9.11.07

Bir karton koli ve kitap dostluğu

Pınar' ın en çok sevdiği iş kesmek, kırpmak, yapıştırmak...

İlk başlarda kırpıntı oluyor, etraf dağılıyor diye düşünür, için için sinirlenirdim...

Artık kendimi aştım, yaptıklarını gayet olgunlukla karşılıyor, hatta evde oldukça önemli bir yer işgal etmesine izin veriyorum. Çünkü biliyorum ki kırptıkça, kestikçe, yapıştırdıkça daha yaratıcı olabiliyor ve ortaya güzel şeyler çıkarabiliyor.

Herkes Pınar' ın bu yönünü öğrendiği için buldukları malzemeyi alıp geliyor :) Benimki de oyuncak alınmış gibi seviniyor :))

Geçenlerde fuara katılan şirket personelimizden biri Pınar' a 2 ad. karton koli getirmiş, hani şu IKEA' da satılan kolilerden ama kapakları almayı unutmuş !!!! Bizimki acayip sevindi tabi, gözleri parladı :)

Önce kapakları yok, ben bunları ne yapacağım dedi. Ardından hemen işe koyuldu, kolileri bir tarafları açık kalacak şekilde katladı, açık kalan taraflardan birbirine yapıştırdı, fabrikadan bulduğu yuvarlak, tekerlek benzeri kartonlardan tekerlekler yaptı kolilerine, kolinin tutma kısımlarından birine de kurdele bağladı, içine kartondan bir direksiyon ve birde minik merdiven kesip yapıştırdı. Sonrada eve gidene kadar zevk içinde sözde otobüsünü bir oraya bir buraya taşıdı :)

Şimdi bu koca nesne evde, zaman zaman oynuyor, içine oyuncaklarını
doldurup oradan oraya sürüklüyor.














İyice iştahını alıp yeni çalışmalara geçince bu koliler bilgisi dahilinde sökülüp, tarafımdan asıl amacı için kullanılmaya başlanacak ama şimdilik elleşmiyor ve otobüs olarak kullanımına izin veriyoruz :)

Kabul, evde çok yer tutması sinir bozucu ama kendimize hakim oluyoruz :)))

Pınar' ın atık olmaktan kurtarıp, günlük hayata kazandırdığı son malzeme ise şu Nesquik Kutusu.















Geçenlerde 2' si bir arada indirimli aldığımız cornflakes kutusunu atmadan önce Pınar' a "bu kutu işine yarar mı? Yoksa atacağım" diye sormuştum :)

Ne akla hizmetse !!!!! Tabiki kullanır, sakız kutularını bile atmayan çocuğa böyle birşey sorulur mu ?

:))))))))

Benimki "yaparım, yaparım, sakın atma" diye atladı.

Akşam yatağa giderken kolisini aldı, gereklilikleri yerine getirip, yatağına uzandı, kolisini kitap okuma masası yaptı, okuma lambasını üzerine taktı, masayı dizlerine oturdup, ışıkları kapattı ve başladı Karaböcü Hoşgeldin' i okumaya.















Bu arada Karaböcü kitapları Günışığı Kitaplığının seri halinde çıkardığı kitaplardan. Pınar Karaböcü Hoşgeldin' i çok sevmiş, kitabı iki günde yalayıp yuttu, çok değişik bir kitapmış, mevcut kitapları sıfırlayınca bu serinin diğer kitaplarını da alıp okumalıymış.

Okuma kutusunun ortamı güzelleştirme baabından bu olaya bir katkısı oldu mu bilmem ama bu kitabı biryerlerde bulursanız küçük hanım ve beylerin bu kitabı incelemesini tavsiye ederim :)

8.11.07

Gökkuşağı ve sığırcıklar

Dün kızımı okuldan almaya gittiğimde bir yandan güneş, bir yandan yağmur vardı. Okul oldukça ağaçlık bir okul olduğundan mıdır bilmem, işime yakın olmasına rağmen bizim buralarda yağmur yağmazken, orada şakır şakır yağmur yağıyor. Ben arabamı okuldan biraz uzağa park edip, az da olsa yürümeyi tercih ediyorum. Hiç olmazsa işten çıkıp, ağaçlık, açık havada geçireceğim 3-5 dakikalık kaçamağı doya doya, içime temiz havayı çeke çeke, o güzelim yağmurda ıslana, ıslana geçirmek istiyorum.

Minicik bir kaçamak işte, anlamı var mı? Bilmemmmm ....

Pınar'la arabamıza giderken öyle güzel bir gökkuşağı gördüm ki, anlatamam. Pınar' a sevinç içinde gösterdim gökkuşağını, pek sevindik anne kız, hemen ikinci ayağı tespit ettik, öyle net, öyle parlak renklerdeydi ki, ruhuma iyi geldi :)

Bu sabah okul yolunda, sabahın köründe de, müthiş bir sığırcık kümesi gördük gökyüzünde. O kadar büyük, o kadar çoktular ki ve o çokluğa rağmen öyle uyumlu hareket edip, uçuyorlardı ki, minik bir çığlık atıp, gösterdim bizimkilere :)

Ben diyeyip, 300, siz deyin 500 sığırcık, bir oraya, bir buraya uçtular, elipsler, bulutlar oluşturdular gökyüzünde. Sonra iki ayrı gruba ayrılıp, gösterilerine farklı istikametlerde devam etmeyi tercih ettiler :)

Fabrikasyon yaşamımın içinde böyle küçük detaylar görmek içimi hareketlendiriyor resmen.

Emekliliğimiz geldiğinde, Pınar' ımız kendi başının çaresine bakar hale geldiğinde burlarda durmamak, sakin bir yerlere kaçıp sığınmak, sakin yaşamak şart !!!!!!

Güzel ama yorucu bu şehirde, harala gürele yaşama gerekliliği yoruyor insanı :(

İç kararttım değil mi? Yok birde iyi haber, 1-2 saate kalmaz yarım günlük bir hovardalığa çıkıyorum. Bugün yuva arkadaşım 8 bayanla, bir evde, çay eşliğinde müthiş bir sohbetin içine düşmeye hazırlanıyorum :))))

Bu kaçamak beni 2-3 ay idare eder. Şurada 2016' ya ne kaldı ki :)

Şimdi işlerimi toparlamalıyım.

Unutmadan Tatargüzeli yazımın bundan sonrası senin için;
Çekirdekleri paketleyip Kamil Koç' a veriyorsun. Kolinin üzerine Mavi Kuş, Fethiye diye not düşüyorsun. Bizim koliyi bugün veya engeç hafta sonu Kamil Koç' a bırakacağım. Detaylar konusunda http://www.asortikkrep.blogspot.com/ dan Asortik' e danışabilirsin.

Geç oldu ama kusura bakma :)

Kalın sağlıcakla :)))))

7.11.07

Face' im book' um :)

Geçenlerde age35 davet etmiş sağolsun, o zaman üye olmaya çalıştım, oldum mu olamadım mı anlamadım :)

Sonra üniversiteden bir arkadaşım davet edince ve bizim üniversite grubu bende girdim, bende girdim diye mailler atınca hadi kızım dedi sende bir gir bak. Bir hafta kadar önce üye oldum, bazı arkadaşların taleplerini kabul ettim falan ama beni sarmadı bu iş nedense ????

İtiraf etmeye utanıyorum ama ben teknolojik şeylere hemen atlayan bir tip değilim :(((

Aaaa şu da çıkmış hadi bundan da alayım, buna da gireyim diyemiyorum. Aksine "aaaaa o da neymiş, ne işime yarar ki" diye taraflı bakıyorum olaya, uzun bir sürede uzaktan izliyorum. İşime yarayacağı bir noktayı tespit edersem, buna ikna olursam başlıyorum kullanmaya.

Örneğin cep telefonuna da çok zor alışmıştım, yıllarca telefonsuz gezmiş, sonra eşimin zoruyla, bir kampanya aracılığı ile vasat bir model edinmiştim kendime. Sonra o telefonu ciddi şarj problemi çıkarana kadar tepe tepe kullanmış, hatta eltimi deli etmiştim :))))

Kadıncağıza telefon ederim, alo der demez şarj biter, ben telefonu şarja takmak için koşarak bir fiş ararken o bekler, bana zaman tanır, ben telefonu açarım ve o beni arar :) Belki de eltimle aramızdaki ilişkinin pekişip, derinleşmesinde o telefonun etkisi oldu kimbilir ???? :))))

Soran olursa, "Cep telefonun var mı? Var" :))))

Sonra bir anneler gününde eşim ve kızım, bu gidişe bir dur deyip, şimdiki telefonumu aldılar sağolsunlar :)) Yok öyle kameralı, gelişmiş modellerden falan değil. Aman ben öyle alengirli modeller istemem, sadece şarjı iyi dayansın ve konuşmama aracı olsun yeter dediğim için yine vasat bir model :))))

Hatta bizim temizlik ve çay işlerine bakan bayan eşime "Neşeli Hanım' a ala ala bunumu hediye aldınız, kadının kariyeri var, bir çevresi var" demiş ve çok gülmüştüm :)))))

Neşeli Hanım teknolojiden anlamıyor, adamcağız ne yapsın :))))

Sonra bu teknolojiyi takip edeceğim desen, bütün kariyer getirisini bu alana yatırman gerek, bu da işin cabası :))

Dün akşam ısınma çalışmaları kapsamında tekrar girdim facebook' a. Bir baktım ki, bütün eş-dost orada, hatta bizim yeğenler bile. Önce bir mesaj atıp "Heyyyy gençler keyifler nasıl?" diyecektim sonra vazgeçtim. Çocuklar kendilerine ait bir dünya kurmuşlar orada, arkadaşları, eşleri, dostları var kendilerine göre. Dannn diye akrabadan birinin girmesi yakışık almaz. Ne de olsa yıllardır emek verip, ilmek ilmek ördüğüm teyze ve yenge kimliğimin var, ağır ol kızım dedim :)) ve vazgeçtim. Ama onlar birgün beni fark eder, "Eeeeee teyzoş sende mi buralara takılıyorsun, hoşgeldin" derlerse uğrayıp, hoşpeş ederim tabi o başka :) Yaşımız 35 olsa da, ruhumuz henüz 18' inde :)))

Anlayacağınız bende bir süredir facebook' tayım ama bu iş henüz beni sarmadı, yararını hissetmeden etkin kullanmam mümkün değil. O yüzden " Vayyyy Neşeli gelmişsin görmemişiz, niye ses etmiyorsun" deyip, yanlış duygulara kapılmayın. Şu an ısınma turlarındayım, aklım ve gönlümde bu işe tam ısınırsa daha etkin olacağım. "Aaaaa arkadaşım hoşgeldin, buyur gel" mesajlarına da kapalı değilim, bunu da belirteyim :)

Olayın özü, henüz bloga bile neden birşeyler çizittirdiğim konusunda kendimi ikna edememişken, üzerine facebook ağır geldi.

Ama alışacağız değil mi? Nelere alışmadık ki :))

6.11.07

Uzun saç sendromu...

Literatürde böyle bir hastalık var mı bilemiyorum ama ben Pazar günü kuaförde bu hastalığa tutulmuş insanlar gördüm :)

Kuaföre gitmeyi pek sevmem, 2-3 ayda bir ya giderim, ya gitmem. Neden bilmiyorum ama sevmiyorum. Normalde 15 dakika biryerde oturmaya alışkın olmayan ben deniz için uzun zaman oturmak gerekliliği beni etkiliyor olabilir diye düşünüyorum. Bu yüzden sürekli bakımlı kadınları taktir ediyorum. Bakımlı olmakta her baba yiğidin yapabileceği bir iş değil :)

Artık görünümüm vahim bir hal alınca ve Pazar günü biraz boş vakit bulup, yapacak daha etkin bir işim olmadığından mıdır nedir, ben kuaföre gidiyorum deyip baba, kızı yalnız bıraktım.

"Boya ve kesim olacak" dedim. Oturdum.

Nasıl keseceğiz dediler. Kısacık istiyorum deyince bana bir model kitabı uzattılar. Yok dedim böyle değil, daha kısa, kısacık !!! "Yani benim saçım gibi mi?" dedi hayretle çocuklardan biri, tam o model değil ama kısalığı öyle olabilir. Aradılar, taradılar, daha kısa saç modeli bulamadılar, hafiften de tedirgin oldular.

Ben tam olarak ne istediğimi tarif ettim ama tereddüt ettiler. Hafiften birbirlerine bakındılar. O çok kısa olmaz mı? dediler. Yok dedim olmaz, kökü nasılsa bende, uzar :)

Yok bir türlü ikna edemedim :)
Çocukcağız kesime başladı, biraz daha kısa olsun dedim, bir bana baktı, bir saça baktı :))
Kesimi biraz daha kısalttı.
Bir süre kesti, sonra durdu...
Çok kısa kesersek geri dönüşü olmaz, isterseniz biraz uzun keselim, beğenmezseniz daha kısaltırız dedi.
Yok dedim öyle kesmeye devam edin, ben aslında daha kısa istiyorum ama bu da idare eder.

İnanmaya, inanmaya, tedirgin ola ola kesti. Arada, "çok kısa olsa da önemli değil, ben kısa saçı severim, kökü bende, uzar nasılsa" diye moral vermeye çalıştım :))

Artık alıştım, hangi kuaföre gitsem ve saçımı kısacık kestirmek istiyorum desem tepki görüyorum, nedense elleri makasa gitmiyor, kesemiyorlar. Onlara da hak veriyorum aslında biz kadınların saçlarının uzunlukları konusundaki saplantıları enteresan.

Kimbilir kaç kadın, saçlarını kestirdiklerinde, 1 mm. için çok kısalttıklarını söylüyor ve kesimin üzerinden 2-3 ay geçtiği halde "aman dikkat et, çok kesme, geçen sefer çok kesmiştin" diye çocukcağızların başının etini yiyor :))) Bu kadar baskıya ben olsam bende korkak alışırdım.

Neyse kesim sonrası rahatladılar, "kısa saç size yakışıyor, haklısınız" deyip, kesimlerine bakıp incelediler :)

Gerçi o kadar teşvike rağmen saçım yine de istediğim kısalıkta olmadı ama buna da şükür. Bir sonraki gidişimde istediğim saç modelinin resmi ile gitsem iyi olacak zira uzun saç sendromuna yakalanmış bu çocukların benim istediğim saçı değil kesmeleri, hayal etmeleri bile mümkün değil :))))

5.11.07

Ebeveyn Eğitimi

Cumartesi günü bizim okulda veliler için düzenlenmiş bir seminer vardı.

Ben seminerleri severim, kitap okurken uyguladığım teknik seminerler içinde geçerlidir. Düzenlenen her seminere iki elim kanda değilse katılmayı kendime esas edindim. Hiçbir seminere %100 fayda beklentisi ile gitmem arada işime yarayabilecek minik ayrıntılar bulursam yeter derim. Zira konuşmacının elinde de sihirli değnek yok, 2-2.5 saatte onca insanın derdine derman olacak şeyleri anlatması mümkün değil.

Bu da bir nevi Polyannacılık. Beklentileriniz fazla olmayınca, memnuniyetiniz fazlalaşıyor :)) Olaya bu bağlamda bakınca her seminer insana faydalı geliyor :)

Malum cumartesi günlerimizin yoğunluğunda bu seminere vakit ayırmakta ayrı bir sanattı benim için. Zira seminer tam piyano saati ile çakışıyor ve baleninde ucunu alıp götürüyordu. Seminer var diye dersleri aksatmak olmayacağından, piyano öğretmenimizle minik bir konuşma yapıp dersi günün ilerleyen saatlerine alıp, bale içinde teyzemizden yardım istedik.

Program çerçevesinde cuma günü bale sonrası bizim kızı Teyzoşuna bıraktım. Bu bizim için aynı zamanda bir dönüm noktası oldu zira Pınar 2 Kasım 2007 Cuma akşamı ilk defa evinden ve yatağından uzakta, anne ve babasından ayrı bir gece geçirdi :)

Lafı getireceğim nokta ise şu ;

Malesef biz o koca okulun velileri olarak seminerde sadece bir avuç insandık !!!!!

Ebeveynler olarak çocuklarımızın eğitimine verdiğimiz önem tartışılmaz ama sıra kendi eğitimimize gelince acayip tutucu oluyoruz. Nedense hepimizin işi, gücü başımızdan aşkın oluyor, zaman olmuyor, tüm çarşambalar üst üste geliyor, yol uzun oluyor veya hava bozuyor !!!!!

Eğer bu seminerler hafta içi iş saatlerinde değilse bu bahanelerin hiçbirini kabul etmediğimi belirtek istiyorum. Neden mi? Gelin bahaneleri irdeliyelim;

Yol Uzak diyorsanız çocuklarımız bu yolu hergün sabah akşam tepiyor, el kadar çocuklar için uzak değilse bize niye uzak oluyor ki !!!!!

Saat erken diyorsanız çocuklarımız bundan 2 saat önce okulda olmuş ve derse girmiş vaziyette oluyorlar, 7 yaşındaki küçük hanım ve beyler hergün bu tempoya ayak uydururken biz birgün bile altından kalkamıyorsak bu işte var bir yanlışlık !!!!!

Zaman yok, bütün ayın çarşambaları bir aya geldi diyorsanız buna da var bir cevabım, evet haklısınız, artık o kadar hızlı yaşar olduk ki hergünümüz eskisinden 4-5 kat daha hızlı geçiyor ama bu seminerler bize en azından 1 hafta önc bildiriliyor. Birşeyler yapıp, bunlara vakit ayırmak gerek, her hafta bir doğum gününe koştura koştura gitmek için nasıl vakit ayırıyorsak, buna da ayırmalıyız. Çocuklarımızın yetiştirilmesi konusunda satır aralarında duyacağımız bir minik detay belki de hayatımızı kolaylaştıracak, niye bu fırsatı kaçıralım ki.

Birde bu olaya şu yönden bakın evde olsanız harala gürele ev işi yapıp, koşturacak, çocuğu toparlayıp, biran önce dışarı fırlamaya uğraşacaksınız. Bunun yerine kapıyı çarpıp çıkın, seminer öncesi okulda verilen bir fincan sıcak çay veya kahve için, 2-2.5 saat sadece oturun ve dinleyin.

Amannnn boşverin zaman dursun, seminerlere, eğitime biraz daha sıcak bakın, hem gün sonrası koşturmaca için biraz enerji depolamış olursunuz.

Ben neler mi öğrendim?

Ebeveynliğin zor zanaat olduğu, şu dönem geçsin rahatlayacaksın sözünün sadece o döneme işaret ettiği, bahsi geçen dönem sonrası yeni zor dönemler geleceği ama her dönemde çocuklarımıza kazandıracağımız güzel alışkanlıkların bir sonraki zor dönemde bize yardımcı olacağı, çocuklarımıza her zaman anlayış göstermek zorunda olduğumuz (nasıl olacaksa !!!!) gerçeğini pekiştirme şansı buldum.

Sonra mı? Bu kadar oturmak bünyeye zarar deyip, atlayıp Pınar' ı ve Teyzoşumuzu baleden alıp, piyanoya taşıdım. Pınar dersteyken ben alışveriş yaptım, eksikleri tamamladım, eve gelip evi toparladım, yemek yaptım, sonra bir kenarda kıvrılıp kalmışım !!!!!

Bir araya gelen bir ayın çarşambalarına alışmışım da, 35' inde eğitim bünyeyi sarstı :))))))

Bu yazım çeşitli sebeplerle seminerlere katılamayan anneler içindi, babalar için ise daha detaya girmek gerek zira seminerden haberi bile olmadığını iddia edecek pekçok baba olduğuna eminim !!!!!

2.11.07

TV ve ben

Nedense bu eve taşındığımızdan beri ben televizyon programlarından koptum. Bunda Dijitürk' ün sebep olduğu bol kumanda kullanma zorunluluğunun etkisi var mı bilemiyorum.

Ne o kardeşim evin içinde yüz tane kumanda !!!! Önce bir kumandayı al ve TV' yi aç, sonra onu bırak, diğer kumandayı al ve dekoderden kanal bul, sonra bir önceki kumandaya dön ve kanala göre sesi ayarla. Tamam herşeyi ayarladım derken, araya reklam giriyor zaten, sonra herşey yeniden başlıyor :)

O zaman zarfında ben evi siler süpürürüm nerede ise :))

Herşeyde bir denge olması lazım, hiçbir şeyi seyretmeyen kadın roluünde olmakta zor. Tiyatro oyunlarında kendisine ağaç rolü verilmiş çocukların ruh haline bürünüyorsunuz, tamam o sahneye, o ağaçta lazım, seninde bir önemin var ama gel de bunu yüreğine anlat :)

Aile meclisinde, arkadaşlar arasında, orada, burada bir diziden veya programdan bahis açıldığında boş bakan kadın rolünü oynuyorum. Genelde sohbetin ortasında olmaya alıştığım içinde kendimi affettirmek istercesine, ben o diziyi, programı hiç seyretmedim diyorum. Ama biliyorum buda cehalet, tamam dizileri beğenmiyor olabilirsin ama bir kanalda, bir yerlerde mutlaka güzel bir program vardır. Sadece dinliyorum.

Gerçi dinlemekte benim zaman zaman yapmam gereken ve kendimi geliştirmem gereken bir aktivite ama ne yaparsınız bünye alışmamış :))))

Sonunda bu düzene dur diyecek bir program buldum kendime !!!!

Artık benimde "Aaaaaa bugün mutlaka bunu seyretmeliyim" dediğim bir programım var.

Cuma akşamları, saat 21:15' te, TV8' de, yapımcılığını Sinan Çetin' in üstlendiği, Tolga Çevik ve Salih Kalyon' un Komedi Dükkanı.

Baleden dönüp, alelacele yemek işini hallediyor, çayımızı demliyor ve ailece televizyonun karşısında konumumuzu alıyoruz. Çocuklara çok uygun mu bilemiyorum ama Pınar' da çok seviyor bu programı, dolayısı ile bizim için aynı zamanda bir aile aktivitesi oluyor :))

Hani çocukken insanın çok istediği şeyler vardır ya, Pınar' ın şu an en çok istediği şeylerden biri de Komedi Dükkanı' na seyirci olarak katılmakmış.
Geçenlerde;

- Anne Komedi Dükkanı' na katılabilir miyiz?
- Bu da nereden çıktı şimdi Pınar ???
- Hani orada seyirciler var ya bizde gidebilir miyiz?
- Kızım o programlara öyle çat kapı gidilmez ki.
- Seyirci olarak katılmak isteyenler için bir mail adresi verdiler anne, ne olur oraya mail atalım deyince olayın nereye geldiğini anladım :)

Uzun zamandır, arka arkaya kahkaha atmamı sağlayacak ve benim ünlü gülme nöbetlerimi tetikleyecek bir program bulamamıştım. Özellikle Tolga Çevik' in mimiklerine ve doğallığına bayıldım. Bu program bana iyi geldi :)

Size de gelir mi bilmem. Belki de "Aman Neşeliiii, önere önere bunu mu önerdin !!!! " diyebilirsiniz. Sizde taktir edersiniz ki renkler ve zevkler tartışılmaması gereken iki etmen. Dijitürk' ünüz varsa biraz kumandalarla uğraşmanız gerekebilir belki ama siz yine de bir göz atın derim.

Ardı arkası gelmeyen şu dizi tufanı arasında soluklanmak ve kendinizi unutup, keyfe gelmeniz için aracı olabilir belki...

1.11.07

İzole yaşam

İzole ve sıradan yaşamları sevmiyorum. İzole yaşamak basma kalıplığı, dünyaya at gözlüğü ile bakmayı, kendi sorunların arasında kaybolup gitmeyi, kendi imkanlarının, ayrıcalıklarının farkına varmamayı, içindeki toplumu anlamamayı beraberinde getiriyor.

Geçenlerde bir arkadaşım bir siteden haberdar etti bizi, ilgilendiğin konuları yazıyorsun, o konuda çıkan tüm haberler konusunda mail adrein aracılığı ile haberdar ediliyorsun. Yok şekercim dedim, bu bana göre değil. Ben rastgele bir yerlere girmeliyim, okumalıyım, öyle olursa ben nasıl farklı şeylerden haberdar olacağım, farklı şeylerin nasıl farkına varacağım, :)

Güldüler, evet dediler sana göre değil :))))

Gerçi ben o siteyi yine markaja aldım, yine okuyorum ama spontone, bir o haber, bir bu haber gezerek, bünyeyi tembelliğe alıştırmamak gerek :)))Hergün internette girip Vatan' da okurum, Yeni Şafak' ta. Bakarım aynı olayı her iki gazete ve köşe yazarları nasıl algılamışlar, nasıl yaklaşmışlar. Farklılıklar enteresan oluyor bazen, deneyin tavsiye ederim. Bazen öyle noktalara değinilebiliyor ki, evet ya diyorsun ben olaya bu açıdan bakmamıştım. Bazende farklı görüşleri yansıtan ama insana saygıdan uzak öyle yorumlar okuyorsun ki, hayret diyorsun, ne bu şimdi, nerede insana saygı, nerede empati, dostluk !!!!! Değil tanımadığım biri, bir arkadaşım beni böyle eleştirse ben onla hala diyaloğa devam eder miyim ??????

Farklı kültürlerde insanların yaşadığı ortamlarda gezmeyi ve dolaşmayı da severim mesela. Nerede ise aynı ürünü bilmem hangi marka mağazada avuç dolusu para harcayarak almaktansa mahalle arasındaki bir dükkanda çok çok uygun fiyata bulacağımı bilmekte içimi rahatlatır. Mahalle dükkanında ödediğim rakamın çok çok altında bir fiyata bir alışveriş merkezinde görme ihtimali olduğunu da bilirim aynı zamanda :)))) IKEA' yı da severim, Akmerkez' i de, semt pazarını da, 1 milyoncuyu da :)

Hepsine giderim, hepsini gezerim, insanlara bakarım, bu aralar kendimi de ehlilleştirdim, bir mağazaya girip alışveriş yapmadan çıkabiliyorum artık :)) Sadece gözlerimi, zihnimi ve algılamalarımı çalıştırıp, hafızaya birşeyler kazıyıp çıkabiliyorum. Bugünleri de gördüm ya ölsem de gam yemem !!!!!!!

Sonra internet' i çok seviyorum, sadece arkadaşlarla sohbet için veya işimde kullandığım için değil. Araştırmama ve kendimi geliştirmeme, kızımı yetiştirirken bilgi almama, hayat felsefemi oturtmama yardım ettiği için.

İnternet, kullanmasını bilirseniz, elde ettiğiniz verileri mantık süzgecinden geçirmeyi ve arasından işinize yarayanları seçerseniz müthiş bir nimet bence. Herşeyde öyle değil mi? Amacına uygun kullanmazsanız kitap okumanız bile boş bir aktivite olabilir. Kendinize birşeyler katmadıktan sonra, sizi geliştirmedikten sonra, günde 100 kitap okumanız boşa hamallıktan ve çevrenizdekilere hava satmaktan başka ne anlama gelir ki !!!!

İzole yaşamları sevmiyorum, aklı başında mantıklı bir birey olarak pekçok şeyi görmek, okumak, olaylara farklı açılardan bakmak, insanları yaşamları ve yaşamlarındaki zorluklarla tanımak, yüzeysel yönlendirmelere kapılmadan mantığımı çalıştırmaktan hoşlanıyorum.

Varoşların ortasında duvarlarla örülmüş izole sitelerde yaşadığımız, o duvarların dışında yaşayan ve aslında komşumuz olan insanların yüzüne bile dikkat etmeden, arabamıza atlayıp siteden çıktığımız ve işimize gittiğimiz, bilmem kaç metre yükseklikteki, içinde her türlü alışveriş yapma imkanı barındıran alışveriş merkezlerinde gezdiğimiz şu günlerde en çok önem vermememiz gereken şey izole yaşamamak bence.

Farklı hayatların, farklı sorunların, farklı yaşam meşgalelerin farkına varmak ve çocuklarımızın da bunlardan haberdar olmasını sağlamak en önemli uğraşımız olmalı sanki....

Boş konuştun Neşeli diyenlerden değilseniz size bir aktivite.

Hadi mousunuza sarılın, Milli Eğitim Bakanlığının web sitesine girin, oradan "Okul Web Sayfalarına" tıklayın. Farklı farklı illerden, farklı farklı okulların web sayfalarına girin ve inceleyin. Aynı ilçedeki 2-3 okulu, aynı ilde ama farklı ilçelerdeki 2-3 okulu, farklı illerdeki 2-3 okulu, özel okulu, devlet okulunu pekçoğunu tıklayın, özellikle sınıf ve aktivite resimlerine bakın, çocuk resimlerine bakın ama "Tarafsız Olun". Doğudaki okulada bakın, batıdaki okulada, büyükşehirlerdeki bir okulada bakın, küçük bir şehir okulunada, yapılanları inceleyin, hangi okul, sitesine, ne kadar önem vermiş. Bu sörften çok şey çıkarabilirsiniz bence.

Özellikle semtinize en yakın devlet okullarının sitesine girip, durumlarını inceleyin, bakın bakalım izole mi yaşıyorsunuz ?
Sizin okulunuz olması gereken semt okulunuzun durumu nedir?
Siz bu gidişe dur demek için ne yapıyorsunuz?

Bu işin araştırma kısmı, sonra o birkaç gün o okulun önünden geçin, hatta durun binasına bakın, inceleyin, hatta okul müdüründen izin isteyin, okulunu geliştirmek isteyen bir müdür buna izin verir sanırım. Gerçi sizi müfettiş sanıp kabul etmeyebilirler veya allah allah çocuğun yok be vatandaş, sen iyi misin? diye düşünüp yaptığınıza anlam veremeyebilirler, zira yapmanızı tavsiye ettiğim şey sanırım pek sıklıkla karşılaştıkları bir durum değildir :) Hatta terör, merör korkusuna sizi kabul etmezlerse onlara kızmayın ama yılmayın da. Eş, dost, akrabadan sorun soruşturun, bu okula giden çocukların velileri varsa çevrenizde onlardan öğrenin, okulun ne eksiği varmış, nelere ihtiyacı varmış.

Ev hanımıysanız, emekliyseniz işiniz daha kolay, en azından zaman kısıtı daha az...

Bunun sonucunda ben bu okul ve bu çocuklar için ne yapabilirimi sorgulamak size kalmış, ona karışmam ama biraz olsun düşünürseniz hiçte fena olmaz...

En basitinden kütüphanelerine şöyle renkli, okumaya değer, çocukları, "hadi gel ve beni oku" diye çağıran birkaç kitap hediye edebilirsiniz. Aman ansiklopedi olmasın, internet yaygınlaşalı beri okul kütüphaneleri ansiklopediden geçilmiyor.

Ya da biraz daha büyük düşünüp, mahalleliyi , eşi dostu seferber eder, daha büyük katkılar sağlarsınız. Hatta konu komşuyla altın günü yerine kitap günü yapabilirsiniz ??????

Durumdan vazife çıkarmasanız da, haberlerden haberdar olursunuz ??????