31.12.07
Sabah sabah gelen mail
Sayın "Okul Annelerimiz"!
Size nasıl teşekkür edebileceğimizi bilemiyoruz.
Sizin gayretleriniz karşısında duygulanıyor ve hala sizin gibi insanların bulunduğuna şahit oldukça gelecek adına ümitleniyoruz. Tübitak Kitapları geldi o kadar güzeller ki benim bile hala karşılaşmadığım güzellikteki kitaplar.
O kadar güzeller ki...
Size sonsuz teşekkürler; öğrencilerim, öğretmenlerim, velilerim ve köylülerim adına...
İyi çalışmalar...
****************************
Biraz önce kardeş okulumuzun müdüründen aldığım bu mail acayip iyi geldi :)
2 sene önce bir gazetede yayınlanan kampanya aracılığı ile tanıştığımız kardeş köy okulumuza her sene elimiz erdiğince destek olmaya çalışıyoruz.
2007-2008 eğitim yılında hiçbir zaman desteğini esirgemeyen yuva arkadaşlarım, destek vermek isteyen üniversite arkadaşlarım, üniversiteye giden yeğenimin arkadaşları ve geliştirdiğim minik projeye onay veren partonumuz sayesinde kimsenin cebini acıtmayacak minicik katkılarla el ele verdik. Okula bir projeksiyon cihazı, Günışığı Yayınlarının kitaplarının yarısını, her sınıfa yönelik 1 set Matematik Gezegeni kitabı ve öğretmenlerin derslerde eğitim materyali olarak kullanabilecekleri Tübitak Yayınlarının Bilim Kitaplarını bağışladık.
Bu eğitim dönemine ait son iki projemiz ise çocuklara yönelik Bilim Çocuk, National Geographic, Kağıt vs türü periyordik yayınların bir yıllık aboneliği ve yine çocuklara yönelik evde artık kullanılmayan konumda bulunan eğitim, çizgi film ve film CD' lerinin bağışlanması olacak. Madem projeksiyon cihazı bağışladık, bunu kullanılabilir hale getirmek gerekir değil mi???
Düşünsenize evimizde kullanmadığımız ne çok eğitim materyali, oyuncak var. Bunları tekbir çocuğa verip, bir çocuğun yararlanmasını sağlamak mı güzel, yoksa aynı okulda bulunan 50-60 çocuğun yararlanması mı daha faydalı ????
Geçim telaşı, o, bu derdinden kimsenin, bir okula tek başına milyarlarca lira destek olmasını beklemek boş hayal olur ama cümbir cemaat bir araya gelip yılda 50 YTL veya 100 YTL. lik bütçelerle 3-5 yıl içinde okullara eğitsel materyal anlamında destek olmamıza kim engel olabilir ki !!!!!!!
2008-2009 senesi için ise dünya ve Türkiye atlasları, deney materyalleri bağışlamak konusunda pekçok şey uçuşuyor kafamda ama destekçileri bunaltmadan, sakin sakin yapmak lazım bu yardımları. Sakin ol Neşeliiiii, sakin ollll :))))))))))
Biz büyük şehirde yaşayan insanlar için gayet sıradan olan kitaplar, dergiler ve materyaller köy okullarındaki öğretmenler için çok önemli ve farklı kaynaklar olabiliyor. Para dahi toplasalar, böyle farklı kaynaklar olduğunu bilmiyor olabilirler. Kimbilir çocuklarla ne kadar eğlenceli işleyecekler konuları ?
Ben okullarda çocuklara yönelik olarak yapılan ayakkabı, mont, giysi yardımlarını sevmiyorum ve kesinlikle onaylamıyorum. Çocuğun ayağındaki ayakkabının, montun sorumluluğu ailesine ait olmalı. Bu tür bağışlar ihtiyaç sahiplerine muhtar veya yerel yönetimler tarafından yapılıp, organize edilmeli. Okul yardımı direk okula yapılmalı, okulu zenginleştirmeye yönelik olmalı. Okula değişik değişik kitaplar, eğitim materyalleri bağışlanmalı.
Çocuk seve seve, koşa koşa gelmeli okula !!!!!! Öğretmen ayakkabısı olmayan çocuğu sıcacık kaloriferin yanına oturtarak yardımcı olmaya çalışmalı ama ders boyunca ona o kadar farklı şeyler gösterebilmeli ki, o çocuk ertesi gün yeni şeyler öğrenmek adına yine aynı şevkle orada olmalı. Bahçede veya tarlada edinemeyeceği bilgileri öğrenmeli okulda, eve gidince öğrendiklerini anne ve babasına aktarmalı, babası bizim çocuk büyük adam olacak deyip, çocuğunu okula itmeli.
Kısacası okulların içi eğitim materyali adına dolu olmalı.
Bu tür destekler velilerin eğitime katkısını arttıracak, insanları, müdürlerine ve öğretmenlerine destek olmaya sevk edecektir diye düşünüyorum. Bizim okulumuzun öyle bir müdürü varki, uğraştı, didindi, çeşit çeşit kitaplar getirtti okulumuza, çocuklar dersleri perde gibi birşeyden işliyorlar demeye başladılar mı tamam, artık müdürleri ne istese destek olmaya başlarlar, öl dese ölürler gibi geliyor bana.
İyi ki kardeş okulumuzun müdürü bundan 2 sene önce kütüphane kurulması konusunda bir gazeteye yazı yazmış, başvuruda bulunmuş. Akıtamıyoruz ama damlatıyoruz. İyi ki amannnn boşver dememiş, bence çaba gösteren okul müdürleri ve öğretmenlerini desteklemeliyiz, akıtmasakta damlatmalıyız !!!!!!
Geçenlerde bir radyoda duymuştum. Bir okul, öğretmenleri ve müdürüyle bulunduğu bölgeyi kapı kapı gezmiş ve bağış toplamışlar. Toplanan bağışlarla okullarındaki her sınıfa bilgisayar ve projeksiyon cihazı almışlar. Bravo dedim içimden, düşünmüşler, taşınmışlar, çalışıp, çabalamışlar.
Bizim köy okulunun şu anda bahçesini düzenlemeye başlamışlar. Aslında iyi bir bütçe bulsam, şu sahil şeridine konan spor aletlerinde alıp yerleştirsek bahçelerine, bir köşeye de bahçe satrancı koysak çocuklar için, yanında birde satranç kitabı hediye etsek. Birkaç ağaç ve çiçekle bahçe düzenlenmesi yapılsa. Bu konu üzerine de düşünüp, araştırmaya başladım çoktan ama bu proje beni aşar sanırım, neyse hayal etmek, yapmanın yarısıdır, belki bir çözüm yolu bulunur elbet.
Sabah sabah canım sıkkın, keyfim yoktu. İyi geldi bu mail, çalışmak, üretmek, vatana millete hayırlı olmak lazım.
Kapadokya anıları yine ertelendi, neyse :))))
2008' den tek dileğim kendim, sevdiklerim, arkadaşlarım, dostlarım için sağlık ve afiyet. Bunlar olduktan sonra çalışır, çabalar, zengin ve mutlu oluruz nasılsa :)
Yeterki sağlık olsun, afiyet olsun.
Parayla, pulla derman bulunmayan tekşey sağlık ve afiyet, insan bir o noktada kilitlenip kalıyor :(
Yeni yılda görüşmek üzere :))
28.12.07
Memleketi tanımak, adım adım gezmek görmek !!!!!!
Geçen Çarşamba pek çoğumuz için olduğu gibi bizim içinde klasik olan tatile çıkma saatinde yani sabaha karşı 05:00 sularında yola koyulduk. Hedef “Güzel Atlar Diyarı” olarak adlandırılan Kapadokya’ ya gitmek, o peri bacası senin, bu peri bacası benim gezerken bedeni paralamak ama yoğunluktan, yaşamdan, harala güreleden bunalan, daralan zihinleri dinlendirmek, deşarj etmekti. Ekip kalabalıktı, cümbür cemaat, elti eltiye, kardeş kardeşe, yanımızda 4 güzel kız ile birlikte yola koyulduk :): ) Herkesin bir akranı vardı : ))))))))
Biz aile olarak yola koyulup,” tek hedef otelimiz” tarzında hareket eden, bir an önce kendini otele atmaya çabalayan tipler değiliz. Bizim için tatil otel odasına varınca değil, evimizin kapısından çıkıp, arabaya binince başlar. Yanımıza bilimum gezi kitabı, harita, fotoğraf makinasını alır, etrafa baka baka, gördüğümüz her mola yerinde dura kalka, yenebilecek değişik ne varsa yiye, içe yolumuza devam ederiz.
Tam olarak emin değilim ama yanılmıyorsam bu hoparlör son 1 hatadır sarsıntıları ile gündemde olan Bala veya Bala’ ya çok yakın bir yerleşim yerinin hoparlörü !!!!!! Kırşehir’ de yemek molası için durduğumuzda Selçuklu döneminin izlerini taşıyan, farklı mimarisi olan çok güzel bir cami gördük ama zaten gecikmiş olduğumuz için uğrayamadık. Sonradan rehberimize sorduğumuzda bu caminin bir medrese olduğunu öğrendik. O dönemlerde daha hiçbir uygarlık uzaya merak sarmamışken bu medresede gökbilimle, uzayla uğraşılırmış !!!!! Medresenin tepesinde, her biri farklı bir yıldıza bakan camları varmış.
Biz gidemedik ama Güzel Atlar Diyarına gider ve bizim gibi yolunuzu şaşırır Kırşehir’ den geçerseniz, tam merkezdeki bu camiyi gezin ve bize de anlatın anacım : )
Her türlü riski göze alıp internetten bulduğumuz ve rezervasyon yaptırdığımız otelimizin, aslının aynı, ev özeninde, otantik tarzda düzenlenmiş bir butik otel olduğunu gördükten sonra iyice rahatlayıp, kendimizi dinlenmenin kollarına bıraktık.
Yazı uzadıkça uzadı, yol deyip geçmemek lazım, baya bir malzeme toplamışız.
Çay ve ihtiyaç molası zamanı :)
27.12.07
Yazmak gerek
Ama iyileşme süreci gerektiren hastalıklar veya ölümler karşısında elim kolum bağlı kalıyor. Birtek bu ikisi ile karşılaştığımda bocalıyorum, sendeliyorum.
Çünkü yapabileceklerim sınırlı !!! Sabredip, beklemekten veya acının korlaşması için zaman tanımaktan başka yapabilecek birşey olmaması tabiatıma aykırı. Huzursuz ve en önemlisi mutsuz oluyorum :((
Her zaman neşeli olmayı becerebilen bendeniz için "Neşeli" olanlar bile sinir bozucu olabiliyor bu anlarda :(
Yok bu ruh halinden sıyrılmak, raydan çıkan treni tekrar yoluna oturtmak lazım. Yazmak gerek.
Evet, evet, yazmak iyi gelecek.....
Bu akşam çayımı alıp, Güzel Atlar Ülkesini yazmalıyım.....
Her derde derman olan bir fincan çay eşliğinde bu ruh halinden kurtulmalıyım....
Ucunu bir bulsam, gerisi çorap söküğü gibi dökülecek..........
Sanırım yazmak iyi gelecek ???????????
24.12.07
Üzgünüm
Taaa ki dün akşam yeğenimin en yakın arkadaşlarından birinin bir trafik kazası sonucu hayatını kaybettiğini öğrenene kadar :(((((
Gencecik, henüz hayatının baharında, 20' li yaşlarına yeni başlamış bir genç çocuk. Direksiyon başında evine giderken virajı alamayıp, bir ağaca çarpıyor. Kemeri takılı olmadığı için başını bir yere vuruyor, hastaneye gidene kadar kendini bilir vaziyette ama iç kanama sebebi ile kaybediliyor.
:((((((((((((((((((((
Bir lastik parçası ile hayata tutunabilecekken, bu şansı elinin tersi ile itiyor :(((((
Yok ben keşkeli kayıpları sevmiyorum, sanırım sevemeyeceğim de.....
Şu anda bu konu tatil anılarından daha önemli, paylaşımı daha gerekli sanırım.....
Lütfen emniyet kemerinizi takın ve çocuklarınıza da taktırın.
Öfleye, pöfleyede olsa arka koltukta emniyet kemeri takmaları, 20' li yaşlarda ön koltuğa, direksiyon başına geçtiklerinde işlerine yarıyacak.
Ağaç yaşken eğiliyor !!!!!!!!!!!!
Lütfen ama lütfen sesime kulak verin ve çocuklarınıza emniyet kemeri takma alışkanlığı kazandırın. Bu okulda, öğretmenlerle kazandırılacak bir alışkanlık değil, direk biz ebeveynlerin sorumluluğu.
Yöntem size kalmış, isterseniz onlara bu yazıyı okutup, gencecik bir abinin yaşayamadıklarını anlatın, isterseniz haberlerin başına geçip hergün yaşanan kazalardan birini irdeleyin. Kemerini takmadan arabayı hareket ettirmeyin veya kemerini çıkardığında hemen sağa geçip durun, kemerini takmadığı taktirde bir santim bile gitmeyeceğinizi bildirin, bildirmekle kalmayın uygulayın. Alt tarafı gideceğiniz bir yere 10-15 dakika geç kalırsınız.
Ya kazanımlarınız ???????????
Bu onlar için ağızlarına tıkıştıracağımız 3-5 lokmadan, öğreteceğimiz dört işlem ve ABC' den daha bile önemli olabilir.
Bırakın ABC' yi öğretmenleri öğretsin !!!!!
18.12.07
Çocuklar gibi şen
Bugün hızlı ve yoğun birgündü.
Amannnn olsun :))))
İş çoktu, nefes alamadım.
Sağlık olsunnnnn :)))))))
Geçen bayramı akraba, eş, dost ile ve dinlenerek geçirmiştik, şimdi sıra gezmede, bünyeyi paralarken, şarj olmuş zihni deşarj etmede :))
Yaniiiii kendimize hava değişimi verdik.
Değmeyin keyfime :)
Bakalım nerelere gideceğiz, neler görüp, öğreneceğiz ?????
Hepinize iyi bayramlar, iyi tatiller :)))
Beni özleyin anacımmmmmm :)))))))))))))))))))
17.12.07
Başlangıçlar
Yeni bir yaşın, yeni bir yılın, yeni bir okulun başlangıç günlerine çok önem verir. Çocuk olarak işin parti, kutlama ve hediye kısımlarını da seviyor ama yıllar sonra o başlangıçta aldığı hediyeler değil, yaşadıkları aklında kalıyor :)
2006 yılbaşına nerede ise tuvalette yakalanması hiç aklından silinmedi mesela. Üzerinden nerede ise 2 sene geçmesine rağmen hala durur durur "anne 2006 yılına nasıl da tuvalette girecektim, son anda kurtuldum değil mi?" der durur :)
Bir haftadır da okulda yapılacak 2008 Yılbaşı partisi gündemde. Acayip mutlu ve heyecanlı, arkadaşlarından geçen sene yapılanlar hakkında bilgi toplamış, hatta geçen hafta bir arkadaşı partiyi o gün zannedip kostüm getirdiği için baya bir mutsuz olmuş. "Tüh ben parti gününü kaçırdım, giyecek falan getirmedim" diye üzülmüş. "Arkadaşımı elinde kostüm ile görünce içim bir kötü oldu anne, sanki içim dalgalandı :)" diye anlattı bana ama arkadaşının erkenci davrandığını öğrenince rahatlamış.
"Eeeeee panik olup ağladın mı?" peki dedim huyunu bildiğim için. Yok ağlamamış, kendini tutmuş :) "İyi ki de ağlamamışım, yoksa boşu boşuna ağlamış olacaktım" dedi :))
Sürekli yılbaşı partisinden bahsederken ekliyor. "Biliyor musun anne? Üstelik yılbaşı partisi olacağı gün, derste yapacak mışız."
Hafta sonu komşuma gidip kahve molası verdiğimizde, komşu ablanın yılbaşı planlarımızı sorması üzerine bizim kız başladı anlatmaya. "Yılbaşında bizim okulda parti olacak ama o gün derste yapacağız" deyince anladım ki, 2008 Pınar' ın aklında yılbaşı partisi olduğu gün ders yaptıkları özel bir gün olarak kalacak ve birkaç senede bunu dinleyip duracağız.
Çocukcağız daha önceki okulda büyük sınıflara gezi var, küçüklere ve gelmeyenlere okul tatil, geziye gittik, erken geldik, ders yapmıyoruz alın çocukları okul tatillere o kadar çok alışmış ki, parti yapıldığı gün, ders yapılması enteresan geldi !!!!!!!
Hem çalışıp, hem eğlenmek kavramı kızımı resmen büyüledi :))))
Birkez daha ikna oldum, her yaşanmışlık insana bir deneyim ve bir farkındalık katıyor. Kızım, diğer okulu ve bu okulu arasındaki farkları yaşayarak kavrayıp, anlayabiliyor. İnsan oğlunun yaşadığı her anı bir eğitim fırsatı olarak görmesi ve bundan faydalanması gerekiyor.
Sonra düşündümde bizler kar yağdı kar tatili ve 9 günlük bayram tatili kuşaklarıyız. Gezerken bile tüketen ve üretimden nasibini almamış bir nesil olmamızın sebebi bu olabilir mi?????
Pınar sayesinde anladım ki, ulusça, çocuklara verdiğimiz gizli mesajlar konusunda biraz daha dikkatli olmamız gerek. Çalışkan olun demekle çalışkan olunmuyor, çocuklara çalışma vakti deliler gibi çalışma gerekliliği, dinlenme zamanı paşalar gibi dinlenme tarzını ancak uygulama ile öğretebiliriz. Yani biz büyüklere çok iş düşüyor :)))))
14.12.07
Deneyimler
Artık bir nevi ek iş olarak gördüğüm kalite denetimlerinden bana kalan en önemli "+" değer, denetimleri bile fırsata dönüştürme yeteneğidir.
İlk denetimlerde isterdim ki hiç hata olmasın, herkes tetikte olsun ve mükemmeli yapsın :))) Denetim öncesi herkese dikkat etmeleri gereken hususları aktarmaya çalışırdım :))))))
1-2 denetim sonra öğrendim ki, bunun hiçbir faydası yok, benim hep dikkatlerini çekmeye uğraştığım konulardan birşeyler çıkıyor ve aynı kişiler, yine aynı noktalarda takılıp kalıyorlar. Hemen taktik değiştirdim ve denetimlerde denetçilerle, denetlenenleri bir arada bırakmaya başladım. İşte o noktadan sonra acayip rahatladım, zira denetlenenler bu işin kendi sorumlulukları olduğunu algılamaya başladılar, sadece denetim zamanında değil her an işlerini düzgün ve düzenli yapma telaşına düştükleri için benim kimsenin peşinden koşmam gerekmedi !!!!!!!!!!
Bu öğrendiklerim, kızımı yetiştirirkende çok işime yaradı :))
Aynı taktiği ona da uygularım hep, yanlış birşey yaptığında veya yapmak istediğinde neden yapmaması gerektiğini izah eder, sebeplerini açıkça, onun anlayabileceği şekilde açıklarım. Sonuna da eklerim, "Pınarcığım durum bu ama nasıl davranacağına sen karar ver, şimdi istediğini yapabilirsin".
Geçen gün arkadaşının yanında yaptığı birşey konusunda söylediklerimden sonra, arkadaşına döndü ve "annem bunu hep yapar" dedi.
Hep yapıyorum çünkü herkes hareketlerinin sonucunu önceden düşünüp ona göre davranma sorumluluğunu edinmelidir. Gerçi soğuk havada çıplak ayak dolaşma, mont giymeme vb. inatlarda hastalanınca veya çok gürültü yapıp komşu ile beni yüz yüze bırakınca benim başımda da patlayan kabaklar oluyor ama ne yaparsın anne olmanın cilvelerinden biride bu sanırım.
Aman benim başım ağrımasın diye çocuğun öğrenme fırsatını engellemek istemiyorum :)
Bu sabah itibari ile basında yazılanları okuyunca içim daraldı, sıkıldım. Annelerin çocuklarına uyguladıkları şekilde dayatmalar var her yazarın kaleminde. Hepsi ben haklıyım, beni dinleyin diyor. Ama sanırım Türkiye' m halkının uygulayıp, sonuçlarını görmeye ihtiyacı var, belki bu olanları bir öğrenme fırsatı haline dönüştürürsek, 20-30 yıl sonra adam olur, çocuklarımız ve geleceğimize eğilebiliriz. Pek umudum yok ama neyse :(
Aslında bir süredir haber maber okumuyordum, galiba bir süre daha okumasam iyi olacakmış....
11.12.07
Ne öneriyorum ?????
Sizi de anlıyorum, bakış açınız güzel ama bence yöntem yanlış !!!!
Ben olsam ne yapardım' a gelince :)
Bugün materyali eksik gelen çocuktan başlayalım,
1. Mümkünse faaliyetlerde kullanacağım materyalleri evde bulunabilecek ürünlerden seçerdim, böyle seçersem çocukların kendi kendine bile o ürünleri bulması mümkün olurdu :) Hatta birkaç gün önceden çocuklara duyurur, ellerine çeteleler verir, getirdikleri materyalleri bir kenara toplamalarına yardımcı olurdum. Böylece proje öncesi ön hazırlık yapmaya alışmış olurlardı :)))
2. Evde bulunamayacak materyaller istiyorsam, getiremeyecek çocuklar olacağını mutlaka düşünür, aynı malzemeden değil ama onun yerine tutabilecek başka bir alternatif bulundururdum :)
3. Getirmeyen çocukların durumuna bakardım. Getirmeyenlere "aaaaa keşke unutmasaydınız, ne yapacağız şimdi" diye sorar, sonra biraz düşünür, burnumu kaşır, saçlarımı karıştırır, o ürünün tam olarak yerini tutmayacak ama muadili olacak alternatiflerimi çıkarır ve böylece çocuklara problemlerle karşılaştıklarında çözüm yolları bulabilme yetisi kazandırmak için bir şans yaratırdım. Onları çalışmalara dahil eder ama çalışma sonunda mutlaka eklerdim. "Çocuklar sizin çalışmanızda çok güzel oldu ama keşke şu materyali getirmeyi unutmasaydınız, o zaman daha da güzel olacaktı !!!!!!" diye olayın püf noktasını unutmamalarını sağlardım. Düşünsenize sınıfta 15 çocuğunki aynı tarzda, bir veya ikisininki farklı ve aynı işlevi görmüyor !!!!!! Çocuk bunu içine sindirmeye çalışırken, o öğrencimin unutkanlık hanesine bir çentik atardım :))
4. Başka bir çalışmada aynı olayı tekrarlayan çocuklar olursa yine bir çözüm yolu bulur ama bu sefer alternatif materyal bulmada biraz zorlandırdım, hatta işin içine onu da katardım !!!!! Zar zor bulduğum alternatifi kullanır, ikinci unutkanlık çentiğini atarken, bu işin beni ne kadar zor durumda bıraktığını ve unutkanlıkları sebebi ile zorlandığımı, olayın tekrarı halinde onlara yardımcı olamayacağımı şiddetle vurgulardım.
5. Üçüncü tekrarda muhtemelen küçük hanım ve beylerin eksiklerini kapatmak için çaba göstermezdim. Kendi kendilerine alternatif bulanlar, arkadaşları ile iyi ilişkiler kurup ödünç malzeme alanlar varsa sezarın hakkını sezar' a verir ve buyrun katılın derdim, çocuklar en azından problem çözme tekniğini öğrenmişler :)) Çözüm bulamayanlara ise yapılacak birşey yok sanırım ????
El insaf yani Neşeli' nin de sabrı bir yere kadar !!!!!!!
Bu kadar problem çözme tekniği alıştırması yetmedi mi ?
Ben çocukların kendilerine tanınan şansları çok iyi yorumlayabildiklerini ve adaletli davranışları iyi algıladıklarını düşünürüm hep :)))
Ama olurda beni annelerine şikayet edecek çocuklar olur diye, anneleri ile burun buruna kalma ihtimalini de dikkate alır, zırhımı takınır, unutkanlık çentikleri listemi yanıma alır, ufaklık konusunda yapılabilecekleri düşünür, alt alta yazar ve bir yol haritası hazırlamaya, çözüm önerileri sunmaya hazır ve de nazır beklerdim :))
Anneleri gelmeyen çocuklarsa konunun önemini anlamış, eksiklerini bilen ve aslında düzeltmeye çalışan çocuklardır :))) Bu durumda yol gösterici öğretmen olarak benim annelerini çağırıp, neler yapabileceğimizi konuşmam gerekir :)
Bence faaliyet için evden malzeme getirme yöntemi en azından 6 yaşından itibaren olan çocuklara uygulanmalı. Mimişler ellerini kollarını sallaya sallaya, mutlu mesut yanıma gelsinler yeter, zaten sıcacık yuvalarını, annelerini veya teyzelerini bırakıp gelmişler, yetmez mi ??? :)))))
Yok, yokkk ben iyi ki öğretmen olmamışım !!!!!!
Figen' in dediği gibi biz bu nesilde yetişen çocukların durumunu bir görelim, ondan sonra yöntem değişikliği yaparız. Belki de doğru olan budur, Neşeli' nin iyimser politikası nasıl çocuklar yetiştirirdi tahmin etmek bile mümkün değil !!!!!!!!!!!!!
:))))))
Kalıplaşmış İnsanlar
Biz ebeveynler, öğretim kurumları ve öğretmenler el ele vermişiz çocuklarımızdan kalıplaşmış insanlar çıkarma telaşındayız !!!!!
El kadar çocuklara yuvalarda harala gürele binlerce faaliyet yaptırıp, bunları velilere gösterip, bakın çocuğunuz bunu yaptı diye sahte mutluluklar yaratmaya uğraşıyoruz. Aklımızca çocuklar ne kadar çok şey yaparlarsa, o kadar çok şey öğrenecekler sanıyoruz, ne kadar çok koşarlarsa, o kadar donanımlı olacaklar !!!! 4 yaşındaki yavruları bilgisayardan, bedene, müzikten, yabancı dile, sokup duruyoruz, koşturuyoruzda koşturuyoruz. Faaliyet için malzeme getirmeyenlere hemen sorumluluk dersi vermek istiyoruz.
Bak malzemeni getirmemişsin, annenin çalışıyor olması, bunu unutmuş olması, bu evde olur mu acaba diye düşünmeden istediğimiz hangi abuk malzemenin evde olmamasının tüm sorumlusu sensin, 4 veya 5 yaşında olmanın ehemmiyeti yok, annene veya babana hatırlatacak ve bunları derleyip, toplayıp geleceksin. Getirmemişsin, otur köşede sorumluluklarını, annenin peşinde koşmayı, bu malzemeyi buldurmayı, bulmuyorsa ağlayıp aldırmayı, almıyorsa çıngar çıkarıp, gerekirse dayak yiyip yatmayı öğren ama sen sen ol sakın okula malzemesiz gelme !!!!!!!
Yıllar önce bir arkadaşımdan duyduğum ve bir okulda uygulanan sorumluluk öğretme yöntemi ise beni resmen deli etmişti, hala aklıma gelince sinir olurum. Yöntem mi?
Okul öncesine giden çocuklara eve götürülmek üzere çiğ yumurtalar veriliyor, çocuk bu çiğ yumurtaları kazasız belasız eve götürür, akşam muhafaza eder ve ertesi gün kırmadan okula getirirse sorumluluklarını yerine getirmiş oluyormuş !!!!!!!!!!
Bakar mısınız, el kadar çocukların sürüklendiği gerginliğe, yawww ben bugüne bugün 36 :))) yaşındaki kadın, marketten yumurta alınca geriliyorum.
Kardeşim ben bu çocuğu yuvaya mutlu olsun diye gönderiyorum, abuk subuk yöntemlerle gerilsin, üzülsün, başarısızlık duygusu aşılansın diye göndermiyorum ki. Hem mutlu edip, hemde birşeyler öğretebiliyorsanız, helal olsun size, alın eti de sizin olsun kemiği de, yok olmaz diyorsanız benimde sizinle işim olmaz, ben marketten aldığım kendi yumurtamı çocuğuma zaten taşıtabilirim, size niye bir avuç dolusu para vereyim ????
Sakin olun kardeşim, öğrenmek zaman işi, bir öğretim yılı tatilleri çıkarsa 200-225 gün, bugün üğretmede, 1 ay sonra öğret, yumuşak geçiş yap !!!!!!
Yine de haksızlık etmeyeyim !!!!!!! Acaba annem beni bu okulun mantığına göre 6 yaşında çiğ yumurta taşıma konusunda eğitse, bu kadar gerilmez ve bugün market dönüşü rahat edermiydim diye de düşünmüyor değilim :))))
İlköğretime başlayınca da durum aynı hassasiyette devam ediyor !!!!!!
İstiyoruz ki bizim çocuğumuz diğerlerinden daha önce okumayı çözsün, hadi erken çözemedi bari en sonuncudan önce olsun, en sonuncu olmasın !!!!!
Bu bir mantık olayı değil mi esasen ????? Eğer ortamda birden fazla çocuk varsa, bir ilk ve son olacak mutlaka, seninki olmasın, benimki olmasın, kiminki olacak o zaman ?????? Siz kolaysa buna cevap verin bakalım !!!!
Dersi pür dikkat dinlesin, hiç kaşı, gözü oynamasın, ağzı hiç açılmasın, arkadaşı ile uğraşmasın, konuşmasın, dersin bütünlüğünü bozmasın :)))))
Bütün çocuklar bunu yapsa, öğretmene ne gerek var sorusu kimsenin aklına gelmiyor, enteresannnnn !!!!!!
Derste put gibi otursun, hareketli olmasın, tenefüslerde koşmasın, bak, bak, bakkkk!!!! Duygusal olmasın, herşeye ağlamasın, çekingen olmasın, herşeye atlasın, ilk günden kendini öğretmenlerine, arkadaşlarına göstersin, başarılı olsun, çevresindeki büyükler onu tanımaya hiç uğraşmasın, hep o yapsın, o etsin !!!!!!
Mümkünse 7 yaşında 3 dil bilsin, hatta bilmekle de kalmasın mükemmel konuşsun, onu yapsın, bunu etsin, evde, okulda, sınıfta sakin olsun, az konuşsun, az çizgi film seyretsin, belki de hiç seyretmesin !!!!!!!!!!
Ayyyy yoruldum vallhi :))))
Parkta sadece sallansın, kaysın !!!!! Kaydırağa tersten tırmanmasın, tırmanma zıngıltılarının en üstüne çıkmasın !!!!!!!!
Biz istiyoruz ki çocuklarımız ideale yakın büyüsün.
Gelecekte ekip çalışmasına önem veren ama içeriğinde ekip çalışmasından eser bulundurmayan, 3 dil bilinmezse eleman almayan, stresli ve esnek çalışma saatleri konusunda direten ama personelini gece yarılarına kadar çalıştıran ve çocuğunun ders yapışını izleme şansı bile vermeyen, denetimler, satış ve pazarlama eğitimleri veya müşteri yemekleri sebebi ile değil çocuğunu yılda bir okuldan almaya gitmek, veli toplantısında dahi katılamayan, çok çalışmanın ve paranın peşinde koşup çocuğunun büyüdüğünü fark etmeyen insanlar topluluğu çalıştıran, plazalarda konuşlanmış şirketler için eleman yetiştirme telaşındayız :(((((
Yazıkki çocuklarımızın çocuk gibi olmasına izin vermeyen, onları tanımayan, özelliklerini yorumlayamayan yetişkinler topluluğuna dönmeye başladık.
Evet kabul şartlar ağır, hayat zor ama çocukların 7-8 yaşlarında bu zorluklarla bu kadar yüz yüze gelmesi gerekmiyor ki, şartları bu kadar sert tanımalarının anlamı var mı ??????
Öğretmenleri bilmem ama ebeveynlere çok iş düşüyor. Ebeyevnlik diretme, doğru olanı zorla kabul ettirme sanatı değil kanımca :(
Bence ebeveynlik çocuklara doğruları deneyerek yaşama şansı vermek, çocukların doğaları, karakterleri ile oynamadan, zaman içinde içlerine sindire sindire iyi ve doğruya yönlendirmektir. Hareket etmelerine, ağlamalarına, çekingen olmalarına, konuşmalarına müdahale etmeden, yaşam alanlarına fazlaca girmeden....
Aksi taktirde bizler arkamızı döndüğümüzde veya yanlız kaldıklarında yine kendi bildiklerini yapmaya devam edeceklerdir.
Beni en çok korkutanda kızımın yalnız kaldığı zamanlarda rotasını nereye çevireceği ????????
Bütün çabam ben olmadığında doğruları yapmasını sağlamak, bu da ancak yanındayken daha az müdahale etmekle oluyor galiba !!!!!!!
Birden geçen sene kızlarla gittiğimiz aktivite geldi aklıma :))))))Yuva arkadaşlarından biri ile her ders öyle azıtmıştık ve öyle eğlenmiştik ki anlatamam, hala öyle bir aktivite bulsam, zaman maman demem, kızlarla katılırım. Sadece gırgırına, eğlencesine, şamatasına :))))))
Demek bizim hoca bir veli toplantısı yapsa, benim velime, muhtemelen eşime, sizin bu eşiniz varya, çok hareketli, çok konuşuyor, arkadaşlarının dikkatini dağıtıyor, bunda hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı var derdi :)))))
Aaaaaaa gerçek olabilir mi acaba ???? Eğlenmesine eğleniyordum da acaba gerçekten sorunlu olabilir miyim ????
Amaninnnn annelogummmmm ben normal miyim ????
Şu içinde bulunduğumuz dönemde en zor olan çocuk olmak galiba :))))
10.12.07
Yolun yarısı
Nedense bu doğum günümde kendimi bir yaş daha almış, yaşlanmış hissetmedim !!!!!! Dünü, yaşadığım diğer 35 doğum günümden çok daha mutlu, huzurlu ve kendimle barışık karşıladım.
Geride bıraktığım ilk yarının özetlerini izlediğimde keskin başarılar yok aslında ama keskin başarısızlıklarda olmaması sevindirici geliyor bana. Öyle yada böyle mevcut imkanlarla değerlendirildiğinde olabilecek en iyi şekilde değerlendirilmiş bir 35 yıl bırakmışım geride.
Çok göz kamaştıracak veya özenilecek büyük başarılar yok hayatımda ama girdiğim her işi kendi çapımda, en iyi şekilde halletmiş olmanın sevinci var, geride bilerek kırdığım kimse olmaması sevindirici, mükemmel değil belki ama iyi bir iş, iyi bir eş, bir güzeller güzeli küçük hanım, komşularım, arkadaşlarım, sevdiğim akrabalarım var hayatımda.....
Sanırım beni mutlu edende bu denge hali, evet kendimce güzel bir denge kurmuşum geçen 35 yılda ve bu denge bana yetiyor ....
İşkolik, eşkolik, evkolik ve size öyle gelmesede :) çocukkolik değilim, sürekli öğrenip, farklı şeyler kaydediyorum yaşam haneme :)
Kızlar cumartesi günü kendileri gibi çok zarif hediyeler verdiler bana. Ölsemde kendi kendime asla alamayacağım ama aldığımda da müthiş sevineceğim güzellikte hediyeler :))))
Kızım kitap okumayı seviyorum diye, oldukça komik dilde yazılmış, biz annelerin haklı olduğu ama komik şekilde çocuklarımıza kabul ettirmeye çalıştığımız şeyleri içeren "Meğer Annem Haklıymış" kitabını hediye etti. Dün yalayıp yuttum kitabı, bence okumalısınız !!!!!!
Eşimde beni unutmamış, pastası ve hediyesi ile geldi Cumartesi günü, birbirimizden habersiz eve doluşturduğumuz pastalarla, annem, görümcelerim, bacanaklar ve yeğenlerle her on yıla bir pasta üfleme şerefine nail oldum !!!!! Kızımın "iyiki doğdun anne" çığlıkları bir ömre bedeldi :))))
Dün sabah, bir önceki gece Kanada' dan gelen yeğenimin güzel sesi ile karşılaşıp "iyi ki doğdun teyzoş" sözlerini duymak, ablamın, annemin, üniversite arkadaşımın ve Antalya' dan yuva arkadaşımın doğum günümü kutlayan güzel seslerini işitmek , sabah sabah bizim personellerden birinin gönderdiği doğüum günü mesajını almak sevindiriciydi :))))))
Hele güzeller güzeli komşu oğluşumuzun annesinin kabanlarına sarılıp, elinde hediyesini tuta tuta "doğum günümü kutlaması" ve bana sıcacık sarılması anlatılmazdı :))))))
Komşumun, ikinci 35 yılımda bol bereket temennileri içeren hediyesi ise süper yerindeydi :)))))))))
Evet denge ve belki kimilerine küçük ve önemsiz gelecek ama benim içimi ısıtan güzel deneyimlerle kapadım ilk yarıyı, hayata 4-0 veya 5-0 lık rekor imzalar atmadım ama 0-8 yenik de değilim.
İkinci 35 yıl mı?????
Hiçbir planım yok açıkçası !!!!!!!
İlk 35 yılda olduğu gibi spontene olarak, içimden geldiği gibi, bir sürü şeye burnumu sokup, öğrenme ve sevdiğim insanlarla paylaşma şansı yaratarak, önüme çıkan engellere, olacak böyle şeyler normaldir diyerek ve panik olmadan çözümler bulmaya çalışarak geçireceğim sanırım. Benden daha iyi konumlarda olanlar olduğunu bileceğim ama dünyadaki pekçok insandan daha iyi konumda olduğumu, ayrıcalıklı olduğumu unutmadan yaşayacağım.
Tek dileğim ikinci yarıyı sağlıklı bir şekilde tamamlayabilmek. Uzatmaları oynayabilir miyim bilmiyorum ama pekde ümitsiz olmadığımı belirteyim, zira 80' ninde ve hatta 90' nında da yapabileceğim çok güzel şeyler olduğuna eminim !!!!!!!!!!!!!!!
İyi ki doğmuşum :))))))
6.12.07
Günün en güzel saati !!!!!!
Hatta işlerden fırsat bulursam birazcıkta erken gitmeye çalışıyorum. 5 dakika bile yetiyor. Panolara, duvarlara ne asılmış, onlara bakıyorum, çocukların yaptığı çalışmaları inceliyorum. Yok sadece kızımın çalışmalarına değil, karşılaştırma yapmak için sadece kızımın sınıfına değil, tüm çocukların, tüm sınıfların çalışmalarına bakıyorum.
Bazen arada öyle farklı resimler, öyle faklı yazılar, öyle farklı şiirler oluyor ki şaşarsınız. Bazıları o kadar içten, o kadar komik ve samimi yazıyorlar ki gülüyorum, komik geldiği için değil, içten ve samimi oldukları için. Çocukların çalışmalarını analiz etmeyi seviyorum. Sadece çalışmalarını değil, hareketlerini, bakışlarını da incelemekten hoşlanıyorum.
Bugün yine gidip konumumu aldığımda Pınar' ın sevdiği arkadaşlarından biri geldi yanıma, halimi hatırımı sordu, bugün yanağını bir yere çarpmış, revire gitmiş, giderken bir daha gel demişler, oraya gidiyormuş :)
Dur bakayım dedim ne olmuş, ufak bir çarpma. Önemli değil dedim ama sen yine de ihmal etme :)
Revire gitti koşa koşa, sonra yine aynı hızda servise koşarken hızla önümden geçti, döndü ve uzaktan bana el sallayıp, hoşçakalın dedi :)
Bende aynı şekilde cevap verdim :)
Sonra yine Pınar' ın sınıfından iki kız arkadaşı gelip önümde durdular ve benimle sohbete başladılar. Gayet içten, gayet samimi, ne yaptıklarını anlattılar bana, ders sonrası kütüphaneye gidip kitap okumuşlar birlikte. Dün birinin doğum günüydü, kusura bakma dedim doğum günün geçti ama ben seni henüz görebildim, iyiki doğdun :))))
Şaşırdı !!!!! Önemli değilmiş, teşekkür etti. Hoşçakalın deyip, hızla servise yöneldiler.
Sonra el sallaya sallaya, koşa koşa kızım geldi. Bende onu kocaman kocaman kollarla el sallayarak karşıladım :))))))
Bugün çok güzel bir çalışma yapmışlar, direk anlatmaya koyuldu. Gerçekten öyle güzel birşeyki bende onlarla olup aynı çalışmada bulunmak isterdim :)
Kızımla yürürken, yuva arkadaşımız oğluşun servisi gidiyordu, tam servis hareket ederken gördü bizi, camdan bize el sallayan elini hayal meyal görüp, bizde ona el salladık. Sonrada dönüş alıp yanımızdan geçen servisin camından el sallaştık :))))))
Yaaaa bence birgün üşenmeyin, çocuğunuzun veya yeğeninizin okuluna onu almaya gidin, çocukları izleyin, cidden çok zevkli. Ama sakın müdahale etmeyin, gözünüzün önünde çantasını veya montunu yerde sürüye sürüye götürse bile müdahale etmeyin, uyarmayın, gülen gözlerle bakınca onlar ne olduğunu anlayıp, biraz ilerde kendilerine çeki düzen veriyorlar :)
Unutmadan ekleyeyim, fark ettim ki çıkışta en önemli endişeleri servisi kaçırmak, servisin yanına kapağı attıktan sonra rahatlıyorlar :)))))))))
5.12.07
Matematik Günlüğünden
4.12.07
Bay Majör' le oku, dinle, eğlen, öğren
Üzeri jelatinle kaplı, karıştıramadığım, şöyle sayfalarına bakamadığım kitapları almayı hiç sevmem. Sonuç itibari ile para veriyorum, kitap dediğin evirip, çevirmeden, içeriğinde ne var diye bakılmadan alınmaz ki !!!! Sonra insan sevmediği kitaplarla karşılaşınca okuma hevesi kaçıyor, o yüzden kitap almak önemli bir iş benim için, bakmadan alamam.
Bu durumda bu tür korunan kitapları !!!!!! bir yerlerde inceleme şansı bulursam veya bir arkadaşım tavsiye ederse alabiliyorum.

Kasım ayında bir arkadaşım Pınar' a getirmiş bu kitabı. Sanki içimden geçenleri okumuş gibi :))))
Kitap Bay Majör' ün anlattığı öyküler aracılığı ile klasik müzik bestelcilerinin hayatını anlatıyor.
CD' yi takıyorsunuz, kitabı elinize alıp başlıyorsunuz kitaptan takip etmeye, arada hikaye kesiliyor bestecilerin ünlü eserleri giriyor devreye. Pınar bu kısımlarda hemen kitabını bir kenara bırakıp dans etmeye başlıyor, sonra hikaye başlayınca tekrar kitabının başına geçiyor, takibe koyuluyor :))
Bu hafta sonu Aralık ayı kitap harcamamız kapsamında, 4 serilik kitabın ikincisi, Beethoven' ı aldık.

Beethoven çok sert görünüşlü bir adammış ama
gerçekte göründüğü kadar sert değilmiş. Fakat malesef hiçbir kadın bu yetenekli adamı sevmemiş. Hayret dedim kendi kendime biz kadın milletinin değerlendirmesi farklıdır zaten, peşimizden koşanların kıymetini bilmez ama bizimle alakası olmayan insanların peşinden koşarız.
Hoş adamcağız belki biri ile evlense bütün yaratıcılığı kaybolurdu o da ayrı mesele :) Hanımın dırdırı, çocuğun viyaklamasi, dersi, okul problemi !!!!! Her işte bir hayır vardır. İlerleyen yıllarda duymamaya başlaması ise derin bir trajedi tabi :(
Yokluklar, çekilen dertler, trajediler sanatçıları daha mı üretici kılıyor acaba ????
Ocak ve Şubat ayı kapsamında Bach ve Vialdi ile tanışacak bizim kız. Aralık ayında Beethoven' ı iyice bir sindirelim de :)
Bu kitapları size iki açıdan tavsiye ediyorum.
1. Bu kitaplar sayesinde çocukların kulağı klasik müziğe alışacak ve ünlü bestecilerin hayat hikayesini eğlenceli bir şekilde öğrenebilecekler,
2. Öğretmen olan eltimden öğrendiğim kadarı ile hikayeyi dinlerken aynı zamanda gözle takip etmeleri çocukların okuma hızlarını arttırıcı bir etmenmiş. Dolayısı ile özellikle 1 ve 2. sınıfa devam eden çocuklar için güzel bir okuma aktivitesi olacaktır.
Benden tanıtması, son kararı vermek size kalmış :)
Unutmadan seri 6 -11 yaş arası çocuklar için ama içi hala çocuk olan bizlerinde okumasında kim engel olabilir ki :)))))))))))
3.12.07
Doğum gününden satır araları
Cuma günü anne yarın arkadaşımın doğum gününe katılamayacağım için doğum gününü bugünden kutlayıp, arkadaşımı öptüm, keşke gidebilseydik deyince, madem istiyorsun şartlar uygun olursa doğum gününe gitmeye çalışırız demiştim.
Genelde doğum günü saatleri bale ile çakıştığından koştur, koştur olup, partinin ortasından başlamayı sevmiyorum. Nedense Pınar animasyonlu partilerden pek hoşlanmıyor. Buna ek olarak bütün çocuklar birbirine ısınmışken, ortadan başlamak Pınar' ı zorlayıp, hırpalayabiliyor ama kendisi katılmak istediğinde bu kuralı bir kenara koymayı tercih ediyorum.
Sabah piyano yolundayken hediye almamı kolaşlaştırması açısından arkadaşının hoşlandığı şeyleri anlattı bana. En sevdiği renk pembeymiş, çünkü giydiği pekçok şeyi pembe oluyormuş, ikizi ile aynı şeyleri, aynı renk ürünleri kullanmıyorlarmış, arkadaşı cicili, bicili, süslü şeylerden hoşlanıyormuş :))))
O piyanodayken bende hediye işini organize ettim, balenin ardından atlayıp doğum günü mekanına yollandık.
Oldukça güzel bir mekanda, oldukça kalabalık bir grup içinde yerimizi aldık. Buram buram kalite kokan ve dolayısı ile anladığım kadarı ile önemli paralar sarf edilen bir organizasyondu :)
Günümüz doğum günlerinin vazgeçilmezi sihirbazlık gösterilerinin ortasında koltuklarımıza yerleştik. Sihirbaz gösterisini, animasyon ekibinin eğlenceleri takip etti, sonra havada asılı, içinde hediye olan zıngıltı bir sopa yardımı ile patlatıldı, içindeki oyuncaklar yerlere saçıldı, çocuklar oyuncakları kapıştı, yemek molasının ardından tekrar oyunlara dönüldü, çeşitli şekillerdeki balon şişirme aktivitesine geçildi. Biz anneler ağzımız kulaklarımızda bir yandan tıkınıp, sohbet ederken, göz ucuyla da çocuklarımızı izledik, masaya getirdikleri ganimetlere ve balonlara sahip çıktık :)
Şimdi içinizden, yaw Neşeli biz bunları biliyoruz, her cumartesi, her doğum gününde yaşadığımız şeyler bunlar, sende ayda yılda bir doğum gününe gidip, yaza yaza bunu mu yazdın diyorsunuz değil mi? Sabredin bakın lafı nereye getireceğim !!!!!!
Kızımın duygusallığı resmi olarak tescillendikten sonra (ki nasıl tescillendiğini önümüzdeki günlerde sizinle paylaşacağım) onun olaylara tepkisine bakış açım değişmeye başladı. İşte bugünkü yazımın çıkış noktası da bu oldu ????
Pınar arkadaşı ile birlikte olma hevesi ile geldiği bu doğum gününde hiç mutlu olmadı :( Hatta arada arkasını kalabalığa dönüp minik minik göz yaşını sildiği anlar olduğunu yakaladım ama uzaktan baktım ve hiç müdahale etmedim !!!!
Önceden olsa ağlamasına kızar, madem buraya gelmek istedin niye ağlıyorsun diye çocuğu birde ben haşlardım !!!!!! Cumartesi günü ağladığı noktalara baktım ve çocuğa hak verdim. Tavanda asılı hediye kutusu (onun bir adı varda ben bilemiyorum bu arada cahilliğimin kusuruna bakmayın :))) patlatıldığında ortalığa saçılan oyuncaklardan alamadı. Zira birşey beklerken ve alırken sıraya girmeye o kadar alışmış ki :)))) ona sıra gelene kadar arkadan gelip öne geçen çocuklar birer, ikişer o minik şeyleri kapıp gittiler, benim kızımın eli boş kaldı :)
Sonra balon şişirme esnasında balon şişiren abinin önünde kalan son 3 çocuk olana kadar sabırla bekledi !!!! Abinin tam önünde olmasına ve gözünün içine bakmasına rağmen, abi sonradan gelip "abi bana da bana da" diyen pekçok çocuğa ikinci, üçüncü balonunu şişirip verdi ama nedense benimkini görmedi, hemde tam önünde, balon almak için gözlerinin içine bakarken !!!!! Bu kadar darbeye dayanamayan duygusal kızımda muslukları daha fazla tutamadı ve başladı ağmalaya :) O noktada bu aralar sıkı fıkı olmaya başladıkları cici bir arkadaşı kızımın imdadına yetişip abiden balon istedide sevindirik oldu yavrucak :)))))
Gözünde pırıltı gördüğüm tek an ise doğum gününden ayrılırken arkadaşının annesinin verdiği maket şeklinde hediyeyi aldığı andı. Gözleri öyle bir parıldadı ki anlatamam. Arkadaşının annesi de bu duruma şaşırdı, kadıncağız Pınar' ın gözlerindeki parıltıyı ve inanamamazlığı görünce bu çocuğa hiçbir şey alınmıyor galiba diye düşünmüş olabilir gibi geldi bana :)))))
O ana kadar doğum günlerine sık gitmediğimiz için Pınar' ın ortama adapte olmakta zorluk çektiğini düşünmüştüm ama arkadaşına hoşçakal derken malesef doğum günü çocuğununda partinin gözdesi olmasına, animatör abilerin her oyunda onu ön plana almasına ve zaman zaman torpil geçmesine rağmen mutlu olmadığını, gözlerinin parlamadığını gördüm, birbirlerine şöyle isteksizce durdular, hadi sarılın birbirinizi öpün uyarısından sonra birbirlerine şöyle bir sarılıp ayrıldılar. Doğum günü olduğu için günlerdir heyecanlanan küçük hanımda, arkadaşının doğum gününe gitmek için sabırsızlanan kızımda mutlu olmadılar bu doğum gününde :(
Sabah baya bir konuşup, tartışıp, ip uçları yönünde aldığımız hediyemizi veremeden doğum gününden ayrıldık.
Sonra arabada Pınar' la bu kadar isteyerek geldiği halde bu doğum gününde neden mutlu olamadığını konuştuk ?????
Pınar animatörlü doğum günlerini sevmiyormuş, o abi veya ablalar onları hep koşturuyorlarmış,ağız tadı ile bir oyun oynayamıyorlarmış, halbuki onların oynattıkları oyunları Pınar ve arkadaşları kendi kendilerine de oynayabilirlermiş zaten. Sonra oyun sırasında ikide bir doğum günü çocuklarını ön plana alıp, onlara kazandırıyorlarmış, diğer çocuklar sıraya girmişken, en arkadaki doğum günü çocuğunu öne getirmenin alemi varmıymış !!!!!!!! Malesef böyle doğum günlerinde ağız tadı ile oynayamıyormuş :))))) En sevdiği doğum günü Eylül ayında gittiğimiz yuva arkadaşının doğum günüymüş.
Sonra o doğum gününü düşündüm ve kafamdaki soru işaretlerinin cevabını buldum :)))
O doğum gününde ortalıkta dolaşıp, oyunlarda doğum günü çocuklarına göstere göstere torpil geçen, onlara ne oynayacaklarını söyleyen animatör abi ve ablalar yoktu, biz bale sebebi ile biraz geç kaldığımız için sonlara kalmıştık. Kalabalık güruh evlerine gitmek için kalktığından çocuk sayısı azalmış ve Pınar' da arkadaşları ve doğum günü çocuğu ile içinden geldiği gibi güzel güzel oynamıştı :) Yani duygusal kuşum arkadaşları ile kontrol olmadan, içlerinden geldiği gibi oynamıştı :))))
Biz anneler, pekçok şeyde olduğu gibi bu doğum günlerini de yanlış yorumlamaya, öküz altında buzağı arayarak farklı anlamlar yüklemeye ve duygusuz ve paylaşımsız ortamlar yaratmaya başladık :(
Hani anne ve babalar, çocuklarının nişan ve düğün törenlerinde "amanın ayıp olmasın, o akrabayı unutmayalım, amanın şunu da çağıralım" diye, çocukların ömründe görmediği eş ve dostu düğüne çağırır ve olayı güruh haline getirir ya, doğum günlerini de o hale getirdik.
Her çocuk için değil ama bazı çocuklar için bu kalabalık doğum günlerine paylaşım olmadan, güruh halinde katılmanın hiçbir anlamı yok.
Son dönem doğum günlerinde doğum günlerinin olmazsa olmazı hediye vermece adeti bile kaldırıldı. O kişi için özene bezene aldığınız hediyeler bile parti ortamına gelir gelmez birileri tarafından elinizden alınıyor ve bir sürü paket yığını haline geliyor, anneler bunun içinde bir yöntem bulmuşlar, paketin içine kart konuyor veya üstüne isim yazılıyor. Ama bu kartlar veya paket üstüne yazılan bu isimler ne kadar anlamlı oluyor ?????
Bir hediyeyi arkadaşının elinden alıp, teşekkür etmek, hediye alan çocuk açısından arkadaşının gözlerinde o hediyenin beğenilip beğenilmediğini görmek kadar tatminkar olabilir mi ? Böyle duygu olmadan verilen hediyelerin anlamı olabilir mi? Çocuk bu hediyelerein kıymetini bilebilir mi?
Bence doğum günleri organizasyonunu yaparken çocuklarımıza sormamız gerek, sen nasıl bir doğum günü organizasyonu istiyorsun, hangi arkadaşlarını çağıralım, arada bak bu arkadaşında vardı, onu da çağırmak istermisin gibi minik hatırlatmalarla onlara yardımcı olup, çocukların bu özel gününde en çok bir arada bulunmak isteyecekleri arkadaşlarını davet etmeli ve onca emeğin, çabanın mutlu çocuk yüzleri ile sonlandırmasını sağlamalıyız.
Doğum günü onlar için gerçekten çok ama çok özel bir an. Bu günü hayal ettikleri kadar güzel geçirmeliler bence. Sanırım bugünde ihtiyaçları olan, o an için bir arada olmak istedikleri arkadaşları ile büyüklerin kumandasında olmadan birşeyler paylaşmak. Zaten zavallımlar okulda öğretmen kontrolünde, hafta sonu kursta, akşam ders ve yatma telaşındalar, bari arkadaşları ile bir arada oldukları doğum günlerinde özgür olsunlar :(
En azından benim kızım ve cumartesi günü doğum günü kutlayan küçük hanım için öyleydi sanırım. Galiba o minik hanımda mantıksal değil, duygusal bir çocuktu..
Bu arada o büyük organizasyonda helak olan doğum günü annesinin de çocuğunun gözünde bir pırıltı görmediği için hayal kırıklığı yaşadığına ve onca emeğine rağmen kızını tatminsizlik ile suçlayıp, için için üzüldüğüne eminim ama çocuklarla ilgili organizasyonlarda duygu ve paylaşım önemli sanırım. Bunu onutmazsak emeklerimizin boşa gitmeyeceğine eminim.
Çocuklar için paylaşım, oyuncak, hediye, üflenen pastadan daha da önemli. Laf aramızda benim için bile öyle :))) Bu hala çocuk gibi olmamdan kaynaklanıyor olabilir mi ????
Unutmadan beni okuyan arkadaş, eş ve dosta duyurulur. Lütfen çocuklarınıza Pınar' ı doğum gününde görmek isteyip istemediğini, onunla bir arada olmaktan hoşlanıp hoşlanmayacağını sorun, istemiyorlarsa biz bunu anlayışla karşılayabiliriz. O sene değil ama ondan 5 sene sonra daha iyi arkadaş olma ihtimalleri olduğunu biliyorum :) Ben sabırlıyımdır, beklerim :))
Animasyonsuz ortamlar tercihimizdir. Ben çocukların ikide bir, anne, teyze diye tacizlerinden hiç ama hiç şikayetçi değilim. Koltuğumda oturup, tıkınarak çocukların o hengamelerini seyretmektense, onlarla oynamak ve ilgilenmekten daha fazla zevk alabilirim :)) Ama yok animasyon ekibi olmadan olmaz diyorsanız, en azından doğum günü çocuğuna göstere göstere torpil yapılmazsa sevinirim :))))
Önümüzdeki hafta gideceğimiz yuva arkadaşının doğum gününü hatırlatıp, istersen gitmeyebiliriz şeklinde uyarım karşısında "ama anne o arkadaşımın doğum gününde deney yapacağız, mutlaka gidelim" deyince rahatladım. Zira 2 veya 2.5 saat bile olsa kızımın mutsuz olduğu ortamlarda olmak beni huzursuz ediyor :(
Aslına bu yaptığımızda Facebook çılgınlığı değil mi? Çocuklarımızın çevresindeki arkadaşlarının kalitesi ile arkadaş sayısının fazlalığı aynı şey değil. Onlar 20-25 kişilik güruh arasında anlaşacağı kimse bulamazken, 3-5 kişilik grup içinde daha mutlu, huzurlu olabilir, duygusal anlamda daha fazla tatmin olabilirler.
Dün kızım sayesinde facebook' u a neden alışamadığımı buldum :)
Ben arada "Alooooo Neşeli nerdesin sesin soluğun çıkmıyor yaw" diye soracak, benim aslında ne demek istediğimi anlayacak, derdi olduğunda yada bir soru olduğunda beni yanında görmek isteyecek, birşey öğrendiğinde ya bak bunu Neşeli' ye de anlatayım, onun da işine yarayabilir" diyecek arkadaşlar istiyorum, kuru kalabalıkla işim yok :)



