Pınar iki haftadır cumaları iple çekiyor.
Neden mi? Ona göz vermiştim, cuma günleri erken çıktığı için alıp eski okuluna götürecektim. Öğretmenini ve arkadaşlarını çok özlemişti. Geçen hafta işlerim sebebi ile olmadı, söz dedim, önümüzdeki hafta götürürüm.
Tüm haftasonu, pazartesi, salı durdu, durdu, eski okuluna yapacağı seyahati gündeme getirdi;
- Anne, beni bu cuma kesin götüreceksin değil mi?
- Yanımıza yedek kıyafet alalım anne, 1. sınıfların tuvaletinde üstümü değiştiririz, bu okulumun forması ile gitmeyeyim arkadaşlarımın yanına ayıp olur.
- Öğretmenim beni derse alır mı acaba anne?
- Benim sırama gelen başka biri olmuşsa eğer, yer yoksa ben kitaplığın orada ayaktada dinlerim dersi, benim için önemli değil.
- Ay arkadaşlarımın hepsi aynı anda belime sarılmasalar bari, 10 tane kız, beni düşürürler sonra.
:)))))))))
Bu kadar istekli olunca iki elim yakamda olsa götürürüm dedim ama bakalım öğretmenin ve sınıf uygun mu? En sevdiğin arkadaşının annesi okul çıkışı sizi alabilecek mi? Ben telefon edip sorayım, sonra havalara gir. Şimdiden bu kadar heveslenme.
Çarşamba sabahı aradım, öğretmenimiz rahatsız olduğu için çocuklar sabah okula gelmişler, sonra eve dönmek durumunda kalmışlar. Sabah orada olan veliler çocukları toparlamış, evlerine dağıtmış, anneleri evde olmayanlarda gönüllü sınıf annemiz tarafından, annesi gelene kadar evde misafir edilmek üzere alıkonmuş !!!!!!
Bugün sabah son durum için tekrar aradım, öğretmenimiz yine hastaymış, sesi çıkmadığı için ders veremiyormuş, anlayacağınız bugünde okul yokmuş !!!!!
İşte beni hasta eden, kendimi bir veli ve anne olarak yetersiz hissetmeme sebep olan olay buydu dedim kendi kendime. Sabah çocuğu okula bırakıyorsunuz, işe gelmişsiniz, zırrrr bir telefon, eeeee arkadaşım, şu, şu, şu sebeple çocuklar ders yapmıyormuş, biz çocukları aldık, istersen sende teyzenizi ayarla, gelip Pınar' ı alsın veya Pınar' ı bize götürebilirim, ne dersin ?????
Ne diyebilirim ki? İşteyim, kariyer ve para peşindeyim, ya servis saatine kadar 1 veya 2 çocukla boynu bükük kalsın diyeceğim, ya da "yaaaa kusura bakmayın size çok yük oluyoruz" deyip kabul edeceğim.
O an hemen karar verip, gereklilikleri uyguluyorum ama ya sonrası. İçim içimi yiyor, yıllardır kafamda doğru mu, yalnış mı olduğuna karar veremediğim hesaplama yine gündeme geliyor. Ben diyorum doğru olanı yapıyorum, çalışıyorum, aile ekonomisine ve Türkiye ekonomisine katkıda bulunuyorum, modern, akıllı ve kültürlü biri olarak deneyimlerimi körelt miyorum, rum, rum, rummmm ama çocuğuma yetemiyorum !!!!!! O arada telefon çalıyor, bir müşterim mal istiyor, otomatik olarak işimi yapıyorum, ya aklım, zihnim !!!! O kızımda ve kendi yetersizliğimde !!!!
Hesap muhasebesi bittiğinde yok diyorum, yanlış olan ben değilim, eğitim sistemimiz, biraz olsun rahatlıyorum. Allahtan melekler, meleği sınıf annemiz var diyorum, içimi serinletip, kariyere dönüyorum :(
Ev hanımı olsam sevinirdim belki, ohhhh kızımı alır, şöyle ikinci bir kahvaltı geçer, ardından bir arkadaş ziyareti, sinema kaçamağı veya market
işi sıkıştırırdım. Pınar mı ????? Sevinçten deli olurdu kesin !!!!!
Yırttın Neşeli dedim, bu haber seni tam çıldırtıp, yetersiz kalmış bir anne gibi hissettirip, yıpratacak ve bütün gün deli edecek bir haberdi.
Gerçi şimdide eski okulu ve arkadaşlarını görmek için yanıp, tutuşan ve içinde bir umut barındıran kızımı ikna etmem gerekecek ama olsun, şu an elim güçlü, annesi olarak yanında olabileceğim için buna kolay çözüm bulurum.
27.9.07
İlk e-kart :))
Dün ilk e-kart' ımı aldım kızımdan !!!!!
Evde kimse olmadığı için okul dönüşü iş yerime gelip, mesaiyi aynı çatı altında tamamlamak zorundayız. Gelir gelmez derslerini bitirip, bilgisayarda oyun oynuyor, resim yapıp, kitap okuyor veya izlemek istediği CD var ise getirip onu izleyebiliyor. Tek kural sessizlik, iş yeri adabına aykırı hal ve hareketlerde bulunmamak, en önemlisi bir ziyaretçimiz geldiğinde toz olmak :)
Okul dönüşü, ben, anne ve şoför Nebahat kimliğimden sıyrılıp, kariyer peşindeki kadın kimliğime bürünüp, işlerle debelenirken, o toplantı odasında rutin faaliyetlerine geçti.
Hemen hemen her zaman önümde açık olan mail adresime gelen mail içimi ısıttı birden. Çocukca.com' dan bir mesaj :)
Açtım baktım, kızımdan !!!
Kocaman bir kalp, altında yüzümün kocaman bir gülümseme ile yayılmasına sebep olan bir not.
Anneciğim seni çok ama çok seviyorum :)
Mesajı almamla, yanıma gelmesi bir oldu, gözleri ışıl ışıl, pırıl, pırıldı :)
Aynı zamanda bende yaptığı etkiyi ölçmek için soru işareti dolu :))
Babamızı da unutmamış bu arada,
Sen benim sadece babam değil, en iyi arkadaşımsın, mesajını göndermiş layık görmüş babasına :)
Kıskandım mı ???
Yok, yok haksızlık etmeyeyim,
Benim en önemli özelliğim gerçekçiliğimdir.
Onlar gerçekten arkadaş gibiler :)
İlla herşeyi ben olacak değilim ya, önemli olan aileden birini arkadaş görmesi.
Ben yada babası hiç fark etmez :)
Hem kızlar ile babaları arasındaki ilişki kimsenin anlam veremeyeceği kadar özel bir ilişkidir :)
Bir babanın kızı olarak bilmez miyim ?????
Sonra, bende onun sadece annesi değil, aynı zamanda şoför Nebahat' i değil miyim ???? :))))))))
Evde kimse olmadığı için okul dönüşü iş yerime gelip, mesaiyi aynı çatı altında tamamlamak zorundayız. Gelir gelmez derslerini bitirip, bilgisayarda oyun oynuyor, resim yapıp, kitap okuyor veya izlemek istediği CD var ise getirip onu izleyebiliyor. Tek kural sessizlik, iş yeri adabına aykırı hal ve hareketlerde bulunmamak, en önemlisi bir ziyaretçimiz geldiğinde toz olmak :)
Okul dönüşü, ben, anne ve şoför Nebahat kimliğimden sıyrılıp, kariyer peşindeki kadın kimliğime bürünüp, işlerle debelenirken, o toplantı odasında rutin faaliyetlerine geçti.
Hemen hemen her zaman önümde açık olan mail adresime gelen mail içimi ısıttı birden. Çocukca.com' dan bir mesaj :)
Açtım baktım, kızımdan !!!
Kocaman bir kalp, altında yüzümün kocaman bir gülümseme ile yayılmasına sebep olan bir not.
Anneciğim seni çok ama çok seviyorum :)
Mesajı almamla, yanıma gelmesi bir oldu, gözleri ışıl ışıl, pırıl, pırıldı :)
Aynı zamanda bende yaptığı etkiyi ölçmek için soru işareti dolu :))
Babamızı da unutmamış bu arada,
Sen benim sadece babam değil, en iyi arkadaşımsın, mesajını göndermiş layık görmüş babasına :)
Kıskandım mı ???
Yok, yok haksızlık etmeyeyim,
Benim en önemli özelliğim gerçekçiliğimdir.
Onlar gerçekten arkadaş gibiler :)
İlla herşeyi ben olacak değilim ya, önemli olan aileden birini arkadaş görmesi.
Ben yada babası hiç fark etmez :)
Hem kızlar ile babaları arasındaki ilişki kimsenin anlam veremeyeceği kadar özel bir ilişkidir :)
Bir babanın kızı olarak bilmez miyim ?????
Sonra, bende onun sadece annesi değil, aynı zamanda şoför Nebahat' i değil miyim ???? :))))))))
Özlem
Okul açılınca insanın hayatı resmen alt üst oluyor. Yatma saatiniz, kalkma saatiniz, ders saatiniz, hafta sonu etkinlikleri derken pekçok şeyi hızlandırılmış yaşıyor ve kimilerini de erteliyorsunuz.
Bütün yaz boyunca komşu oğlumuzla oynamaya alışkın olan Pınar' ın son zamanlardaki en önemli problemi oğluşumuzu görememek, onunla oynayamamak. Geçen hafta okul dönüşü eve geldiğimizde komşumuzun iş sebebi ile henüz gelmediğini görünce "ama komşularımızda çocuğun arkadaşı ile oynamasına imkan vermiyorlar, hiç arkadaşı olmayacak mı bu çocuğun" diye hayal kırıklığını çok enteresan bir şekilde dışarı vurmuştu :)))))
Salı günü bale dönüşünde;
- Anne senin bir çocuğun daha olsa ne iyi olur du değil mi? dedi.
Ardından hemen ekledi,
- Ben ona çok fazla şey öğretebilirdim anne, onunla çok ilgilenirdim. Ama olsun bizimde komşu oğluşumuz var değil mi? O da benim kardeşim sayılır, ona da çok şey öğretebilirim.
- Tabii dedim, hem oğluşta seni çok seviyor, Pınar.
- Ben komşu ablalar gelmişse bugün onlara gideceğim, dedi.
- Allah, allahhh kimden izin aldın ki hemen şimdi.
- Ben komşu abladan izin alırım anne.
- İyi de biz burada bostan korkuluğumuyuz kızım.
- Sen nasılsa izin verirdin :)) diye yanıtladı.
Eve gittik, komşularımız gelmemiş !! Pınar hafif bozuldu, bense sevindim. Zaten baleden dönmüşüz, yarım saat içinde yemek yemek ve yatmak gerekliliği vardı. Oraya gidip, ceeee eeee deyip, dönmek oğluşu yıkacak :)
Dün akşam komşum gelir gelmez, Pınar yanıma geldi. Anne Komşu ablalara gidebilir miyim dedi. Dur kızım dedim veranda tarafından soralım bakalım, müsaitler mi? Ben veranda kapısından komşu camını vileda ile :))) tıklatırken, Pınar salon kapısından çoktan tacize başlamıştı bile :))))
Küçük oğluşumuz ise içeride "anne bak benimde arkadaşım geldi" diye sevinç çığlıkları atıyordu bu arada.
Yemek sebebi ile Pınar' ı aldığımda özlemlerini giderememiş olacaklar ki, oğluşumuz mutsuz olup, ağlamış. Yemek sonrası o bize geldi 15 dakikalığına :)) Alelacele resimler çizdiler birlikte, görmeyeli oğluşta büyümüş, akıllanmış, adam olmuş. Annesinin belirttiği süre tamamlandığında, ben gideyim annem çağırır, dedi ve hazırlandı :))). Dur dedik daha 5 dakika var annen gelip alacak seni, otur birazcık. 15-20 gün 3 yaşındaki bir çocuğun değişmesi için ciddi bir zaman.
Okullar açık olunca herşey hızlandırılmış oluyor malesef, hızlandırılmış ziyaretler, hızlandırılmış oyunlar ve resim çizmeceler. Birşeyleri kaçırabiliyorsunuz ama değişimleri daha iyi algılıyorsunuz, zaman kısıtlı ama birilerini ve birşeyleri özlemekte güzel :)
Bütün yaz boyunca komşu oğlumuzla oynamaya alışkın olan Pınar' ın son zamanlardaki en önemli problemi oğluşumuzu görememek, onunla oynayamamak. Geçen hafta okul dönüşü eve geldiğimizde komşumuzun iş sebebi ile henüz gelmediğini görünce "ama komşularımızda çocuğun arkadaşı ile oynamasına imkan vermiyorlar, hiç arkadaşı olmayacak mı bu çocuğun" diye hayal kırıklığını çok enteresan bir şekilde dışarı vurmuştu :)))))
Salı günü bale dönüşünde;
- Anne senin bir çocuğun daha olsa ne iyi olur du değil mi? dedi.
Ardından hemen ekledi,
- Ben ona çok fazla şey öğretebilirdim anne, onunla çok ilgilenirdim. Ama olsun bizimde komşu oğluşumuz var değil mi? O da benim kardeşim sayılır, ona da çok şey öğretebilirim.
- Tabii dedim, hem oğluşta seni çok seviyor, Pınar.
- Ben komşu ablalar gelmişse bugün onlara gideceğim, dedi.
- Allah, allahhh kimden izin aldın ki hemen şimdi.
- Ben komşu abladan izin alırım anne.
- İyi de biz burada bostan korkuluğumuyuz kızım.
- Sen nasılsa izin verirdin :)) diye yanıtladı.
Eve gittik, komşularımız gelmemiş !! Pınar hafif bozuldu, bense sevindim. Zaten baleden dönmüşüz, yarım saat içinde yemek yemek ve yatmak gerekliliği vardı. Oraya gidip, ceeee eeee deyip, dönmek oğluşu yıkacak :)
Dün akşam komşum gelir gelmez, Pınar yanıma geldi. Anne Komşu ablalara gidebilir miyim dedi. Dur kızım dedim veranda tarafından soralım bakalım, müsaitler mi? Ben veranda kapısından komşu camını vileda ile :))) tıklatırken, Pınar salon kapısından çoktan tacize başlamıştı bile :))))
Küçük oğluşumuz ise içeride "anne bak benimde arkadaşım geldi" diye sevinç çığlıkları atıyordu bu arada.
Yemek sebebi ile Pınar' ı aldığımda özlemlerini giderememiş olacaklar ki, oğluşumuz mutsuz olup, ağlamış. Yemek sonrası o bize geldi 15 dakikalığına :)) Alelacele resimler çizdiler birlikte, görmeyeli oğluşta büyümüş, akıllanmış, adam olmuş. Annesinin belirttiği süre tamamlandığında, ben gideyim annem çağırır, dedi ve hazırlandı :))). Dur dedik daha 5 dakika var annen gelip alacak seni, otur birazcık. 15-20 gün 3 yaşındaki bir çocuğun değişmesi için ciddi bir zaman.
Okullar açık olunca herşey hızlandırılmış oluyor malesef, hızlandırılmış ziyaretler, hızlandırılmış oyunlar ve resim çizmeceler. Birşeyleri kaçırabiliyorsunuz ama değişimleri daha iyi algılıyorsunuz, zaman kısıtlı ama birilerini ve birşeyleri özlemekte güzel :)
25.9.07
Ben nasıl bir öğretmen istiyorum ?????
Birgün bloğuma böyle bir arama ile girmiş bir okur. Aslında merak ettim? Bu bir öğrenci mi? Öğretmen mi? Yoksa veli mi ????
Benim şahsi düşüncem mi? Çocuğunu ilkokula yazdıracak bir veli olması kuvvetle muhtemeldir diyorum. Zira biliyorum ki her okul döneminde veliler bir telaşa düşer, aman çocuğumu hangi okula göndereyim, acaba bu okulda hangi öğretmen iyidir, acep ne yapsak ki bizim küçümen bu öğretmenin sınıfına düşse diye uğraşılır, didinilir. Bu konuda esas hassasiyet biz dişlerde yani, annelerdedir. Genelde babalar daha sakin ve olgun karşılarlar olayı ama biz bir şekilde onları da girdaba sokarız :) Hatta ne ilgisiz adam diye çamur bile atarız :))))
Kafası bu soru ile meşgul olan kişi kimdi bilemiyorum ama ben şimdi size ideal öğretmenden ne beklediğimi anlatayım :)
Pınar' ın ciddi bir öğretmen portföyü oldu 5 senede. Hiçbir zaman öğretmen değişikliklerinden tedirginlik duymadım. Değişiklikleri seven yay kadını olmamın bunda etkisi var mı bilmiyorum ???? Anasınıfında pekçok veli öğretmeni sebebi ile çocuğunu yan sınıfa aldırmaya çalışırken ben hiç umursamadım. Pınar çok sevdi öğretmenini, öğretmeni ile el ele dağın tepesine çıktığı resimler çizdi :)
Her bir öğretmenin çocuklara ayrı yetiler, ayrı yetenekler, ayrı kazanımlar verdiğine inanırım. Mesela genç çocuğu olmayan öğretmenler, çocuklara tam bir birey, arkadaş gibi davranırlar, çocukları korumayı pek bilmezler, belki de gereksiz görürler (ki bencede gereksizdir, sonuçları çok vahim olmadıkça bir müsibet, bin nasihatten iyidir ve aslolan çocukların yaşayarak kendilerini korumasıdır).
Çocuk sahibi bayan öğretmenler, annelik çemberinden geçtikleri için :) bir şekilde o anneliğini, koruyuculuklarını yansıtırlar öğrencilerine. Sevecendirler, çocuklar yemeyince üzülenler, terleyip hastalanacağı konusunda endişe edenler olur :) Çocuk sahibi olmayan öğretmenler çocukların ayakkabılarının bağının açıldığını görmeyebilir ama anne öğretmenler kesin görür, hatta çocuk bağlayamıyorsa eğilip, bağlayanlar ve ardından saçını okşayanlar bile olur :) Kendini çok dağıtan çocuklar ve çocukları konusunda aşırı titiz anneler için bu öğretmenler idealdir. Hatta iş daha da ileriye götürülür ve terlediklerinde atlet değişimi talep edilir !!!!! Yani yüz verince astar isteme olayına girilir :)))) Gerçi biz 21. yüzyılın süper, düper duyarlı velileri için yüz vermeyede gerek yoktur, biz astar istemeyi kendi hakkımız görür ve isteriz :))
Genç öğretmenler dinamiktir, hırslıdır, çocukların seviyesine daha kolay inerler belki. Diğer yandan yaşlı öğretmenler deneyimlidir, çocukların gözünden dersi anlayıp, anlamadıklarını, hatta o an ne düşündüklerini bile çıkarabilirler. Leb demeden leblebi olayını çözerler :) Ben bile deneyimli öğretmen arkadaşlarımla konuşurken için için endişe ederim. Şimdi benim aklım bir yere kaysa, dinliyormuş görünsem, bu kadın beni kesin yakalar diye için için düşünürüm :))))
Kendi eğitim hayatımda gördüğüm kadarı ile bayan öğretmenler detaycı ve daha titizken, erkek öğretmenler daha pratik zekalı, detaylardan uzak, sonuç odaklı olurlar. Mesela benim 5. sınıfta bir erkek öğretmenim vardı. Canavar gibi bir matematikçiydi. Bende matematiği sevdiğim için öğretmenime resmen tapardım. Bir sürü pratik yöntem öğretmişti bize. Hala bile her sene oturur OKS ve OSS sorularını çözmek için uğraşırım. Hadi OSS neyse, OKS ne oluyor, yaşından utan diyeceksiniz, zevk işte ne yaparsınız :))
Tabi ki istisnalar vardır, benimki sadece kendi deneyimlerimden çıkardığım bir genelleme :)
İyi niyetli, bu işi gerçekten severek yapan öğretmenler olduktan sonra ayrım yapmaya, aaaaa illa bizim öğretmenimiz bu olsuna ciddi şekilde karşıyım anlayacağınız.
Sonra çocuklar hep kendilerine göre arkadaş, öğretmen, daha ileride iş arkadaşı ve parton bulamayacaklarına göre farklı özelliklerde, farklı insanlarla bir arada olabilmeyi küçükken öğrenseler daha iyi olabilir gibi geliyor bana.
İşte bu sebeple geçen sene Pınar' ın kaydını oturup internetten yaptırmış ve öğretmenimizin kim olduğunu okulun başlangıcından 10-15 gün önce öğrenmiştim. Pınar' ın şansına okulun en popüler öğretmenlerinden biri olmuştu öğretmenimiz. Pınar öğretmenini çok sevdi. Öğretmenimiz genç ve bekar bir öğretmendi. Çocukların yemekleri ile pek ilgilenmezdi. Hatta dönemin ortasında badana yapılmış ve camlar açık ders yapmak zorunda kalmışlar, bütün sınıf (öğretmenimizde dahil) hasta olmuştu :) Sonrada keşke bu işi tatilde yaptırsaydık, bütün çocuklarım hasta oldu demişti :)) Sanırım bir anne öğretmen bu tuzağa asla düşmezdi :)
Özel bir okulda bu vukuat ortalığı birbirine katabilecekken, biz devlet okulu velileri pek önemsemedik, verdik ilaçları, çocukları toparladık :) Geçen akşam kızımın bir yorumu bunları getirdi aklıma, hadi dedim madem bu konuyu araştıran soruşturan biri olmuş bu konuyu irdeleyelim.
Öğretmenimiz çok hoş bir alışkanlık kazandırdı kızıma. Daha dönemin başında bunları karşısına alıp, ülkemizde ve dünyada olup bitenleri mutlaka takip etmeleri, olaylardan haberdar olmaları gerektiğini söylemiş ve bu konu üzerinde konuşmuşlardı. Ne konuştular bilmiyorum ama Pınar oldukça etkilenmiş döndü eve ve o günden sonra çizgi filmler kadar yakından olmasa bile ilgi göstermeye başladı haberlere :) Zaman zaman ben biraz haberleri izlemek istiyorum diye kumandayı eline alıp, başlıyor dinlemeye. Yolda giderken radyo haberleri başladığında da aynı dikkati sergiliyor. Sadece izlemek ve dinlemekle kalmıyor, aynı zamanda yorumda katıyor.
Hafta sonu akşam haberlerinde başbakanın birikimleri konusundaki haberleri izlerken haber spikeri başbakanın daha önce dövizde olan birikimlerini YTL. ye geçirdiğini söyleyince;
- Aferin adama, dedi Pınar.
- :))))))))))))))))))
- Niye gülüyorsunuz, aferin tabii, bakın adam bizim paramıza geçmiş, dedi.
- Yok dedik biz ona gülmüyoruz, yorumun hoşumuza gitti.
Sağolasın öğretmenim diye geçirdim içimden. Toplu halde hasta oldunuz, masta oldunuz ama önemi yok. Nasılsa bende geçen sene, bizim kızı en az 2-3 kez hasta edecek birşeyler yapmışımdır mutlaka. Birşey yapmasam bile havadan kapılacak bütün nemler kapılıp, hasta olunacaktı yine. Ne güzel bir alışkanlık tohumu ektin kızım zihnine sağolasın :))
Bu sene yine genç, güleç yüzlü bir öğretmenimiz var. Hiçbir veli ile görüşmedim, nasıl bir öğretmendir bilemiyorum. Okulun en iyi öğretmeni midir, en kötü öğretmeni midir umurumda değil. Her gittiğimde gözlerinin içinin gülüyor olması güzel. Demekki işini severek yapıyor. Pınar öğretmenini seviyor, gördüğüm kadarı ile öğretmeni de onu :) Bakalım bu sene hangi tohumların büyüyüp, yeşereceğini göreceğim kızımın zihninde ??? Ne benim düşüncemin önemi var bu konuda, ne de diğer veli ve öğrencilerin. Pınar ve öğretmeni belirleyecek aralarındaki ilişkinin muhteviyatını, verimliliğini. Pınar için öğretmenini iyiyse olay bitmiştir. Şu anda onun yaşı için en gerekli öğrenme ihtiyacı sevgi değil mi? Öğretmenini, okulunu, arkadaşlarını sevmesi, gerisi çorap söküğü gibi gelir.
Daha önce de demiştim ya öğrenmek uzun bir süreç. Evet çocuklar konusunda aceleciyiz ama ne öğrendiklerini görmek ve öğretmenlerin performanslarını ölçmek için onlara zaman tanımamız ve sabretmemiz şart.
Öğretmenlerde aradığım tek parametre işlerini severek yapmaları. Bunu da çocuklara bakışlarından anlayabiliyorsunuz zaten. Taaaa gözlerinin içine bakıp gülüyorlarsa, çocuklar öğretmenlerini gördüğünde ışıl ışıl kendilerini fark ettirmeye çalışıyorlarsa, öğretmenlerinin dedikleri emir hali almışsa, bir dedikleri iki edilmiyorsa o öğretmen işini seviyor demektir bence. İlköğretimin ilk üç senesinde en önemli parametrem bu, sonrası mı ?? Henüz bilmiyorum :)
Öğretmenlik sevilmeden yapılacak, lanet olsun parasıda az zaten diyerek bahane uydurulacak bir meslek olmamalı. Velileri asıl endişelendiren böyle bir öğretmene denk gelme ihtimali, bunu da gayet iyi biliyorum. Böyle öğretmenler var mı bilmiyorum, ben böyle bir öğretmene denk gelmedim henüz ama varsa şunu belirtmek istiyorum ;
Her sene en iyi ihtimal 25, en kötü ihtimal 70 çocuk sizin ellerinizde şekilleniyor. Eğer koca bir yılı üfleyip, püfleyerek boş geçirmekse hedefiniz bence bu işi yapmayın. Bırakın yeriniz boş kalsın, hiç olmazsa bu işi severek yapabilecek birinin gelme şansını engellemiş olmazsınız. O minik gözler, her türlü bilgiye aç karşınızdalar, siz onlara bıkkınlık aşılarsanız bıkkınlığı öğrenirler, merakı, mutluluğu, hoşgörüyü, öğrenme duygusunu aşılarsanız merakı ve öğrenmeyi öğrenirler ama öğretmenliği sevmeden yapmak aynı duyguyu yıllarca taşıyacak ortalama 50 bireyin yetişmesi demek. Pırıl pırıl gözlerle mi baksınlar, yılgın mı olsunlar ??????
İşte bu yüzden tek parametrem işini severek yapan bir öğretmen. Gerisi deneyimdir, hiç kimse annesinin karnından deneyimli doğmuyor ki. Bunun için yaşamak ve bolbol çalışıp, öğrenmek gerek.
Unutmadan bir de veliler olarak üzerimize düşenler var. Öğretmenin işine çok karışmadan, çocuğun atletiydi, ayakkabısının bağıydı, kilotlu çorabıydı gibi işlerle öğretmeni hasta etmemek, yıldırmamak gerek. Bunlar biz ebeveynlerin çocuklarına öğretmesi gereken şeyler, öğretmen olsa olsa pekişmesine yardımcı olabilir o kadar. Yanlış kişilere yanlış sorumluluklar yüklemeye çalışmak, angaryadan öteye anlam ifade etmez. Bıkkınlık ve yılgınlık yaratır o kadar.
Bir öğretmenin 24 kişilik sınıfta her bir çocuğun atletini kontrol edip, değiştirdiğini düşünsenize, gitti 1 saat :))) 70 kişilik sınıflardan bahsetmiyorum bile, zira onlarda öyle bir sorun olduğunu sanmıyorum !!!!! Eeeee bu zavallım daha ders anlatacak, aklı başka yerdeki çocuğu bir şekilde kandırıp derse iştirak ettirecek, sonra arada gidip planlarını kolaçan edecek, sınava birşeyler hazırlayacak, aktiviteler var. Sonra birde herşeyi bilmek ve işin içinde olmak isteyen velilerin randevuları da cabası. Onlarında işleri çok, sadece biraz empati :)
Benim şahsi düşüncem mi? Çocuğunu ilkokula yazdıracak bir veli olması kuvvetle muhtemeldir diyorum. Zira biliyorum ki her okul döneminde veliler bir telaşa düşer, aman çocuğumu hangi okula göndereyim, acaba bu okulda hangi öğretmen iyidir, acep ne yapsak ki bizim küçümen bu öğretmenin sınıfına düşse diye uğraşılır, didinilir. Bu konuda esas hassasiyet biz dişlerde yani, annelerdedir. Genelde babalar daha sakin ve olgun karşılarlar olayı ama biz bir şekilde onları da girdaba sokarız :) Hatta ne ilgisiz adam diye çamur bile atarız :))))
Kafası bu soru ile meşgul olan kişi kimdi bilemiyorum ama ben şimdi size ideal öğretmenden ne beklediğimi anlatayım :)
Pınar' ın ciddi bir öğretmen portföyü oldu 5 senede. Hiçbir zaman öğretmen değişikliklerinden tedirginlik duymadım. Değişiklikleri seven yay kadını olmamın bunda etkisi var mı bilmiyorum ???? Anasınıfında pekçok veli öğretmeni sebebi ile çocuğunu yan sınıfa aldırmaya çalışırken ben hiç umursamadım. Pınar çok sevdi öğretmenini, öğretmeni ile el ele dağın tepesine çıktığı resimler çizdi :)
Her bir öğretmenin çocuklara ayrı yetiler, ayrı yetenekler, ayrı kazanımlar verdiğine inanırım. Mesela genç çocuğu olmayan öğretmenler, çocuklara tam bir birey, arkadaş gibi davranırlar, çocukları korumayı pek bilmezler, belki de gereksiz görürler (ki bencede gereksizdir, sonuçları çok vahim olmadıkça bir müsibet, bin nasihatten iyidir ve aslolan çocukların yaşayarak kendilerini korumasıdır).
Çocuk sahibi bayan öğretmenler, annelik çemberinden geçtikleri için :) bir şekilde o anneliğini, koruyuculuklarını yansıtırlar öğrencilerine. Sevecendirler, çocuklar yemeyince üzülenler, terleyip hastalanacağı konusunda endişe edenler olur :) Çocuk sahibi olmayan öğretmenler çocukların ayakkabılarının bağının açıldığını görmeyebilir ama anne öğretmenler kesin görür, hatta çocuk bağlayamıyorsa eğilip, bağlayanlar ve ardından saçını okşayanlar bile olur :) Kendini çok dağıtan çocuklar ve çocukları konusunda aşırı titiz anneler için bu öğretmenler idealdir. Hatta iş daha da ileriye götürülür ve terlediklerinde atlet değişimi talep edilir !!!!! Yani yüz verince astar isteme olayına girilir :)))) Gerçi biz 21. yüzyılın süper, düper duyarlı velileri için yüz vermeyede gerek yoktur, biz astar istemeyi kendi hakkımız görür ve isteriz :))
Genç öğretmenler dinamiktir, hırslıdır, çocukların seviyesine daha kolay inerler belki. Diğer yandan yaşlı öğretmenler deneyimlidir, çocukların gözünden dersi anlayıp, anlamadıklarını, hatta o an ne düşündüklerini bile çıkarabilirler. Leb demeden leblebi olayını çözerler :) Ben bile deneyimli öğretmen arkadaşlarımla konuşurken için için endişe ederim. Şimdi benim aklım bir yere kaysa, dinliyormuş görünsem, bu kadın beni kesin yakalar diye için için düşünürüm :))))
Kendi eğitim hayatımda gördüğüm kadarı ile bayan öğretmenler detaycı ve daha titizken, erkek öğretmenler daha pratik zekalı, detaylardan uzak, sonuç odaklı olurlar. Mesela benim 5. sınıfta bir erkek öğretmenim vardı. Canavar gibi bir matematikçiydi. Bende matematiği sevdiğim için öğretmenime resmen tapardım. Bir sürü pratik yöntem öğretmişti bize. Hala bile her sene oturur OKS ve OSS sorularını çözmek için uğraşırım. Hadi OSS neyse, OKS ne oluyor, yaşından utan diyeceksiniz, zevk işte ne yaparsınız :))
Tabi ki istisnalar vardır, benimki sadece kendi deneyimlerimden çıkardığım bir genelleme :)
İyi niyetli, bu işi gerçekten severek yapan öğretmenler olduktan sonra ayrım yapmaya, aaaaa illa bizim öğretmenimiz bu olsuna ciddi şekilde karşıyım anlayacağınız.
Sonra çocuklar hep kendilerine göre arkadaş, öğretmen, daha ileride iş arkadaşı ve parton bulamayacaklarına göre farklı özelliklerde, farklı insanlarla bir arada olabilmeyi küçükken öğrenseler daha iyi olabilir gibi geliyor bana.
İşte bu sebeple geçen sene Pınar' ın kaydını oturup internetten yaptırmış ve öğretmenimizin kim olduğunu okulun başlangıcından 10-15 gün önce öğrenmiştim. Pınar' ın şansına okulun en popüler öğretmenlerinden biri olmuştu öğretmenimiz. Pınar öğretmenini çok sevdi. Öğretmenimiz genç ve bekar bir öğretmendi. Çocukların yemekleri ile pek ilgilenmezdi. Hatta dönemin ortasında badana yapılmış ve camlar açık ders yapmak zorunda kalmışlar, bütün sınıf (öğretmenimizde dahil) hasta olmuştu :) Sonrada keşke bu işi tatilde yaptırsaydık, bütün çocuklarım hasta oldu demişti :)) Sanırım bir anne öğretmen bu tuzağa asla düşmezdi :)
Özel bir okulda bu vukuat ortalığı birbirine katabilecekken, biz devlet okulu velileri pek önemsemedik, verdik ilaçları, çocukları toparladık :) Geçen akşam kızımın bir yorumu bunları getirdi aklıma, hadi dedim madem bu konuyu araştıran soruşturan biri olmuş bu konuyu irdeleyelim.
Öğretmenimiz çok hoş bir alışkanlık kazandırdı kızıma. Daha dönemin başında bunları karşısına alıp, ülkemizde ve dünyada olup bitenleri mutlaka takip etmeleri, olaylardan haberdar olmaları gerektiğini söylemiş ve bu konu üzerinde konuşmuşlardı. Ne konuştular bilmiyorum ama Pınar oldukça etkilenmiş döndü eve ve o günden sonra çizgi filmler kadar yakından olmasa bile ilgi göstermeye başladı haberlere :) Zaman zaman ben biraz haberleri izlemek istiyorum diye kumandayı eline alıp, başlıyor dinlemeye. Yolda giderken radyo haberleri başladığında da aynı dikkati sergiliyor. Sadece izlemek ve dinlemekle kalmıyor, aynı zamanda yorumda katıyor.
Hafta sonu akşam haberlerinde başbakanın birikimleri konusundaki haberleri izlerken haber spikeri başbakanın daha önce dövizde olan birikimlerini YTL. ye geçirdiğini söyleyince;
- Aferin adama, dedi Pınar.
- :))))))))))))))))))
- Niye gülüyorsunuz, aferin tabii, bakın adam bizim paramıza geçmiş, dedi.
- Yok dedik biz ona gülmüyoruz, yorumun hoşumuza gitti.
Sağolasın öğretmenim diye geçirdim içimden. Toplu halde hasta oldunuz, masta oldunuz ama önemi yok. Nasılsa bende geçen sene, bizim kızı en az 2-3 kez hasta edecek birşeyler yapmışımdır mutlaka. Birşey yapmasam bile havadan kapılacak bütün nemler kapılıp, hasta olunacaktı yine. Ne güzel bir alışkanlık tohumu ektin kızım zihnine sağolasın :))
Bu sene yine genç, güleç yüzlü bir öğretmenimiz var. Hiçbir veli ile görüşmedim, nasıl bir öğretmendir bilemiyorum. Okulun en iyi öğretmeni midir, en kötü öğretmeni midir umurumda değil. Her gittiğimde gözlerinin içinin gülüyor olması güzel. Demekki işini severek yapıyor. Pınar öğretmenini seviyor, gördüğüm kadarı ile öğretmeni de onu :) Bakalım bu sene hangi tohumların büyüyüp, yeşereceğini göreceğim kızımın zihninde ??? Ne benim düşüncemin önemi var bu konuda, ne de diğer veli ve öğrencilerin. Pınar ve öğretmeni belirleyecek aralarındaki ilişkinin muhteviyatını, verimliliğini. Pınar için öğretmenini iyiyse olay bitmiştir. Şu anda onun yaşı için en gerekli öğrenme ihtiyacı sevgi değil mi? Öğretmenini, okulunu, arkadaşlarını sevmesi, gerisi çorap söküğü gibi gelir.
Daha önce de demiştim ya öğrenmek uzun bir süreç. Evet çocuklar konusunda aceleciyiz ama ne öğrendiklerini görmek ve öğretmenlerin performanslarını ölçmek için onlara zaman tanımamız ve sabretmemiz şart.
Öğretmenlerde aradığım tek parametre işlerini severek yapmaları. Bunu da çocuklara bakışlarından anlayabiliyorsunuz zaten. Taaaa gözlerinin içine bakıp gülüyorlarsa, çocuklar öğretmenlerini gördüğünde ışıl ışıl kendilerini fark ettirmeye çalışıyorlarsa, öğretmenlerinin dedikleri emir hali almışsa, bir dedikleri iki edilmiyorsa o öğretmen işini seviyor demektir bence. İlköğretimin ilk üç senesinde en önemli parametrem bu, sonrası mı ?? Henüz bilmiyorum :)
Öğretmenlik sevilmeden yapılacak, lanet olsun parasıda az zaten diyerek bahane uydurulacak bir meslek olmamalı. Velileri asıl endişelendiren böyle bir öğretmene denk gelme ihtimali, bunu da gayet iyi biliyorum. Böyle öğretmenler var mı bilmiyorum, ben böyle bir öğretmene denk gelmedim henüz ama varsa şunu belirtmek istiyorum ;
Her sene en iyi ihtimal 25, en kötü ihtimal 70 çocuk sizin ellerinizde şekilleniyor. Eğer koca bir yılı üfleyip, püfleyerek boş geçirmekse hedefiniz bence bu işi yapmayın. Bırakın yeriniz boş kalsın, hiç olmazsa bu işi severek yapabilecek birinin gelme şansını engellemiş olmazsınız. O minik gözler, her türlü bilgiye aç karşınızdalar, siz onlara bıkkınlık aşılarsanız bıkkınlığı öğrenirler, merakı, mutluluğu, hoşgörüyü, öğrenme duygusunu aşılarsanız merakı ve öğrenmeyi öğrenirler ama öğretmenliği sevmeden yapmak aynı duyguyu yıllarca taşıyacak ortalama 50 bireyin yetişmesi demek. Pırıl pırıl gözlerle mi baksınlar, yılgın mı olsunlar ??????
İşte bu yüzden tek parametrem işini severek yapan bir öğretmen. Gerisi deneyimdir, hiç kimse annesinin karnından deneyimli doğmuyor ki. Bunun için yaşamak ve bolbol çalışıp, öğrenmek gerek.
Unutmadan bir de veliler olarak üzerimize düşenler var. Öğretmenin işine çok karışmadan, çocuğun atletiydi, ayakkabısının bağıydı, kilotlu çorabıydı gibi işlerle öğretmeni hasta etmemek, yıldırmamak gerek. Bunlar biz ebeveynlerin çocuklarına öğretmesi gereken şeyler, öğretmen olsa olsa pekişmesine yardımcı olabilir o kadar. Yanlış kişilere yanlış sorumluluklar yüklemeye çalışmak, angaryadan öteye anlam ifade etmez. Bıkkınlık ve yılgınlık yaratır o kadar.
Bir öğretmenin 24 kişilik sınıfta her bir çocuğun atletini kontrol edip, değiştirdiğini düşünsenize, gitti 1 saat :))) 70 kişilik sınıflardan bahsetmiyorum bile, zira onlarda öyle bir sorun olduğunu sanmıyorum !!!!! Eeeee bu zavallım daha ders anlatacak, aklı başka yerdeki çocuğu bir şekilde kandırıp derse iştirak ettirecek, sonra arada gidip planlarını kolaçan edecek, sınava birşeyler hazırlayacak, aktiviteler var. Sonra birde herşeyi bilmek ve işin içinde olmak isteyen velilerin randevuları da cabası. Onlarında işleri çok, sadece biraz empati :)
24.9.07
Nedir bu harcama merakı !!!!!!
Pazar sabahı erkenden kalktık. Maksat tatildi, oydu, buydu derken ne zamandır göremediğimiz akrabalarımıza bir sabah ziyareti tertiplemek, o kadar yol tepmişken dönerkende çatı katı için IKEA' dan ufak bir dolap bakınmak.
Sabah erken, daha İstanbul halkı uyanıp, yollara karışmamış. Güle oynaya gittik, annemizi uykudan uyandırdık :)) Ziyaretimizi yapıp, takribi 13:00 gibi dönüşe geçtik. Ümraniye IKEA ayrımına kadar gayet rahat geldik. Sonra baktık yok tıkalı, ya bir araba bozuldu ya da kaza vardır diye hiç galeyana gelmedik önce. Yok baktık, bu öyle kaza maza değil, resmen IKEA trafiği. 3 veya 4 ayda bir gideriz IKEA' ya, hadi dedik, niyetine girmişiz, dönmeyelim, biraz dayanalım.
Eşim hiçte kendinden beklenmeyecek bir performans sergileyip, biraz daha dayanalım dedi !!!!!!!! Keşke demeseydi :(
Bir ara dönelim diye düşündük, Pınar "N' olur gidedim. Ne zamandır gelmiyorduk" deyince, bir kez daha vazgeçtik. Takribi bir 20-25 dakika IKEA' da park etmek için zaman ve en önemlisi yakıt !!!!! harcadık. Zarzor bir park yeri bulduk ve IKEA' ya girdik.
Allahım, bu ne kalabalık. Restoran kısmı, IKEA' nın içi hınca hınç insan dolu. Aklıma "Heyyyyytttt ben Neşeli blogger" diye bağırmak geldi. Bağırsam kesin 3-5 İstanbul' lu blogger bulabilirim diye geçirdim içimden :)
O kalabalıkta dolap bakmak ve beğenmek kesinlikle mümkün değildi. Zira beğendiğiniz dolabı tam olarak göz hizanıza alıp, insan vücutları olmadan, dikkatle inceleme imkanı resmen sıfırdı.
Koltukların ise hiç şansı yoktu!!! Neden mi???? Koltuğun rahatlığına bakmak lazım, şöyle bir oturmak lazım. Bu testi yapabilmek için önce oturma sırasına girip, üffffff, püfffff diyerek ben diyeyim 5 dk. siz deyin 15 dk. beklemelisiniz. Hadi üfleyip, püfleyerek ve hadi diyen delici bakışlarla sizden öncekileri taciz edip, erkenden kaldırdınız, sıra size geldi diyelim, rahat edeceğinizi mi sanıyorsunuz !!!! Sıradaki diğer sabırsız bireylerin, sabırsız bakışları altında, rahat rahat koltuğa oturup, aile bireyleri ile görüş alış verişinde bulunmak öyle her babayiğidin yapabileceği birşey değil. Hele bizim ailenin bireyleri için hiç uygun değil :))
Bu nedenle hadi dedik boş verelim dolabı, kaybolma riskini akıllarda tutup, Pınar' ın elini sıkı sıkı kavradık ve koşar adım dolaştık reyonlarda. Önce banyo bölümüne uğrayıp şu itilip, kakılıp, çekilebilir :) minik aynalardan aldık kendimize, sonra Pınar' ın oyuncaklarını koymak için iki çift karton kutu kucaklayıp çıktık. Eğer dün öğlen saatlerinde IKEA' ya uğradıysanız ve ortalıkta reyonların içinden, oradan, buradan hızla geçen üç kişilik bir aile gördüyseniz, işte onlar bizdik.
Paramızı ödeyip, çıktığımızda, kalabalıktan ve yorgunluktan bitmiş vaziyetteydik. Neyse allahtan kendimize hakim olup, fazla birşey almamıştık. Yoksa bu yorgunluğa birde cepteli delik eklense bir süre kendimize gelemeyebilirdik :))
Dönüş yolunda karşı şeridin hali oldukça vahimdi. Biz geldiğimizde IKEA' nın köşesindeki kuyruk, TEM' in üzerini aşmış, Ümraniye Carrefour' ların oraya sıçramıştı. Bu IKEA' nın sırrını çözemedim, sanki buradaki ürünleri bedava dağıtıyor mübarekler :)
İstanbulluların IKEA ve Carrefour gibi alışveriş marketi çılgınlıklarına hayret ettim resmen. O kadar trafiğe, o kalabalığa rağmen insanlar nasıl ortalıklarda dolaşabiliyor ?????
Bence bu durumun kök nedenlerini analiz etmek lazım. Zira bu durum normal değil. Bu IKEA çılgınlığının, market ve tüketim açlığının derinde başka bir sebep olması lazım. Nereden bakarsan bak, mantık bunu açıklamakta zorlanıyor. Hani Ramazan' dayız desem, bu olay Ramazan' ın mantığına aykırı, Ramazan nefsimize hakim olma ayıydı benim bildiğim !!!
Bu arada bu kalabalıktan sivil toplum kuruluşları için bir pay çıkarmak lazım. Hiçbir yardım organizasyonu için bu kadar adamı bir araya toplayamazsınız. Marketlerin otoparklarına gelen araçlardan, sosyal projelere destek için 50 Krş. alınsa, memleketime binlerce ağaç, okullarımın her sınıfına bir bilgisayar alınır. Aranızda abarttığımı düşünenler varsa, lütfen haftaya pazar, saat 14:30 -15:00 civarı IKEA' ya gidin. Yokkkkk ben o kalabalığa girmem diyenlerdenseniz, o zaman bi zahmet önünden geçin. Bana hak vereceksiniz :(
Kendim için çıkardığım sonuç mu?
Kızım Neşeli, sen sen ol, Pazar günleri değil market alışverişi, burnunu kapıdan dışarı çıkarma. Kambersiz düğün olmaz ama otur evinde, bütün İstanbul halkı birbirine karışmış, sen eksik ol bari :))
Sabah erken, daha İstanbul halkı uyanıp, yollara karışmamış. Güle oynaya gittik, annemizi uykudan uyandırdık :)) Ziyaretimizi yapıp, takribi 13:00 gibi dönüşe geçtik. Ümraniye IKEA ayrımına kadar gayet rahat geldik. Sonra baktık yok tıkalı, ya bir araba bozuldu ya da kaza vardır diye hiç galeyana gelmedik önce. Yok baktık, bu öyle kaza maza değil, resmen IKEA trafiği. 3 veya 4 ayda bir gideriz IKEA' ya, hadi dedik, niyetine girmişiz, dönmeyelim, biraz dayanalım.
Eşim hiçte kendinden beklenmeyecek bir performans sergileyip, biraz daha dayanalım dedi !!!!!!!! Keşke demeseydi :(
Bir ara dönelim diye düşündük, Pınar "N' olur gidedim. Ne zamandır gelmiyorduk" deyince, bir kez daha vazgeçtik. Takribi bir 20-25 dakika IKEA' da park etmek için zaman ve en önemlisi yakıt !!!!! harcadık. Zarzor bir park yeri bulduk ve IKEA' ya girdik.
Allahım, bu ne kalabalık. Restoran kısmı, IKEA' nın içi hınca hınç insan dolu. Aklıma "Heyyyyytttt ben Neşeli blogger" diye bağırmak geldi. Bağırsam kesin 3-5 İstanbul' lu blogger bulabilirim diye geçirdim içimden :)
O kalabalıkta dolap bakmak ve beğenmek kesinlikle mümkün değildi. Zira beğendiğiniz dolabı tam olarak göz hizanıza alıp, insan vücutları olmadan, dikkatle inceleme imkanı resmen sıfırdı.
Koltukların ise hiç şansı yoktu!!! Neden mi???? Koltuğun rahatlığına bakmak lazım, şöyle bir oturmak lazım. Bu testi yapabilmek için önce oturma sırasına girip, üffffff, püfffff diyerek ben diyeyim 5 dk. siz deyin 15 dk. beklemelisiniz. Hadi üfleyip, püfleyerek ve hadi diyen delici bakışlarla sizden öncekileri taciz edip, erkenden kaldırdınız, sıra size geldi diyelim, rahat edeceğinizi mi sanıyorsunuz !!!! Sıradaki diğer sabırsız bireylerin, sabırsız bakışları altında, rahat rahat koltuğa oturup, aile bireyleri ile görüş alış verişinde bulunmak öyle her babayiğidin yapabileceği birşey değil. Hele bizim ailenin bireyleri için hiç uygun değil :))
Bu nedenle hadi dedik boş verelim dolabı, kaybolma riskini akıllarda tutup, Pınar' ın elini sıkı sıkı kavradık ve koşar adım dolaştık reyonlarda. Önce banyo bölümüne uğrayıp şu itilip, kakılıp, çekilebilir :) minik aynalardan aldık kendimize, sonra Pınar' ın oyuncaklarını koymak için iki çift karton kutu kucaklayıp çıktık. Eğer dün öğlen saatlerinde IKEA' ya uğradıysanız ve ortalıkta reyonların içinden, oradan, buradan hızla geçen üç kişilik bir aile gördüyseniz, işte onlar bizdik.
Paramızı ödeyip, çıktığımızda, kalabalıktan ve yorgunluktan bitmiş vaziyetteydik. Neyse allahtan kendimize hakim olup, fazla birşey almamıştık. Yoksa bu yorgunluğa birde cepteli delik eklense bir süre kendimize gelemeyebilirdik :))
Dönüş yolunda karşı şeridin hali oldukça vahimdi. Biz geldiğimizde IKEA' nın köşesindeki kuyruk, TEM' in üzerini aşmış, Ümraniye Carrefour' ların oraya sıçramıştı. Bu IKEA' nın sırrını çözemedim, sanki buradaki ürünleri bedava dağıtıyor mübarekler :)
İstanbulluların IKEA ve Carrefour gibi alışveriş marketi çılgınlıklarına hayret ettim resmen. O kadar trafiğe, o kalabalığa rağmen insanlar nasıl ortalıklarda dolaşabiliyor ?????
Bence bu durumun kök nedenlerini analiz etmek lazım. Zira bu durum normal değil. Bu IKEA çılgınlığının, market ve tüketim açlığının derinde başka bir sebep olması lazım. Nereden bakarsan bak, mantık bunu açıklamakta zorlanıyor. Hani Ramazan' dayız desem, bu olay Ramazan' ın mantığına aykırı, Ramazan nefsimize hakim olma ayıydı benim bildiğim !!!
Bu arada bu kalabalıktan sivil toplum kuruluşları için bir pay çıkarmak lazım. Hiçbir yardım organizasyonu için bu kadar adamı bir araya toplayamazsınız. Marketlerin otoparklarına gelen araçlardan, sosyal projelere destek için 50 Krş. alınsa, memleketime binlerce ağaç, okullarımın her sınıfına bir bilgisayar alınır. Aranızda abarttığımı düşünenler varsa, lütfen haftaya pazar, saat 14:30 -15:00 civarı IKEA' ya gidin. Yokkkkk ben o kalabalığa girmem diyenlerdenseniz, o zaman bi zahmet önünden geçin. Bana hak vereceksiniz :(
Kendim için çıkardığım sonuç mu?
Kızım Neşeli, sen sen ol, Pazar günleri değil market alışverişi, burnunu kapıdan dışarı çıkarma. Kambersiz düğün olmaz ama otur evinde, bütün İstanbul halkı birbirine karışmış, sen eksik ol bari :))
21.9.07
Mutluluk her yerde:)))))

Biz ailecek severiz gökkuşaklarını, hem de çokkkk :)
Doğanın müthiş bir zenginliğidir gökteki
kuşaklar. Hayat kaynağı suyun ve güneşin el ele verip, oluşturduğu harika bir kombinasyon !!!!
Güneşli bir havada yağmur yağmaya başladı mı başlarız gökkuşağı avına !!!!!
İlk gören çığlığı basar :)
Aaaaaa, şurada gökkuşağı var !!!!
Hepimiz ağzımız kulaklarımızda çeviririz kafaları o yöne ????
Gökkuşağını görmekle bitmez iş ayaklarının tespiti meselesi vardır birde :)
İki ayağı var mı, yok mu? Kolaçan etmek gerekir :)
Eğer iki ayaklı ise değmeyin keyfimize :))
Biz bugün bu tek ayaklı gökkuşağını gördük ailece !!
Pınar' ın kitaplarına göre gökkuşağının ayağının olduğu yerde hazine bulunurmuş, zenginlik olurmuş !!
Hiç yoktan, bir gökkuşağı ile mutlu olduk maaile :)
Mutlu olmasını bilene bir gökkuşağı bile yetebiliyor böyle :))))
Bizim bu durumumuz normal mi ????
Onu bilemiyorum işte :))))))
20.9.07
Yağ, yağ, yağmur :((
Havalar serinledi, can alıcı sıcaklar gitti ama ben hergün hava durumu sitelerine girip bakıyorum, önümüzdeki beş gün yağmur var mı? Doğudan mı gelecek, batıdan mı? Kaç gün yağacak ?????
Bugünden itibaren 3 gün boyunca yağmurlu olacakmış İstanbul. Bizim buralara yağar mı acaba diyorum ? Sonrada dua ediyorum, ne olur bizim buralara çokça yağsın. Yok bencillik falan değil !!!!!!
Kurtuluş' a, Şişli' ye, Kozyatağı' na çokça yağsa ne olacak ki, ne işe yarıyacak. Heryer taş, beton, asfalt !!!!! Günlerdir beklediğimiz yağmur suyu taşın, betonun üzerinden, kanalizasyona akıp gidecek. Doğru dürüst arıtma yok ki şehrimde, bu sular arıtılsın, yeşil alan sulamasında kullanılsın. Al Neşeli Hanım bu da arıtmadan senin bahçene düşen pay, bahçeni bununla sula desinler, neyse parası verip sulayayım :(
İşte bu yüzden duacıyım !! Şehrin asfaltına değil, İstanbul' un tepelerine, dağlarına, taşına toprağında yağsın yağmurlar. Yağsın ki toprak kana kana içsin suyu, fazla gelenleri de asfaltın altında zindan hayatı süren topraklara gitsin, paylaşım olsun, bereket olsun.
Yağmur suyunun biriktirilmesi projesi varsa ve hayata geçecekse şehrin merkezine de yağsın diye dua ederdim ama nerdeeeee :((
Bugünden itibaren 3 gün boyunca yağmurlu olacakmış İstanbul. Bizim buralara yağar mı acaba diyorum ? Sonrada dua ediyorum, ne olur bizim buralara çokça yağsın. Yok bencillik falan değil !!!!!!
Kurtuluş' a, Şişli' ye, Kozyatağı' na çokça yağsa ne olacak ki, ne işe yarıyacak. Heryer taş, beton, asfalt !!!!! Günlerdir beklediğimiz yağmur suyu taşın, betonun üzerinden, kanalizasyona akıp gidecek. Doğru dürüst arıtma yok ki şehrimde, bu sular arıtılsın, yeşil alan sulamasında kullanılsın. Al Neşeli Hanım bu da arıtmadan senin bahçene düşen pay, bahçeni bununla sula desinler, neyse parası verip sulayayım :(
İşte bu yüzden duacıyım !! Şehrin asfaltına değil, İstanbul' un tepelerine, dağlarına, taşına toprağında yağsın yağmurlar. Yağsın ki toprak kana kana içsin suyu, fazla gelenleri de asfaltın altında zindan hayatı süren topraklara gitsin, paylaşım olsun, bereket olsun.
Yağmur suyunun biriktirilmesi projesi varsa ve hayata geçecekse şehrin merkezine de yağsın diye dua ederdim ama nerdeeeee :((
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)