Zaman su gibi akıp giderken, bayram tatilimizin üzerinden 1 hafta geçmiş !!!!!
Geçen Çarşamba pek çoğumuz için olduğu gibi bizim içinde klasik olan tatile çıkma saatinde yani sabaha karşı 05:00 sularında yola koyulduk. Hedef “Güzel Atlar Diyarı” olarak adlandırılan Kapadokya’ ya gitmek, o peri bacası senin, bu peri bacası benim gezerken bedeni paralamak ama yoğunluktan, yaşamdan, harala güreleden bunalan, daralan zihinleri dinlendirmek, deşarj etmekti. Ekip kalabalıktı, cümbür cemaat, elti eltiye, kardeş kardeşe, yanımızda 4 güzel kız ile birlikte yola koyulduk :): ) Herkesin bir akranı vardı : ))))))))
Biz aile olarak yola koyulup,” tek hedef otelimiz” tarzında hareket eden, bir an önce kendini otele atmaya çabalayan tipler değiliz. Bizim için tatil otel odasına varınca değil, evimizin kapısından çıkıp, arabaya binince başlar. Yanımıza bilimum gezi kitabı, harita, fotoğraf makinasını alır, etrafa baka baka, gördüğümüz her mola yerinde dura kalka, yenebilecek değişik ne varsa yiye, içe yolumuza devam ederiz.
Kapadokya yolculuğuda böyle başladı. İki araba halinde düştüğümüz yolda, gördüğümüz her mola yerinde durduk, durduğumuz her mola yerinde yedik, içtik, 4 güzel kızı 2 farklı aracın arka koltuğuna, kaç farklı 2’ li kombinasyonda oturtacağımızı bulmaya çalışarak bolbol resim çektik : )))))
Gölbaşı’ na varana kadar herşey yolundayken, bu aşamadan sonra sapılabilecek en sapa yola sapıp, kendimizi en uzun mesafeyi tepmeye mahkum ettik : )) Aksaray üzerinden çok daha kısa sürede Nevşehir’ e ulaşmak varken, biz yolu takribi 3-4 saat uzattık !!!!!!
Eeeee hani haritanız vardı diyeceksiniz değil mi ? Haritaya bakmakta disiplin istiyor, hem Pinhani dinle, hem resim çek derdine düşünce haritaya bakma işini aksatmış olamaz mıyız ???????? Amannnn tatildeyiz zaten, birazda hovardalık yapalım. Sapa yollara sapıp, spontone yaşayalım.
Yolun bozukluğundan buranın iki şehir arasındaki merkezi yol olmadığını anlamamız geç olmadı tabi ama başa gelen çekilir deyip yola devam ettik, önce Türkiye’ nin ikinci uzun nehri olan Kızılırmak üzerinden geçtik, geçerkende güzel ağaçların ardından Kızılırmak’ ı resmetmeyi ihmal etmedik.
Dağı, taşı, otu çekerken geçtiğimiz bir yerleşim yerindeki şu belediye hoparlörüde kusur kalmasın deyip, bastık dijital’ in düğmesine : )
Tam olarak emin değilim ama yanılmıyorsam bu hoparlör son 1 hatadır sarsıntıları ile gündemde olan Bala veya Bala’ ya çok yakın bir yerleşim yerinin hoparlörü !!!!!! Depremden nerede ise 24 saat önce yanlış bir yola sapmak sureti ile yollarını arşınladığımız Bala’ lılar, bayram öncesi arefe günü telaşına düşmüş, alışveriş için sokaklara dökülmüşlerdi. Karnımız fena halde acıkmış olmasına rağmen, kalabalıkta durmayı göze alamamış ve yemeği Kırşehir civarında yemeğe karar vermiştik.
Yolda asılı afişler sayesinde Bala’ lıların en önemli sorunlarının Ankara Kırşehir yolunun yaptırılması olduğuna kanaat getirdik.
Bir haftadır sallanan Bala hakkında her haber duyduğumda dikkat kesilip, kulak kabartıyorum. Halbuki memleketimin pekçok yerinde deprem olduğunda olur diyordum, “ah, vah” edip rutin hayata dönüyordum. Şimdi haberlerle daha çok ilgileniyorum, zira tesadüf eseri de olsa oradan geçtim, o insanların bayram telaşına şahit oldum, yol problemlerini bölgenin en problemleri olarak gördüklerini algıladım, kısacası empati kurmak için sebep buldum !!!!!
Bala bizim için uzaktaki bir yerleşim yeri değil artık. Bizim Bala, hani şu arefe günü merkezinden geçtiğimiz Bala.
Bugün internetten, yaşadıkları deprem sonrasında devlet büyüklerinin ve muhalefet liderlerinin Bala’ ya gittiklerini okuyunca sevindim. Bala’ lılar daha iyi bir yol geçsin, insanlar bu yolları kullansın diye uğraşıp, afişlerle seslerini duyurmaya çalışırken, sevimsizde olsa deprem imdatlarına yetişmiş olabilir diye düşündüm. Bu hengamede Bala’ lıları anlayıp, empati kuracak birileri çıkar mı çıkar !!!!!
Kırşehir’ de yemek molası için durduğumuzda Selçuklu döneminin izlerini taşıyan, farklı mimarisi olan çok güzel bir cami gördük ama zaten gecikmiş olduğumuz için uğrayamadık. Sonradan rehberimize sorduğumuzda bu caminin bir medrese olduğunu öğrendik. O dönemlerde daha hiçbir uygarlık uzaya merak sarmamışken bu medresede gökbilimle, uzayla uğraşılırmış !!!!! Medresenin tepesinde, her biri farklı bir yıldıza bakan camları varmış.
Biz gidemedik ama Güzel Atlar Diyarına gider ve bizim gibi yolunuzu şaşırır Kırşehir’ den geçerseniz, tam merkezdeki bu camiyi gezin ve bize de anlatın anacım : )
Yemek sonrası yolumuza devam edip, bu sefer Hacıbektaş’ ta mola verdik ve Hacı Bektaşı Veli’ yi ziyaret ettik. Hava öyle soğuktu ki Hacı Bektaşı Veli’ nin mekanını gezerken resmen takırdadık. Benim en çok ilgimi çeken ise Hacı Bektaşı Veli’ nin görüşlerinin sıralandığı şu tablo oldu. Her devirde kadınların okutulması önerilirken, hala bu konuda inat edenler olması enteresan değil mi?
Boşuna “sabreden derviş, muradına ermiş” dememişler. Uzun muzun da olsa bizim yolda Güzel Atlar Diyarı Kapadokya’ ya çıktı sonunda :)
Her türlü riski göze alıp internetten bulduğumuz ve rezervasyon yaptırdığımız otelimizin, aslının aynı, ev özeninde, otantik tarzda düzenlenmiş bir butik otel olduğunu gördükten sonra iyice rahatlayıp, kendimizi dinlenmenin kollarına bıraktık.
Yazı uzadıkça uzadı, yol deyip geçmemek lazım, baya bir malzeme toplamışız.
Çay ve ihtiyaç molası zamanı :)




1 yorum:
Bizde Allah kısmet ederse 19Mayısta kapadokya da olacağız :))) Kaldığınız otelden memnun kaldıysanız bana ismini mailime atabilir misin, el altında bulunması fena olmaz.
Resimler çok iyi :)
Yorum Gönder