam etmeyi tercih ettiler :)

Fabrikasyon yaşamımın içinde böyle küçük detaylar görmek içimi hareketlendiriyor resmen.

Emekliliğimiz geldiğinde, Pınar' ımız kendi başının çaresine bakar hale geldiğinde burlarda durmamak, sakin bir yerlere kaçıp sığınmak, sakin yaşamak şart !!!!!!

Güzel ama yorucu bu şehirde, harala gürele yaşama gerekliliği yoruyor insanı :(

İç kararttım değil mi? Yok birde iyi haber, 1-2 saate kalmaz yarım günlük bir hovardalığa çıkıyorum. Bugün yuva arkadaşım 8 bayanla, bir evde, çay eşliğinde müthiş bir sohbetin içine düşmeye hazırlanıyorum :))))

Bu kaçamak beni 2-3 ay idare eder. Şurada 2016' ya ne kaldı ki :)

Şimdi işlerimi toparlamalıyım.

Unutmadan Tatargüzeli yazımın bundan sonrası senin için;
Çekirdekleri paketleyip Kamil Koç' a veriyorsun. Kolinin üzerine Mavi Kuş, Fethiye diye not düşüyorsun. Bizim koliyi bugün veya engeç hafta sonu Kamil Koç' a bırakacağım. Detaylar konusunda http://www.asortikkrep.blogspot.com/ dan Asortik' e danışabilirsin.

Geç oldu ama kusura bakma :)

Kalın sağlıcakla :)))))

7.11.07

Face' im book' um :)

Geçenlerde age35 davet etmiş sağolsun, o zaman üye olmaya çalıştım, oldum mu olamadım mı anlamadım :)

Sonra üniversiteden bir arkadaşım davet edince ve bizim üniversite grubu bende girdim, bende girdim diye mailler atınca hadi kızım dedi sende bir gir bak. Bir hafta kadar önce üye oldum, bazı arkadaşların taleplerini kabul ettim falan ama beni sarmadı bu iş nedense ????

İtiraf etmeye utanıyorum ama ben teknolojik şeylere hemen atlayan bir tip değilim :(((

Aaaa şu da çıkmış hadi bundan da alayım, buna da gireyim diyemiyorum. Aksine "aaaaa o da neymiş, ne işime yarar ki" diye taraflı bakıyorum olaya, uzun bir sürede uzaktan izliyorum. İşime yarayacağı bir noktayı tespit edersem, buna ikna olursam başlıyorum kullanmaya.

Örneğin cep telefonuna da çok zor alışmıştım, yıllarca telefonsuz gezmiş, sonra eşimin zoruyla, bir kampanya aracılığı ile vasat bir model edinmiştim kendime. Sonra o telefonu ciddi şarj problemi çıkarana kadar tepe tepe kullanmış, hatta eltimi deli etmiştim :))))

Kadıncağıza telefon ederim, alo der demez şarj biter, ben telefonu şarja takmak için koşarak bir fiş ararken o bekler, bana zaman tanır, ben telefonu açarım ve o beni arar :) Belki de eltimle aramızdaki ilişkinin pekişip, derinleşmesinde o telefonun etkisi oldu kimbilir ???? :))))

Soran olursa, "Cep telefonun var mı? Var" :))))

Sonra bir anneler gününde eşim ve kızım, bu gidişe bir dur deyip, şimdiki telefonumu aldılar sağolsunlar :)) Yok öyle kameralı, gelişmiş modellerden falan değil. Aman ben öyle alengirli modeller istemem, sadece şarjı iyi dayansın ve konuşmama aracı olsun yeter dediğim için yine vasat bir model :))))

Hatta bizim temizlik ve çay işlerine bakan bayan eşime "Neşeli Hanım' a ala ala bunumu hediye aldınız, kadının kariyeri var, bir çevresi var" demiş ve çok gülmüştüm :)))))

Neşeli Hanım teknolojiden anlamıyor, adamcağız ne yapsın :))))

Sonra bu teknolojiyi takip edeceğim desen, bütün kariyer getirisini bu alana yatırman gerek, bu da işin cabası :))

Dün akşam ısınma çalışmaları kapsamında tekrar girdim facebook' a. Bir baktım ki, bütün eş-dost orada, hatta bizim yeğenler bile. Önce bir mesaj atıp "Heyyyy gençler keyifler nasıl?" diyecektim sonra vazgeçtim. Çocuklar kendilerine ait bir dünya kurmuşlar orada, arkadaşları, eşleri, dostları var kendilerine göre. Dannn diye akrabadan birinin girmesi yakışık almaz. Ne de olsa yıllardır emek verip, ilmek ilmek ördüğüm teyze ve yenge kimliğimin var, ağır ol kızım dedim :)) ve vazgeçtim. Ama onlar birgün beni fark eder, "Eeeeee teyzoş sende mi buralara takılıyorsun, hoşgeldin" derlerse uğrayıp, hoşpeş ederim tabi o başka :) Yaşımız 35 olsa da, ruhumuz henüz 18' inde :)))

Anlayacağınız bende bir süredir facebook' tayım ama bu iş henüz beni sarmadı, yararını hissetmeden etkin kullanmam mümkün değil. O yüzden " Vayyyy Neşeli gelmişsin görmemişiz, niye ses etmiyorsun" deyip, yanlış duygulara kapılmayın. Şu an ısınma turlarındayım, aklım ve gönlümde bu işe tam ısınırsa daha etkin olacağım. "Aaaaa arkadaşım hoşgeldin, buyur gel" mesajlarına da kapalı değilim, bunu da belirteyim :)

Olayın özü, henüz bloga bile neden birşeyler çizittirdiğim konusunda kendimi ikna edememişken, üzerine facebook ağır geldi.

Ama alışacağız değil mi? Nelere alışmadık ki :))

6.11.07

Uzun saç sendromu...

Literatürde böyle bir hastalık var mı bilemiyorum ama ben Pazar günü kuaförde bu hastalığa tutulmuş insanlar gördüm :)

Kuaföre gitmeyi pek sevmem, 2-3 ayda bir ya giderim, ya gitmem. Neden bilmiyorum ama sevmiyorum. Normalde 15 dakika biryerde oturmaya alışkın olmayan ben deniz için uzun zaman oturmak gerekliliği beni etkiliyor olabilir diye düşünüyorum. Bu yüzden sürekli bakımlı kadınları taktir ediyorum. Bakımlı olmakta her baba yiğidin yapabileceği bir iş değil :)

Artık görünümüm vahim bir hal alınca ve Pazar günü biraz boş vakit bulup, yapacak daha etkin bir işim olmadığından mıdır nedir, ben kuaföre gidiyorum deyip baba, kızı yalnız bıraktım.

"Boya ve kesim olacak" dedim. Oturdum.

Nasıl keseceğiz dediler. Kısacık istiyorum deyince bana bir model kitabı uzattılar. Yok dedim böyle değil, daha kısa, kısacık !!! "Yani benim saçım gibi mi?" dedi hayretle çocuklardan biri, tam o model değil ama kısalığı öyle olabilir. Aradılar, taradılar, daha kısa saç modeli bulamadılar, hafiften de tedirgin oldular.

Ben tam olarak ne istediğimi tarif ettim ama tereddüt ettiler. Hafiften birbirlerine bakındılar. O çok kısa olmaz mı? dediler. Yok dedim olmaz, kökü nasılsa bende, uzar :)

Yok bir türlü ikna edemedim :)
Çocukcağız kesime başladı, biraz daha kısa olsun dedim, bir bana baktı, bir saça baktı :))
Kesimi biraz daha kısalttı.
Bir süre kesti, sonra durdu...
Çok kısa kesersek geri dönüşü olmaz, isterseniz biraz uzun keselim, beğenmezseniz daha kısaltırız dedi.
Yok dedim öyle kesmeye devam edin, ben aslında daha kısa istiyorum ama bu da idare eder.

İnanmaya, inanmaya, tedirgin ola ola kesti. Arada, "çok kısa olsa da önemli değil, ben kısa saçı severim, kökü bende, uzar nasılsa" diye moral vermeye çalıştım :))

Artık alıştım, hangi kuaföre gitsem ve saçımı kısacık kestirmek istiyorum desem tepki görüyorum, nedense elleri makasa gitmiyor, kesemiyorlar. Onlara da hak veriyorum aslında biz kadınların saçlarının uzunlukları konusundaki saplantıları enteresan.

Kimbilir kaç kadın, saçlarını kestirdiklerinde, 1 mm. için çok kısalttıklarını söylüyor ve kesimin üzerinden 2-3 ay geçtiği halde "aman dikkat et, çok kesme, geçen sefer çok kesmiştin" diye çocukcağızların başının etini yiyor :))) Bu kadar baskıya ben olsam bende korkak alışırdım.

Neyse kesim sonrası rahatladılar, "kısa saç size yakışıyor, haklısınız" deyip, kesimlerine bakıp incelediler :)

Gerçi o kadar teşvike rağmen saçım yine de istediğim kısalıkta olmadı ama buna da şükür. Bir sonraki gidişimde istediğim saç modelinin resmi ile gitsem iyi olacak zira uzun saç sendromuna yakalanmış bu çocukların benim istediğim saçı değil kesmeleri, hayal etmeleri bile mümkün değil :))))

5.11.07

Ebeveyn Eğitimi

Cumartesi günü bizim okulda veliler için düzenlenmiş bir seminer vardı.

Ben seminerleri severim, kitap okurken uyguladığım teknik seminerler içinde geçerlidir. Düzenlenen her seminere iki elim kanda değilse katılmayı kendime esas edindim. Hiçbir seminere %100 fayda beklentisi ile gitmem arada işime yarayabilecek minik ayrıntılar bulursam yeter derim. Zira konuşmacının elinde de sihirli değnek yok, 2-2.5 saatte onca insanın derdine derman olacak şeyleri anlatması mümkün değil.

Bu da bir nevi Polyannacılık. Beklentileriniz fazla olmayınca, memnuniyetiniz fazlalaşıyor :)) Olaya bu bağlamda bakınca her seminer insana faydalı geliyor :)

Malum cumartesi günlerimizin yoğunluğunda bu seminere vakit ayırmakta ayrı bir sanattı benim için. Zira seminer tam piyano saati ile çakışıyor ve baleninde ucunu alıp götürüyordu. Seminer var diye dersleri aksatmak olmayacağından, piyano öğretmenimizle minik bir konuşma yapıp dersi günün ilerleyen saatlerine alıp, bale içinde teyzemizden yardım istedik.

Program çerçevesinde cuma günü bale sonrası bizim kızı Teyzoşuna bıraktım. Bu bizim için aynı zamanda bir dönüm noktası oldu zira Pınar 2 Kasım 2007 Cuma akşamı ilk defa evinden ve yatağından uzakta, anne ve babasından ayrı bir gece geçirdi :)

Lafı getireceğim nokta ise şu ;

Malesef biz o koca okulun velileri olarak seminerde sadece bir avuç insandık !!!!!

Ebeveynler olarak çocuklarımızın eğitimine verdiğimiz önem tartışılmaz ama sıra kendi eğitimimize gelince acayip tutucu oluyoruz. Nedense hepimizin işi, gücü başımızdan aşkın oluyor, zaman olmuyor, tüm çarşambalar üst üste geliyor, yol uzun oluyor veya hava bozuyor !!!!!

Eğer bu seminerler hafta içi iş saatlerinde değilse bu bahanelerin hiçbirini kabul etmediğimi belirtek istiyorum. Neden mi? Gelin bahaneleri irdeliyelim;

Yol Uzak diyorsanız çocuklarımız bu yolu hergün sabah akşam tepiyor, el kadar çocuklar için uzak değilse bize niye uzak oluyor ki !!!!!

Saat erken diyorsanız çocuklarımız bundan 2 saat önce okulda olmuş ve derse girmiş vaziyette oluyorlar, 7 yaşındaki küçük hanım ve beyler hergün bu tempoya ayak uydururken biz birgün bile altından kalkamıyorsak bu işte var bir yanlışlık !!!!!

Zaman yok, bütün ayın çarşambaları bir aya geldi diyorsanız buna da var bir cevabım, evet haklısınız, artık o kadar hızlı yaşar olduk ki hergünümüz eskisinden 4-5 kat daha hızlı geçiyor ama bu seminerler bize en azından 1 hafta önc bildiriliyor. Birşeyler yapıp, bunlara vakit ayırmak gerek, her hafta bir doğum gününe koştura koştura gitmek için nasıl vakit ayırıyorsak, buna da ayırmalıyız. Çocuklarımızın yetiştirilmesi konusunda satır aralarında duyacağımız bir minik detay belki de hayatımızı kolaylaştıracak, niye bu fırsatı kaçıralım ki.

Birde bu olaya şu yönden bakın evde olsanız harala gürele ev işi yapıp, koşturacak, çocuğu toparlayıp, biran önce dışarı fırlamaya uğraşacaksınız. Bunun yerine kapıyı çarpıp çıkın, seminer öncesi okulda verilen bir fincan sıcak çay veya kahve için, 2-2.5 saat sadece oturun ve dinleyin.

Amannnn boşverin zaman dursun, seminerlere, eğitime biraz daha sıcak bakın, hem gün sonrası koşturmaca için biraz enerji depolamış olursunuz.

Ben neler mi öğrendim?

Ebeveynliğin zor zanaat olduğu, şu dönem geçsin rahatlayacaksın sözünün sadece o döneme işaret ettiği, bahsi geçen dönem sonrası yeni zor dönemler geleceği ama her dönemde çocuklarımıza kazandıracağımız güzel alışkanlıkların bir sonraki zor dönemde bize yardımcı olacağı, çocuklarımıza her zaman anlayış göstermek zorunda olduğumuz (nasıl olacaksa !!!!) gerçeğini pekiştirme şansı buldum.

Sonra mı? Bu kadar oturmak bünyeye zarar deyip, atlayıp Pınar' ı ve Teyzoşumuzu baleden alıp, piyanoya taşıdım. Pınar dersteyken ben alışveriş yaptım, eksikleri tamamladım, eve gelip evi toparladım, yemek yaptım, sonra bir kenarda kıvrılıp kalmışım !!!!!

Bir araya gelen bir ayın çarşambalarına alışmışım da, 35' inde eğitim bünyeyi sarstı :))))))

Bu yazım çeşitli sebeplerle seminerlere katılamayan anneler içindi, babalar için ise daha detaya girmek gerek zira seminerden haberi bile olmadığını iddia edecek pekçok baba olduğuna eminim !!!!!

2.11.07

TV ve ben

Nedense bu eve taşındığımızdan beri ben televizyon programlarından koptum. Bunda Dijitürk' ün sebep olduğu bol kumanda kullanma zorunluluğunun etkisi var mı bilemiyorum.

Ne o kardeşim evin içinde yüz tane kumanda !!!! Önce bir kumandayı al ve TV' yi aç, sonra onu bırak, diğer kumandayı al ve dekoderden kanal bul, sonra bir önceki kumandaya dön ve kanala göre sesi ayarla. Tamam herşeyi ayarladım derken, araya reklam giriyor zaten, sonra herşey yeniden başlıyor :)

O zaman zarfında ben evi siler süpürürüm nerede ise :))

Herşeyde bir denge olması lazım, hiçbir şeyi seyretmeyen kadın roluünde olmakta zor. Tiyatro oyunlarında kendisine ağaç rolü verilmiş çocukların ruh haline bürünüyorsunuz, tamam o sahneye, o ağaçta lazım, seninde bir önemin var ama gel de bunu yüreğine anlat :)

Aile meclisinde, arkadaşlar arasında, orada, burada bir diziden veya programdan bahis açıldığında boş bakan kadın rolünü oynuyorum. Genelde sohbetin ortasında olmaya alıştığım içinde kendimi affettirmek istercesine, ben o diziyi, programı hiç seyretmedim diyorum. Ama biliyorum buda cehalet, tamam dizileri beğenmiyor olabilirsin ama bir kanalda, bir yerlerde mutlaka güzel bir program vardır. Sadece dinliyorum.

Gerçi dinlemekte benim zaman zaman yapmam gereken ve kendimi geliştirmem gereken bir aktivite ama ne yaparsınız bünye alışmamış :))))

Sonunda bu düzene dur diyecek bir program buldum kendime !!!!

Artık benimde "Aaaaaa bugün mutlaka bunu seyretmeliyim" dediğim bir programım var.

Cuma akşamları, saat 21:15' te, TV8' de, yapımcılığını Sinan Çetin' in üstlendiği, Tolga Çevik ve Salih Kalyon' un Komedi Dükkanı.

Baleden dönüp, alelacele yemek işini hallediyor, çayımızı demliyor ve ailece televizyonun karşısında konumumuzu alıyoruz. Çocuklara çok uygun mu bilemiyorum ama Pınar' da çok seviyor bu programı, dolayısı ile bizim için aynı zamanda bir aile aktivitesi oluyor :))

Hani çocukken insanın çok istediği şeyler vardır ya, Pınar' ın şu an en çok istediği şeylerden biri de Komedi Dükkanı' na seyirci olarak katılmakmış.
Geçenlerde;

- Anne Komedi Dükkanı' na katılabilir miyiz?
- Bu da nereden çıktı şimdi Pınar ???
- Hani orada seyirciler var ya bizde gidebilir miyiz?
- Kızım o programlara öyle çat kapı gidilmez ki.
- Seyirci olarak katılmak isteyenler için bir mail adresi verdiler anne, ne olur oraya mail atalım deyince olayın nereye geldiğini anladım :)

Uzun zamandır, arka arkaya kahkaha atmamı sağlayacak ve benim ünlü gülme nöbetlerimi tetikleyecek bir program bulamamıştım. Özellikle Tolga Çevik' in mimiklerine ve doğallığına bayıldım. Bu program bana iyi geldi :)

Size de gelir mi bilmem. Belki de "Aman Neşeliiii, önere önere bunu mu önerdin !!!! " diyebilirsiniz. Sizde taktir edersiniz ki renkler ve zevkler tartışılmaması gereken iki etmen. Dijitürk' ünüz varsa biraz kumandalarla uğraşmanız gerekebilir belki ama siz yine de bir göz atın derim.

Ardı arkası gelmeyen şu dizi tufanı arasında soluklanmak ve kendinizi unutup, keyfe gelmeniz için aracı olabilir belki...

1.11.07

İzole yaşam

İzole ve sıradan yaşamları sevmiyorum. İzole yaşamak basma kalıplığı, dünyaya at gözlüğü ile bakmayı, kendi sorunların arasında kaybolup gitmeyi, kendi imkanlarının, ayrıcalıklarının farkına varmamayı, içindeki toplumu anlamamayı beraberinde getiriyor.

Geçenlerde bir arkadaşım bir siteden haberdar etti bizi, ilgilendiğin konuları yazıyorsun, o konuda çıkan tüm haberler konusunda mail adrein aracılığı ile haberdar ediliyorsun. Yok şekercim dedim, bu bana göre değil. Ben rastgele bir yerlere girmeliyim, okumalıyım, öyle olursa ben nasıl farklı şeylerden haberdar olacağım, farklı şeylerin nasıl farkına varacağım, :)

Güldüler, evet dediler sana göre değil :))))

Gerçi ben o siteyi yine markaja aldım, yine okuyorum ama spontone, bir o haber, bir bu haber gezerek, bünyeyi tembelliğe alıştırmamak gerek :)))Hergün internette girip Vatan' da okurum, Yeni Şafak' ta. Bakarım aynı olayı her iki gazete ve köşe yazarları nasıl algılamışlar, nasıl yaklaşmışlar. Farklılıklar enteresan oluyor bazen, deneyin tavsiye ederim. Bazen öyle noktalara değinilebiliyor ki, evet ya diyorsun ben olaya bu açıdan bakmamıştım. Bazende farklı görüşleri yansıtan ama insana saygıdan uzak öyle yorumlar okuyorsun ki, hayret diyorsun, ne bu şimdi, nerede insana saygı, nerede empati, dostluk !!!!! Değil tanımadığım biri, bir arkadaşım beni böyle eleştirse ben onla hala diyaloğa devam eder miyim ??????

Farklı kültürlerde insanların yaşadığı ortamlarda gezmeyi ve dolaşmayı da severim mesela. Nerede ise aynı ürünü bilmem hangi marka mağazada avuç dolusu para harcayarak almaktansa mahalle arasındaki bir dükkanda çok çok uygun fiyata bulacağımı bilmekte içimi rahatlatır. Mahalle dükkanında ödediğim rakamın çok çok altında bir fiyata bir alışveriş merkezinde görme ihtimali olduğunu da bilirim aynı zamanda :)))) IKEA' yı da severim, Akmerkez' i de, semt pazarını da, 1 milyoncuyu da :)

Hepsine giderim, hepsini gezerim, insanlara bakarım, bu aralar kendimi de ehlilleştirdim, bir mağazaya girip alışveriş yapmadan çıkabiliyorum artık :)) Sadece gözlerimi, zihnimi ve algılamalarımı çalıştırıp, hafızaya birşeyler kazıyıp çıkabiliyorum. Bugünleri de gördüm ya ölsem de gam yemem !!!!!!!

Sonra internet' i çok seviyorum, sadece arkadaşlarla sohbet için veya işimde kullandığım için değil. Araştırmama ve kendimi geliştirmeme, kızımı yetiştirirken bilgi almama, hayat felsefemi oturtmama yardım ettiği için.

İnternet, kullanmasını bilirseniz, elde ettiğiniz verileri mantık süzgecinden geçirmeyi ve arasından işinize yarayanları seçerseniz müthiş bir nimet bence. Herşeyde öyle değil mi? Amacına uygun kullanmazsanız kitap okumanız bile boş bir aktivite olabilir. Kendinize birşeyler katmadıktan sonra, sizi geliştirmedikten sonra, günde 100 kitap okumanız boşa hamallıktan ve çevrenizdekilere hava satmaktan başka ne anlama gelir ki !!!!

İzole yaşamları sevmiyorum, aklı başında mantıklı bir birey olarak pekçok şeyi görmek, okumak, olaylara farklı açılardan bakmak, insanları yaşamları ve yaşamlarındaki zorluklarla tanımak, yüzeysel yönlendirmelere kapılmadan mantığımı çalıştırmaktan hoşlanıyorum.

Varoşların ortasında duvarlarla örülmüş izole sitelerde yaşadığımız, o duvarların dışında yaşayan ve aslında komşumuz olan insanların yüzüne bile dikkat etmeden, arabamıza atlayıp siteden çıktığımız ve işimize gittiğimiz, bilmem kaç metre yükseklikteki, içinde her türlü alışveriş yapma imkanı barındıran alışveriş merkezlerinde gezdiğimiz şu günlerde en çok önem vermememiz gereken şey izole yaşamamak bence.

Farklı hayatların, farklı sorunların, farklı yaşam meşgalelerin farkına varmak ve çocuklarımızın da bunlardan haberdar olmasını sağlamak en önemli uğraşımız olmalı sanki....

Boş konuştun Neşeli diyenlerden değilseniz size bir aktivite.

Hadi mousunuza sarılın, Milli Eğitim Bakanlığının web sitesine girin, oradan "Okul Web Sayfalarına" tıklayın. Farklı farklı illerden, farklı farklı okulların web sayfalarına girin ve inceleyin. Aynı ilçedeki 2-3 okulu, aynı ilde ama farklı ilçelerdeki 2-3 okulu, farklı illerdeki 2-3 okulu, özel okulu, devlet okulunu pekçoğunu tıklayın, özellikle sınıf ve aktivite resimlerine bakın, çocuk resimlerine bakın ama "Tarafsız Olun". Doğudaki okulada bakın, batıdaki okulada, büyükşehirlerdeki bir okulada bakın, küçük bir şehir okulunada, yapılanları inceleyin, hangi okul, sitesine, ne kadar önem vermiş. Bu sörften çok şey çıkarabilirsiniz bence.

Özellikle semtinize en yakın devlet okullarının sitesine girip, durumlarını inceleyin, bakın bakalım izole mi yaşıyorsunuz ?
Sizin okulunuz olması gereken semt okulunuzun durumu nedir?
Siz bu gidişe dur demek için ne yapıyorsunuz?

Bu işin araştırma kısmı, sonra o birkaç gün o okulun önünden geçin, hatta durun binasına bakın, inceleyin, hatta okul müdüründen izin isteyin, okulunu geliştirmek isteyen bir müdür buna izin verir sanırım. Gerçi sizi müfettiş sanıp kabul etmeyebilirler veya allah allah çocuğun yok be vatandaş, sen iyi misin? diye düşünüp yaptığınıza anlam veremeyebilirler, zira yapmanızı tavsiye ettiğim şey sanırım pek sıklıkla karşılaştıkları bir durum değildir :) Hatta terör, merör korkusuna sizi kabul etmezlerse onlara kızmayın ama yılmayın da. Eş, dost, akrabadan sorun soruşturun, bu okula giden çocukların velileri varsa çevrenizde onlardan öğrenin, okulun ne eksiği varmış, nelere ihtiyacı varmış.

Ev hanımıysanız, emekliyseniz işiniz daha kolay, en azından zaman kısıtı daha az...

Bunun sonucunda ben bu okul ve bu çocuklar için ne yapabilirimi sorgulamak size kalmış, ona karışmam ama biraz olsun düşünürseniz hiçte fena olmaz...

En basitinden kütüphanelerine şöyle renkli, okumaya değer, çocukları, "hadi gel ve beni oku" diye çağıran birkaç kitap hediye edebilirsiniz. Aman ansiklopedi olmasın, internet yaygınlaşalı beri okul kütüphaneleri ansiklopediden geçilmiyor.

Ya da biraz daha büyük düşünüp, mahalleliyi , eşi dostu seferber eder, daha büyük katkılar sağlarsınız. Hatta konu komşuyla altın günü yerine kitap günü yapabilirsiniz ??????

Durumdan vazife çıkarmasanız da, haberlerden haberdar olursunuz ??????